CGTN / Bobby Naderi

İran’da 18 Haziran’da milyonlarca İranlı seçmen cumhurbaşkanlığını eski Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’ye devreden bir yarışta oy kullandı. Reisi, Tahran yönetimi büyük ülkelerle yaptığı nükleer anlaşmasını ve kendisini bölgesel gerilimlerden kurtarmaya çalıştığı bir dönemde ılımlı Hasan Ruhani’den görevi devralmaya hazırlanıyor. Reisi, İran’da nihai güce sahip Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’e yakın biri olarak biliniyor. Bununla birlikte İran anayasasına göre, cumhurbaşkanı aynı zamanda endüstriyel işlerden dış politikaya kadar birçok alanda önemli etkiye sahip bulunuyor.

Bu bağlamda, Reisi yeni bir yaklaşım arzusunun işaretini verdi ve nükleer anlaşma ile bölgesel diyaloğu canlandırmak için önemli enerji yatırımları yapmaya istekli olduğunu söyledi. Bu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın ve İran’ın komşularının seçeneklerini genişletiyor. Onlar, diplomasiye kapıları kapayan sadece baskı yaklaşımını sürdüremezler. Nükleer anlaşmayı kurtarmalılar ve diplomasinin gerilimleri azaltabileceği inancı görüşünü yeniden sağlamamalılar.

KIRILGAN BİR BÖLGEDE İSTİKRARI SAĞLAMAK

Eski ABD Başkanı Donald Trump 2018 yılında, Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) olarak da bilinen 2015 yılındaki İran nükleer anlaşmasından çekildi ve İran’a karşı “azami baskı” yaptırımları kampanyası başlattı. İran bir nükleer silaha sahip olmaya çalıştığı iddialarını reddetse bile Trump, İran’ı bir nükleer bomba yapmayı planlamakla ve Irak, Lübnan, Suriye ile Yemen’deki müttefikleri aracılığıyla Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırmakla suçladı.

Sonuç olarak, İran’ın aşırı muhafazakâr kampı ABD’ye karşı derin bir güvensizlik hissediyor. Buna rağmen, cumhurbaşkanlığına seçilen Reisi dâhil olmak üzere muhafazakâr ve reformcu siyasi partiler arasında, İran’ın, nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan Viyana’da devam eden görüşmelerde ABD yaptırımlarını sona erdirmek için çabalaması gerektiği yönünde yaygın bir uzlaşma var. Onlar ayrıca bölgesel gerilimlerin çözülmesi için diplomasiden yana tavır koyuyorlar.

Yeni bir anlaşmaya varılamamasının Orta Doğu’da nükleer yasak girişimini öldürebileceği vurgulanıyor. Hassas bölge, ABD’nin nükleer anlaşmaya dönmesini cesaretlendirecek tarihi bir fırsatla karşı karşıya bulunuyor. Bu, uluslararası yasaları, çok taraflılığı ve uluslararası kurumları destekleme zamanıdır. ABD ve müttefikleri bu fırsatı değerlendirmeli ve Orta Doğu’da nükleer silahları yasaklayabilecek bir anlaşma görüşmelerinde aktif olarak yer almalıdırlar.

Reisi’nin seçilmesi, gelecek dört yıl ülkenin dış politikasını potansiyel olarak önceki seçimlere göre daha fazla şekillendirecek. Bütün bunlar, İran’daki seçimlerle ilgili en yaygın yanlış anlamalardan birini gösteriyor; İran’ın konuşacak bir siyaseti yok. Tam tersine, siyasetin ve seçimlerin ülkeye, bölgeye ve dünyaya birçok fark kattığı bir yer burası.

Batı’daki kurumsal medya kuruluşlarının önermek istedikleri şeyin aksine 18 Haziran seçiminin sadece İran için değil, aynı zamanda komşuları için de önemli sonuçları olacak. Güç dengesinin şekillenmesinde, Suriye ve Yemen’de devam eden çatışmalarda, İran liderliğinin gelecek seçiminde ve nükleer anlaşmanın sürekliliğinde belirleyiciliğini kanıtlayacak. 18 Haziran seçimini umursamamak ve sadece bir görünüşü kurtarma olarak reddetmek yanlıştır.

GEREKLİ, İSTENEN VE OLASI

Reisi, seçim kampanyası sırasında bölgesel diyalog ve uzlaşma için nitelikli bir desteği temsil etti. Reisi, Suriye ile Yemen’deki mevcut krizleri çözmek ve gerilimleri azaltmak için diplomasiye ve bölgesel çabalara güvendi. Sonuç olarak, uzlaşma gerekli, istenen ve olasıdır ve askeri çatışmalardan İran ile bölgesel rakiplerinin de arasında bulunduğu hiç kimse kazançlı çıkamaz.

Ayrıca, bölge, İran ve Suudi Arabistan arasındaki gerilimlerden ya da özellikle ABD’nin petrol zengini Arap müttefiklerini –gerekirse güç kullanarak– İran’dan korumak için özel bir dizi sorumluluğu bulunduğunu kabul eden “koruma sorumluluğundan” ortaya çıkan yabancı askeri müdahaleden faydalanamaz. İran ve Suudi Arabistan arasındaki gereksiz gerilimler, askeri varlığı da kapsayan bölgesel üstü güçler için bir tehdit alet kitine entegre edildi. Toplu olarak, sömürge stratejisi, gerilimlerin daha sık meydana gelmesi ve önceki dönemlere nazaran daha fazla zarar ve maliyet üretmesiyle bölgesel güvenlik için azalan bir kaygı çağını desteklemeye yardımcı oldu.

Ancak askeri karşılaşmanın dışında düşünen İran, bölgesel diyalog vizyonunu hayata geçirmek istiyor ve gerilimleri çözmeyi amaçlayan herhangi bir konferansa temsilcilerini göndermeye hazırlanıyor. İran’ın bu tür barış görüşmelerine samimiyetle ve ön koşulsuz katılmasını bekleyebilirsiniz.

Gerilimlerin ve kendine hizmet eden anlatıların İran ya da komşularına herhangi bir fayda getirebileceğine inanmak büyük bir hatadır. Bu tür değerlendirmeler, sadece daha fazla gerilime verilen desteğin yanı sıra farklı bölgesel, aşiret ve mezhep unsurları arasındaki diyaloğun uygulanmasını önleme çalışmalarını haklı çıkarabilir.

Aslında, İran ile Arap komşuları arasındaki uzlaşma potansiyeli, bölgesel ilişkilerin heyecanı arasında ve barış odaklı İran, liderinin ve ilgili askeri, endüstriyel, medya ile düşünce kuruluşu komplekslerinin desteğine sahip bir cumhurbaşkanı seçtiğinde ortaya çıkıyor. Onların hepsi, komşularıyla iyi ilişkiler ve nükleer anlaşmayı çözmek istiyorlar. Ağustos ayına kadar gerilimlerin en kötüsü sona erebilir.