Xinhua / Ye Shan

Japon hükümetinin salı günü açıklanan, Fukushima’nın kirli nükleer atık suyunu denize dökme kararı insanlığın geleceğini riske attı.

Böyle sorumsuz bir karar, deniz çevre sistemini tehlikeye atacağı ve dolayısıyla komşu ülkelerin yanı sıra uzun dönemde dünyanın geri kalanının kamu sağlığı ve gıda güvenliğini tehlikeye sokacağı için Japonya’da ve dışarda muhalefetle karşılaştı.

Japonya’nın bir ada ülkesi ve en son teknolojiye sahip bir ülke olarak iki kez düşünmesi, daha sorumlu davranması ve hem içeride hem de dışarda insanların iyiliğini dikkate alması gerekir.

Kirli atık sudan kurtulmak 11 Mart 2011’deki Fukushima nükleer felaketinden bu yana on yıllık bir sorundu. Bu kaza büyük miktarda radyoaktif maddenin ortaya çıkması ve böylece deniz çevresi, gıda güvenliğini ve insan sağlığını derinden etkilemesi ile sonuçlandı. Fukushima Nükleer Santrali çekirdeğinin erimesinden sonra büyük miktarda radyasyonla kirlenmiş su üretti. Trityum gibi nükleer reaktörlerin yan ürünü olan maddelerin filtrelenmesi, likit işleme sistemi kullanılmasına rağmen zor.

İlk olarak, Massachusetts, Falmouth’daki Woods Hole Oşinografi Enstitüsü’nden Ken Buesseler, trityumun hafif olduğunu, dolayısıyla iki yıl içinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kıyıları kadar uzak bölgelere ulaşabileceğini söyledi.

Aynı uzmana göre, Japonya’nın kullanmayı planladığı filtreleme sisteminin başarılı olup olmayacağını bir yana, atık sudaki rutenyum, kobalt, stronsiyum ve plütonyum izotopları da endişeye neden oluyor.

Daha azla endişe verici şey, atık su eğer Fukushima’dan denize dökülürse, bütün Pasifik Okyanusu etrafında dolanabilecek olması. Okyanusun radyoaktif maddeleri filtreleyip ya da sindirip sindiremeyeceği de belirsiz.

OKYANUS İNSANLIĞIN ORTAK ZENGİNLİĞİ

Eğer radyoaktif maddeler okyanus tarafından sindirilemez ya da filtrelenemezse, durum daha korkunç olacak. Deniz ekosistemi atık su ile tahrip edilince tekrar eski haline getirilemez.

Bu endişelerle, birçok Japon hükümetin planına karşı çıkıyor. Asahi Shimbun gazetesinin ocakta yaptığı kamuoyu yoklaması, yoklamaya katılanların yüzde 55’inin hükümetin kirli radyoaktif atık suyu denize dökmesine karşı olduğunu gösterdi.

Japon hükümeti bu şaşırtıcı kararı açıklandığında, yerel nükleer santral işletmecisinin depolama kapasitesinin bitmekte olduğunu açıkladı ve çevre ya da insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri dışarıda bıraktı. Japonya’nın açıklamasının tutarlı olup olmadığı bir yana, başka bir soru daha var. Bütün güvenli atık araçlarını denedi mi? Denemedi ise, niçin?

Fukushima nükleer felaketi dünyadaki en büyük nükleer kazalardan biri olduğu için, Japonya Fukushima Santrali’ndeki nükleer atıklardan kurtulunmasını sadece bir iç mesele olarak görmemeliydi. Bütün ülkelerin ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı olduğu bir dünyada, Japonya karar vermeden önce en azından komşu ülkelere ve uluslararası topluma danışmalıydı. Bu konuda herhangi bir tek taraflı karar ya da hareket sorumsuzluktur.

Basitçe söylemek gerekirse, okyanus tek bir ülkenin malı değil, bütün insanlığın ortak zenginliğidir. Nükleer atıklardan kurtulmak uluslararası deniz çevresi, gıda güvenliği ve insan sağlığı ile yakından ilgilidir. Okyanusların güvenli olmasını sağlamak bütün insanlığın ortak sorumluluğu olmalıdır. Japonya’nın ister kolaylık ister uluslararası yükümlülükleri karşısında, ortak bir geleceği olan bir topluluğa ait olduğu için, doğru seçimi yapmalıdır.