CRI Haber Merkezi

Japonya, Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki radyoaktif atık suyu denize boşaltma kararını Birleşmiş Milletler’e (BM) taşıdı.

BM Deniz Hukuku Antlaşması’na Taraf Ülkeler 31’inci toplantısında Japon temsilci, işlenmiş radyoaktif suyun denize boşaltılmasının bir zararının bulunmadığını, Japonya’nın girişimlerinin şeffaf olduğunu ve ilgili girişimlerin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından kabul edildiğini belirtti.

Uluslararası toplumu yanıltmayı amaçlayan Japonya’nın söz konusu açıklamasının aslında hiçbir dayanağı bulunmadığı apaçık.

Her şeyden önce, Japonya’nın açıkladığı gibi radyoaktif atık suyun işlendikten sonra bir zararı dokunmuyorsa, o zaman Japonya bir soruyu yanıtlamalı: Bu suyu neden ülke içinde muhafaza etmiyor da denize boşaltmak istiyor?

Fukuşima Nükleer Santrali’nde meydana gelen kazanın şu ana kadar bu alanda yaşanan en ciddi kaza olduğu herkes tarafından biliniyor. Yüklü miktarda radyoaktif madde içeren atık su, normal şekilde çalışan nükleer santrallerden boşaltılan suyla tamamen farklı. Dünyada bu tür bir atık suyun denize boşaltılması örneği yok, Japonya da bu konuda hiçbir deneyime sahip değil.

Tokyo Electric Power Company (TEPCO) yaptığı açıklamada, atık suyun arıtılmasından sonra trityum hariç çoğu nüklidin yok edilebileceğini iddia etti. Ancak Şubat 2020’de Japonya tarafından yayımlanan diğer bir raporda, işlenmiş atık suyun yüzde 73’ünün hâlâ standartların üstünde olduğu ve trityum içeren atık suyun seyreltilmesiyle toplam trityum miktarının değişmeyeceği kaydedildi.

Daha da korkunç olanı, TEPCO’nun son zamanlarda kamuoyundan nükleer atık sudaki trityumu filtrelemek için uygun teknolojiler talep etmesi. Japonya, filtreleme teknolojisine bile sahip değilken ne cesaretle işlenmiş atık suyun zararsız olduğunu söyleyebilir.

Şeffaflık konusuna gelince, Japonya atık suyun denize boşatılması kararını alırken Çin ve Güney Kore gibi komşu ülkelerle yeterince istişarede bulundu mu? Aslında Japonya’nın söz konusu kararının açıklanmasının ardından, Pasifik Okyanusu’na kıyısı olan ülkeler ve başta Pasifik Adaları Forumu olmak üzere uluslararası kuruluşlar, bu konudaki endişelerini dile getirdiler. Ancak bugüne kadar Japonya bu endişelere ciddi bir yanıt vermedi.

Japon basınına yansıyan haberlere göre, Japonya İmar Ajansı, Fukuşima Nükleer Santrali kazasının yarattığı olumsuz etkileri azaltmak için bu yılın bütçesinde halkla ilişkilere ayırdığı payı 2 milyar yene çıkardı. Japonya’nın iddia ettiği açıklık ve şeffaflık böyle bir şey mi peki?

Daha komik olanı da, Japonya’nın, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’ndan (UAEA) onay aldığını iddia etmesi. Fakat, UAEA, Japonya’nın radyoaktif atık suyu denize boşaltma kararını aslında hiç onaylamadı. Şu an UAEA, teknolojik çalışma grubu oluşturmaya hazırlanıyor ve Çin ile Güney Kore’den uzmanların çalışma grubuna davet edileceğini de kesinleştirdi. Japonya, uluslararası toplumu yanıltmak için her türlü yönteme başvuruyor.

Fukuşima’nın radyoaktif atık su meselesi, yalnızca Japonya’yla ilgili bir mesele değil. Almanya’daki bir deniz bilimi araştırma kuruluşundan açıklanan rapora göre, Fukuşima açıklarında dünyadaki en güçlü okyanus akıntısı bulunduğu için radyoaktif atık suyun denize boşaltılmasından 10 sene sonra atık suyun dünyadaki bütün sulara yayılacağı öngörülüyor. Bu, şüphesiz ki küresel deniz ekosistemi, gıda güvenliği ve insanlığın sağlığına ölçülemez etkiler getirecek.

Yalan söylemeyi ve uluslararası toplumu yanıltmayı durdurması gereken Japonya, radyoaktif atık suyu denize boşaltma kararından derhal vazgeçmeli!