Peng Sanyuan’ın 2015 yapımı filmi “Kaçırılan Çocuk” (Shi Gu) ya da İngilizce kaynaklarda bilinen adıyla “Lost and Love”, gerçek öyküye dayanan, etkileyici, hüzün verici bir filmdir ve çekildiği tarihte sürmekte olan bir arayış öyküsünü anlatır.

1997’de iki yaşındayken kaçırılan oğlunu bulmak için motosikletiyle Çin’i baştan başa dolaşan bir babanın, Guo Gangtang’ın  yarı-umut dolu yolculuğudur izlediğimiz. Filmde Çin-Hong Kong sinemasının ünlü aktörlerinden Andy Lau’nun canlandırdığı karakterin adı ise Lei Zekuan’dır. Lei, çeşitli zorluklar kadar kendisine yardımcı olan insanlarla da karşılaştığı bu yolculukta, rastladığı bir Budist rahibe oğlunun yaşayıp yaşamadığını, onu bulup bulamayacağını sorar. Aldığı karşılık, “Aramaya devam et, zamanı geldiğinde mutlaka bulacaksın” şeklindedir.

VAZGEÇMEYEN BİR BABA

O zaman, 12 Temmuz 2021’de gelmiş olmalı ki, bu inanılmaz ve acı dolu arayış serüveni mutlu sonla noktalandı, Guo oğlunu buldu. Anhui’de eşiyle birlikte tarlada çalışırken kendi annesine bıraktığı çocuğun kaybolmasının üzerinden 24 yıl, filmin yapılmasının üzerinden altı yıl geçmiş ama Guo Gangtang hiçbir zaman vazgeçmemişti.

Peng Sanyuan’ın senaryoya eklediği bir başka karakter söz konusu; Lei’nin motosikletini tamir ettirirken tanıştığı, dört yaşındayken kaçırılmış, gerçek anne babasını bulmak ve bir kimlik edinmek isteyen delikanlı Zheng Shuai. Bir ailenin yanında yetişmesine rağmen kimliği olmayan, bu nedenle de tren ya da uçak bileti alamayan, üniversite sınavına giremeyen, evlenemeyen bir karakter bu. Dört yaşına dair hatırladıkları, kasabalarında bir asma köprü olduğu, çevresinde bambu ağaçları bulunduğu ve annesinin örgülü saçlarından ibaret. Yol arkadaşına, “Merak ediyorum, annemle babam da beni böyle arıyor mudur?” diye sorması onun açısından çok şey içeriyor.

Film bir noktadan sonra bu ikilinin arayışına dönüşüyor, aralarında dostluk, hatta bir tür baba-oğul ilişkisi kuruluyor ve Zheng amacına çok geçmeden ulaşarak, internet gruplarının da yardımıyla yıllar sonra gerçek anne-babasına kavuşuyor.

Final sahnesinde Lei’yi ise uzanıp giden bir yolda motosikletinin üstünde görüyoruz ve bugün itibarıyla sinema ile gerçeğin ne denli iç içe geçebildiğini, mutlu sonların yalnızca filmlerde yaşanmadığını bir kez daha anlamış bulunuyoruz.

DUYGU SÖMÜRÜSÜNDEN UZAK

Arayış yolculuğunda kendisine yardımcı olan ve borçlu hissettiği insanları defterine kaydeden, “Ancak yoldayken vicdanen rahat olabiliyorum… Evime gitmeye korkuyorum, çünkü onların gözlerine bakamıyorum, her seferinde düş kırıklığına uğruyorlar” diyen Lei, bir seferinde de Zheng’e “Çocuğunu kaybetmiş 400’ün üstünde anne baba gördüm. Bazıları boşanmış bazıları delirmiş, bazıları hâlâ arıyordu. Bazıları da intihar etti.” diyerek sarsıcı bir gerçeği dile getiriyor. Bazı sahnelerde Lei ve Zheng’ten bağımsız olarak karşımıza çıkan, kaybolan kızını yarı delirmiş bir halde arayan çaresiz annenin dramı da bu büyük gerçeğin altını çiziyor.

“Kaçırılan Çocuk”un Peng Sanyuan’ın ilk uzun metrajlı filmi olduğuna inanmak biraz güç. Baştan sona olgunlaşmış bir sinema dili egemen filme. Üniversitede psikoloji eğitimi alan Peng, çok az çocuk görüntüsüne yer vererek, duygu sömürüsü yapmadan, seyircinin göz pınarlarını harekete geçirmeyi hedeflemeden, “çocuk hırsızlığı” gibi lanetli bir gerçeği aktarıyor beyazperdeye. İnsanın içine işleyen müzik çalışması, Andy Lau’nun deneyimi, “genç kızların sevgilisi” imajından uzaklaşan Jing Boran’ın dört dörtlük performansı da seyrettiğimiz bu sarsıcı “yol dramasına” çok şey katıyor kuşkusuz.

“Kaçırılan Çocuk”u ilk kez 2016’da seyretmiştim. Asla pes etmeyen Guo Gangtang’ın oğlunu nihayet bulduğuna ilişkin haberleri okuyunca, bir kez daha seyrettim. Bugüne dek iki-üç kez izlediğim çok film oldu ama hiçbirinde böylesi mutluluk hissetmemiştim.

Tunca Arslan