Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Savuma Bakanı Llyod Auistin Asya turunda ilk durak olarak Japonya’yı ziyaret etmişti. Bu ziyaret ile Tokyo’nun göreceli önemi ortaya koyulurken, Japon mevkidaşları ile gerçekleştirdikleri “2+2” toplantılar iş birliği sürecinin kapsamına işaret ediyordu.

Toplantılar ardından yapılan resmi açıklamalar Hint-Pasifik’te Çin’e karşı kurulan yeni ABD-Japonya ittifakının altını çiziyordu. “Taiwan Boğazları’nda barış ve istikrar” vurgusu esnasında İkili Güvenlik Anlaşması’nın 5. maddesine değinilerek Çin ve Japonya arasındaki Diaoyu Adaları (Senkaku) sorunu için ABD’nin desteği resmiyet kazanmış oldu. Fakat alışılmadık biçimde, toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Japonya Savunma Bakanı Nobuo Kishi ve Motegi’nin yorumları arasında Taiwan’a dair bir söylem bulunulmuyordu. Austin ve Blinken’ın açıklamaları incelendiğinde aynı durum ortaya çıktı. Daha garip olanı ise, Austin ve Kishi’nin Taiwan’a bir saldırı durumunda iki ülkenin iş birliği yapacakları, Kyodo Haber Ajansı’nın hükümet kaynaklarına dayandırdığı bir haber ardından, resmi kaynaklarca hafta sonu duyuruldu.

Aniden ortaya çıkan bu kararda Austin ve Kishi, ABD ve Japonya arasında Taiwan konusunda yaptıkları iş birliğinin bağlayıcılığından söz etmediler. ABD yetkilileri seyahatlerinde Japonya’nın bölgesel güvenlik çıkarlarını güvence altına almaya yönelik taahhütlerde bulunarak, II. Dünya Savaşı ardından son verilen düşmanlıklarını pekiştirme girişimi güttü. 2016’da ABD Başkanı Barack Obama’nın Hiroşima’yı ziyaretinde ortaya koyulan sahne, yeni oyuncular ile çekiliyordu. Bu siyasi manzaranın ortaya çıkmasında Japon Liberal Demokrat Parti’deki “hoshu honryu” hareketini neo-muhafazakâr bir yapıya taşıyan son dört başbakan büyük rol üstlenmiş oldu. Özellikle Shinzo Abe döneminde yükselen Çin ekonomisi ve askeri gücü bir güvenlik sorunu olarak algılanıp, “Çin tehdidi” yanılgısı içinde ABD ile ortak hareket etme politikası uygulamaya koyulmuştur.

“KARDEŞLER” VE JAPON ANAYASASININ SORGULANMAK İSTEMESİ

Nobusuke Kishi (ortada) torunları Shinzo Abe (sağda) ve Nobuo Kishi (solda)  ile birlikteyken (1963)

İkinci olarak Taiwan iktidarındaki Demokratik Kalkınma Partisi (DPP) ve Japon muhafazakârların dış politika hedeflerinin mevcut çerçevede uyuştuğu görülüyor. Japon muhafazakârlar geçtiğimiz yıllarda Japonya Anayasasının devletin savaş yürütmesini yasaklayan 9. maddesini gözden geçirmişlerdi. Bu adım atılırken Japon İmparatorluğu döneminde Japonya’nın savaş suçlarını inkâr eden muhafazakârlar, Japon Öz Savunma Kuvveti (JSDF) üzerindeki anayasal kısıtlamaların kaldırılması yoluyla geçmiş imparatorluk özlemlerini ortaya koydu. 9. Maddeyi yeniden yorumlamaya öncülük eden kilit isimlerin başında, aynı soyadını paylaşmasa da Nobuo Kishi’nin kardeşi olan eski başbakan Shinzo Abe idi. İki kardeşin “A sınıf” savaş suçlusu 56. ve 57. dönem Japonya Başbakanı Nobusuke Kishi’nin torunu olduğunu da hatırlamakta fayda var. Gelenekler ile sürdürülen Japon siyasetinde LDP’nin Çin karşıtı tutumunun derin bir geçmişe sahip olduğunu söylemek mümkündür.

Japon muhafazakârlarının tarihten gelen Çin düşmanlığı, Taiwan üzerinden meşrulaştırılmak istenebilir. Amerikalı muhafazakârların verdiği destekler ile uzun süredir Taiwan’ı cesaretlendirmesi bölgede yeni bir politikanın çeşitli aktörler üzerinden şekillendirse de çıkarlar ön planda tutulmuştur. Bu bağlamda bölgede yükselen bir Çin’in barışçıl birleşme çağrılarını göz ardı edip bu süreçte destekçiler ile hareket etmek isteyen Taiwanlı siyasetçiler, destekçilerinin tarihten gelen çıkar ve beklentilerini iyi okumalıdır.