İsviçre, yedi yıllık bir müzakere sürecinin ardından Avrupa Birliği (AB) ile imzalamayı planladığı anlaşmadan çekildi. İkili ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla devam eden müzakereler kapsamında görüşmeler, Kasım 2018’de taslak bir metne dönüştürülmüş, Bern ve Brüksel heyetleri sık sık bir araya gelmişti. Tartışmalı başlıklar, ücretler ve çalışan hakları ile kişilerin serbest dolaşımıydı.

İsviçre, Avrupa Ekonomik Alanı vatandaşlarına serbest dolaşım ve ikamet hakkı veren Vatandaş Hakları Direktifi (CRD) adlı 2004 AB yasasının dâhil edilmesini savunuyor. Ancak İsviçre, AB vatandaşları için daimi ikamet, iş arayanlar ve öğrenciler gibi istihdam edilmeyen kişiler için sosyal güvenliğe erişimi anlaşmaya dâhil etmek istemiyor. AB ise bu konuların tek pazarın temelinde yer aldığı ve tartışılamayacağı görüşünde. İsviçre, Avrupa Ekonomik Alanı üyeliğini 1992’de yapılan referandumla reddetmiş olsa da 120 ikili anlaşma ile AB’nin iç pazarına neredeyse tam erişime sahip ve pasaportsuz seyahat bölgesinin bir üyesi.

Bugün İsviçre’de yaklaşık 1,5 milyon AB vatandaşı, AB Bloku’nda da 500 bin kadar İsviçre vatandaşı yaşıyor. Avrupa Komisyonu tarafından açıklanan verilere göre, İsviçre, Çin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Birleşik Krallık’tan sonra AB’nin dördüncü en büyük ticaret ortağı konumunda bulunurken AB ise İsviçre’nin en fazla ticaret yaptığı yer.

AVRUPA KÜRESEL SAHNEDE GÜÇ KAYBEDİYOR

Kararın ardından yapılan açıklamalara baktığımızda, İsviçre Konfederasyon Başkanı Guy Parmelin, gerekçe olarak önemli konularda anlaşma sağlanamamasını göstererek, “Yerel istişareleri dikkate alarak ve son aylarda yapılan müzakerelerin sonuçlarına dayanarak müzakereleri sonlandırmaya karar verdik.” dedi. Avrupa Komisyonu ise “Anlaşmayı gerçeğe dönüştürmek için son yıllarda kaydedilen ilerleme göz önüne alındığında bu karardan dolayı üzgünüz.” ifadelerini kullandı.

İsviçre’nin bu kararı, beş yıl önce Birleşik Krallık’taki gibi bir siyasi deprem yaratmadı. Yedi yıllık diplomatik hayal kırıklığından sonra çoğu İsviçreli karardan memnun gözüküyor ancak basındaki yorumlarda insanların bir kısmı, İsviçre’nin AB’ye karşı konumunda zayıf olduğuna inanıyor. Yine yorumlardan alıntı yaparsak, müzakerelerin kamuoyu desteği eksikliğinden ziyade siyasi nedenlerle sonlandırıldığını düşünenlerin sayısı da hayli fazla.

Karar, İsviçre’de Birleşik Krallık kadar ilgi görmese de İngiliz basınında dikkat çeken yorumlardan biri The Daily Telegraph’ta yer aldı. Haberde bozulan anlaşmanın, Brexit’in Büyük Britanya açısından doğru bir karar olduğunu gösterdiği aktarılırken “AB açıkça artık serbest ticaretten yana değil. Bunun yerine komşularının ekonomik ve sosyal hayatlarına giderek daha çok müdahil olmak istiyor. Ya AB üyesisin ya da AB seni fiilen üye olmaya zorlamak için elinden geleni ardına koymaz. Atak ve daha az talepkâr bir Birleşik Krallık önümüzdeki yıllarda dünyanın diğer ülkeleriyle AB’den çok daha başarılı ilişkiler kuracaktır. AB giderek artan korumacılığı ve kibriyle gerileme riski alıyor.” ifadelerine yer verildi.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN ARTAN KORUMACILIĞI

İsviçre şimdi AB ile ekonomik bağlarının kademeli olarak bozulması ihtimaliyle karşı karşıya. Fakat siyaset bilimi uzmanları, bunun dünyanın en zengin ülkelerinden biri için felaket olmayacağını söylüyor. Yedi yılın ardından müzakereler sona erse de yüksek oranda kabul gören durum şu ki, AB eski gücüne sahip olmadığı gibi çekiciliğini de yitirdi. Birleşik Krallık’ın AB’den çekilmesi ve son olarak İsviçre’nin kararı bir kez daha AB’nin etkinliğini sorgulattı. Son yıllarda AB ile ilgili eleştirilerde sıklıkla AB üyelerinin dış politikada birlik içinde hareket edemedikleri söylenir ve bu nedenle de AB’nin süper güç olma özelliğini giderek kaybettiği öne sürülür. AB’nin gücünü yitirdiği bu dönemde Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinin ekonomi alanında yaptığı ilerleme ise dikkat çekici. Şüphesiz bu ülkelerin ekonomik alandaki başarıları siyasi alandaki güçlerinin de artmasını sağlıyor.

Pandemi ile mücadele edilen süreçte, AB güncel ekonomik göstergeler açısından oldukça zor durumda. Örneğin, Londra merkezli danışmanlık şirketi Capital Economics kısa süre önce yaptığı tahminde 2019’daki Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) düzeyine Almanya’nın ancak 2022’nin başına kadar, Fransa’nın 2022 içinde ulaşabileceğini, İtalya ve İspanya’nın ise “2023’e kadar” bile ulaşamayacağını bildirmişti.

Çok değil, üç yıl öncesine dönersek, eski AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker önemli bir açıklama yapmış ve “Avrupa küresel sahnede güç kaybediyor. Kültürel olarak varız ama baskın değiliz.” demişti. Aradan fazla bir zaman geçmedi ama belki biraz da pandeminin etkisi ile o günden bugüne AB açısından pek bir değişiklik olmadığı açık zira Avrupa’nın küresel sahnedeki gücü azalmaya devam ediyor.

Tuğçe Akkaş