Afganistan gündeminin gölgesinde kalan Bağdat İş Birliği ve Ortaklık Konferansı 28 Ağustos’ta toplandı. Ters kutuplarda konumlanan devletleri aynı masa etrafında buluşturan zirveyi yerinde izleyen Abdullah Ağar, “Sayın Erdoğan katılsaydı Türkiye’deki yankısı çok daha büyük olurdu.” dedi.

“Arap Baharı” olarak tarif edilen tarihsel kesitte birbirine zıt hatta yer yer düşman konuma gelen ülkeler 28 Ağustos’ta Irak’ın Başkenti Bağdat’ta İş Birliği ve Ortaklık Konferansı’nda buluştu.

Zirveyi yerinde izleyen Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Abdullah Ağar, izlenimlerini Dünya Postası programında paylaştı. Ağar, “Önemli olan o zirvenin yapılmasıydı.” cümlesiyle konferansı özetledi.

Dünyanın Afganistan’daki tahliye sürecine kilitlendiği bir anda toplanan İş Birliği ve Ortaklık Konferansı’na Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi, Ürdün Kıralı 2. Abdullah, Katar Emiri Temim bin Hamed al Sani, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Başbakanı Muhammed bin Raşid al Maktum, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faisal bin Ferhan, İran Dışişleri Bakanı Emir Abdullahiyan katıldı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın davetli olduğu zirvede Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu temsil etti. Abdullah Ağar, “Sayın Erdoğan’ın katılmasıyla ilgili bir beklenti vardı. Sayın Erdoğan katılsaydı Türkiye’deki yankısı çok daha büyük olurdu.” dedi.

IRAK’IN İSTİKRAR ARAYIŞI

Bölgesel ve küresel güçlerin çatışma ile hesaplaşma sahası olmak istemeyen Irak, ülkede istikrar için diplomasi kartını sonuna kadar kullanma niyetinde. Bu çabaları yerinde izleyen ve uzun yıllar Bağdat’ta görev yapmış olan Ağar, zirvenin Irak açısından anlamına ilişkin şunları söyledi:

“Son derece önemli bir zirveydi. Irak açısından yaklaşık 40 yıldır böyle bir zirve toplayamamışlar. 40 yıl sonra gelen bir zirve. Irak adına önemliydi. (Başbakan) Kazımi için büyük bir prestij olduğunu düşünüyorum. Çok netameli konulara girilmedi. Önemli olan o zirvenin yapılmasıydı. Bir krize sebep verebilecek, herkesin birbirinin ayağına bastığı konular çok gündeme gelmedi. Herkes olumlu mesajlar verdi.”

Irak Başbakanı Mustafa el Kazımi ile bir toplantı yapıldığını aktaran Ağar, toplantıdan şu notları paylaştı:

“Kazımi ile bir toplantı yaptık. Türkiye’ye yönelik verdiği mesajlar son derece gerçekçiydi. ‘Türkiye gerçeğini kabul etmemiz lazım, Türkiye Türkiye’dir, ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Türkiye bizim açımızdan son derece önemli bir ülke, gerek turizm gerek sağlık gerek de iş birliği açısından.’ dedi.”

ABD SİLAHLARI HANGİ ELLERE GEÇTİ?

Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, ABD’nin Afganistan ve Irak’tan çekilme gündemleriyle ilgili ise şunları kaydetti:

“Arap Baharı veya Büyük Orta Doğu Projesi yeni bir gerçeklik yarattı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) oyunu farklı şekillerde oynama kapasitesine sahip. ABD’yi iyi okumak lazım. ABD Irak’tan, Afganistan’dan hiçbir zaman çekilmez. Farklı bir gerçeklik yaratır. Farklı bir siyasi ve stratejik uygulama ortaya koyar. Afganistan’dan; ABD çekildi gibi bir cümle kurabilir misiniz? Bu cümleyi birileri kurabilir ama bizim dünyamızda onlara gülüp geçerler.”

Taliban’ın bölgede üreteceği sonuçları öngörmeye çalışıyor diyen Ağar “büyük bir istikrarsızlık fotoğrafının var” olduğunu belirtti ve ekledi:  

“IŞİD’in şu an 22 ülkede varlığı var. IŞİD kendisini gösterebilir. Kendi gücüyle stratejik etki gösterebileceği coğrafyayı Afrika olarak değerlendiriyorum. Orta Doğu’da şu safhada gözükmüyor.”

2014 yılında Musul kentinin IŞİD’in eline geçmesinin ardından Irak ordusundaki ABD menşeili silahlar terör örgütünün eline geçmişti. Ağar, Afganistan’daki kaos ortamında el değiştiren ABD silahlarının akıbeti hakkında şu soruyu gündeme getirdi:

“Taliban, Pençşir’de isyancı grup olarak tanımladığı Şah Mesud’un oğlu Ahmed Mesud’tan aldığı silahları geri vermesini istedi. Ne kadar silah aldığını bilmiyoruz Şah Mesud’un ama şu soruyu sormak zorundayız: DAEŞ ne kadar silah aldı? DAEŞ ne kadar Amerikan silahını ele geçirdi?”