CGTN

Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi, fizyolojik ihtiyaçları -gıda, su, hava, insanların hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu şeyleri- insan dürtülerinin temeli olarak kabul eder. Bu dürtülerin temelinde güvenlik, aşk ve ait olma, itibar ve en tepede kendini gerçekleştirme vardır.

Demokrasi ile özgürlüğün bu hiyerarşide yeri olup olmadığı tartışmalıdır ama kesinlikle fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarının bir parçası değildirler. Hayatta kalmak için temel koşullar ya da bir kişinin hayatını bugünden yarına hayatta kalma mücadelesinin ötesine taşıma ihtimali olmadan hiçbir şeyin önemi yoktur. Bu Çin’in insan haklarını nasıl gördüğünün merkezinde yatan şey ve Batı’nın Çin’i ayıplamasının nedenidir.

Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) 1949’da kurulduğunda, hükümet on yıllar süren savaşlar ve iç çatışmalardan harap olmuş geniş bir ülkeyle karşı karşıyaydı. Ülke hayatta kalmak için tarıma bağlıydı. Değişik hesaplamalara göre. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) kişi başına Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH) Çin’inkinden 100 kattan daha fazlaydı ama Çin’in 540 milyondan fazla nüfusu vardı ve bu küresel nüfusun yaklaşık dörtte birini oluşturuyordu.

ÇİN HALKININ SEÇENEKLERİ VE İMKÂNLARI ÇOK FAZLA ARTTI

Bu yüzden ekonomik kalkınma öncelikli hale geldi. Yoksulluğu ortadan kaldırmak ve insanlara daha iyi yaşamın yollarını sağlamak Çin hükümetlerinin politikalarının merkezi olmaya devam etti. Çin’in 12 Ağustos’ta yayınladığı yeni Beyaz Kitap, 2020’nin sonunda yoksulluk içinde yaşayan kırsal kesimdeki nüfusun yüzde 98,99’unun mutlak yoksulluktan kurtarıldığını gösteriyor. 1978’de 400 yuan’dan az olana kişi başına GSYİH 2020’de 72 bin yuan’a çıktı. Beş etnik özerk bölgenin, yani Xinjiang, Tibet, İç Moğolistan, Ningxia ve Guangxi için ortalama harcanabilir gelir 1978’di 150 yuan iken 2020’de 24 bin 534 yuan’a çıktı. Çin’de yoksulluk sınırı üstündeki insanların sayısı yoksulluğu azaltma çabaları sayesinde küresel yoksulluk sınırı üstündeki insanların yüzde 70’ten fazlasını oluşturuyor.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 1 Temmuz’da bütün yönlerden orta derecede refah toplumu inşa etmek şeklindeki ilk yüzyıllık hedefini gerçekleştirdiğini ilan etti. Bu Çin’de insan haklarının -her yönden- daha iyileşmesi için sağlam bir temel oluşturuyor. Çin halkının seçenekleri ve imkânları on yıl öncesiyle karşılaştırıldığında bile çok fazla arttı.

ABD ve birçok batılı ülke bunu göremiyor. Onlar kendi “özgürlük” ve “demokrasi” fikirlerine insan haklarının savunulmasında o kadar orantısız bir rol biçiyorlar ki, ne tanımlarının dokunulmaz olmadığını ne de boşluktan doğmadığını unutuyorlar. İnsanların bütün değerlerin peşinden gidebilmesinden önce hayatta kalmalarının garanti altına alınması zorunludur. Ve kendi ülkelerinde insan haklarının durumunun hızla kötüleşmesinin nedeni de aynı cehalettir. ABD hükümeti kamuoyunun kamu sağlığı önlemlerine karşı sabrını taşırmayan, aynı zamanda salgını önetmede kendi itibarını da yok eden karantinalar ve yeniden açmalar arasında sallandı durdu. Bozuk özgürlük görüşü ABD’yi virüsün yüz binlerce Amerikalının canını almasını yanı sıra ekonomisinin yüzde 3’üne mal olmasını önlemekte başarısız olmasına neden oldu.

ÇİN’İN YÜZ MİLYONLARCA İNSANI YOKSULLUKTAN KURTARMASI İNSANLIĞIN GELİŞME TARİHİNDEKİ EN BÜYÜK BAŞARILARDAN BİRİ

Ölenlerin insan hakları nelerdir? İnsan haklarının sağladığı hiçbir faydadan yararlanamayacaklar. Yaşayanların hayatı da sürekli bir virüs tehdidinin altında ve geçinmeleri de belirsiz ekonomik gelecek yüzünden muallakta. ABD’nin Covid-19 salgın konusundaki ihmalciliği en büyük zulümlerden birine neden olurken, Çin’in yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarması insanlığın gelişme tarihindeki en büyük başarılardan biridir.

İnsan haklarının gerçekliğe uydurulması zorunludur. Felsefi ve yüce gelecek bazı şeyler olsa da insan hakları siyasetçi ve politika belirleyicilerin yönetmesi gereken en pragmatik sorundur. İnsan hakları hayaller üzerine kurulamaz ve insanların temel ihtiyaçlarından uzak olamaz. İnsan haklarının, insanlar onun faydalarından yararlanmak için yaşayamayacaklarsa hiçbir anlamı yoktur.