Çin ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki sorunlar listesindeki maddelerden biri, insan hakları konusu olarak gösterilir. 30 yıla yakın süredir iki ülke arasında adeta bir rapor savaşı yaşanıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı her yıl kendini dünyanın “insan hakları komiseri” görerek ülkelerin insan hakları durumuyla ilgili rapor yayınlar. Çin de buna tamamen Amerikan kaynaklarına dayanarak “ABD’nin insan hakları sicilini” açıklar. Irk ayrımcılığı, cinsiyet ayrımcılığı, zengin ile yoksul arasındaki uçurum, toplumdaki şiddet, bireysel silahlanma, cinayetler, hapishanelerin durumu vb. Amerikan kurumlarının verileriyle anlatılır.

1990’lı yıllarda Çin’in yayınladığı yanıtlardan birinde bir kış gecesi ABD’nin bazı sokaklarında onlarca insanın donduğunu “Amerikan gazetelerinden öğrendikleri” ifade edilmişti. Tarih, şehirler ve ölen insan sayısı da verilmişti. “Oysa Çin’in bazı şehirlerinde daha sert soğuklar yaşanmasına rağmen donarak ölen insan olmadı.” denmişti. Bence bu kıyaslama iki sistem arasındaki temel farkı gösteriyordu.

“NEFES ALINAMAYAN ÜLKE”

Benzer tartışma geçen mart ayında da tekrarlandı. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezindeki “Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Uluslararası Günü” programında konuşan ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield Çin’e bazı suçlamalar yöneltti. Konuşma listesinde olmadığı halde söz alan Çin’in BM Daimi Temsilci Yardımcısı Dai Bing de ABD temsilcisinin iddialarının “Baştan sona söylenti ve çıplak yüzlü bir yalan” olduğunu belirtti. Bing, ABD’yi Çin’in iç işlerine karışmakla suçlayarak ABD’nin diğer ülkelere ne yapacağını söylemesinden ziyade kendi “rezil insan hakları sicili”ne bakması gerektiğine işaret etti.

Çin, Washington’ın insan hakları ile ilgili yaptığı suçlamalara ABD’de yaşanan hak ihlallerini toparladığı 28 sayfalık raporla cevap verdi. Irkçılıktan gelir eşitsizliği ve pandemi ile mücadeleye kadar çok sayıda sosyal soruna değinilen 28 sayfalık rapor, “Nefes alamıyorum” sözleriyle başlıyordu. Açılış cümlesi, polis müdahalesi sırasında hayatını kaybeden siyahi Amerikalı George Flyod’un son sözleriydi. Floyd bir polis memurunun ayağını boğazına 9 dakika boyunca bastırması sonucu boğularak yaşamını yitirmişti.

Raporla ilgili bilgi veren Nankai Üniversitesinden İnsan Hakları Merkezi Başkanı Chang Jian, Kongre’de yaşananların Amerikan demokrasisinin eksikliklerini gün yüzüne çıkardığını savundu. Jian, “ABD’de her iki parti kendi çıkarlarını korumak için halk arasına ayrımcılık ve şiddet tohumları ekmekten kaçınmıyor. Soruyorum, Amerikan halkı mevcut demokratik sistemde mi refaha kavuşacak?” ifadelerini kullandı.

ÇKP’NİN BAŞARILARI

Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi tarafından önceki gün, Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) insan haklarına saygı gösterme ve insan haklarını koruma çalışmaları konulu beyaz kitap yayımlandı.

Beyaz kitapta Çin’de reform ve dışa açılma politikasının uygulandığı dönemde kişi başına düşen konut alanının 6 kat arttığı aktarılıyor. Beyaz kitapta açıklanan verilere göre, Çin’de hamile ve lohusa kadınların ölüm oranı 100 binde 17,8’e, bebeklerin ölüm oranı ise binde 5,6’ya düştü. Bu iki oran, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1949 yılından önce ayrı ayrı 100 binde bin 500 ve binde 200’dü.

Son belgedeki veriler arasında en çarpıcı olanın ortalama yaşam süresiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Çin’de ortalama ömür 2019’da 77,3 yıla yükseldi. Bu süre Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1949’da sadece 35 yıldı. İki sistem arasındaki temel farklardan birini, hatta birincisini gösteren bir veri. En temel insan hakkı, insanın yaşama hakkı değil mi?

Kamil Erdoğdu