Global Times

Çin toplumunda mutlak yoksulluk ortadan kaldırıldı. Bu hedefe ulaşmak için, 1,4 milyar nüfusa sahip bu büyük gelişmekte olan ülkenin sağlam bir siyasi kararlılığa ve toplumun kalıcı iş birliğine sahip olması zorunluydu. Bizim için sosyal medya platformlarında yoksul insanlara sempati duymak ve yardım etmek görülmedik bir şey değil ve bu sık sık dünyayı değiştiren sonuçlar doğurur. Ancak, Çin’in yoksulluğa karşı mücadelesi kırsal alanlardaki yaklaşık 100 milyon insanla karşı karşıya. Bu ne kadar azimli, uzun dönemli bir adanmışlık gerektirir. Eğer ilk niyette herhangi bir liyakat ya da gösteriş hırsı olsaydı, bu misyon yarı yolda başarısız olurdu.

Bu en unutulmaz ve gösterişsiz yardımseverliktir. Çin bir sosyalist ülke ve insan merkezli yaklaşımı bir retorik slogan değildir, aksine gerçek bir adanmışlıktır. Bu Çin ve insanlık tarihinde daha önce görülmemiş amaca ulaşılması birkaç yıl ve birbirini takip eden adımlar atılmasını gerektirdi.

Yoksul insanlara yardım etmekle ilgili sayısız dokunaklı hikâye var. Fakat, birçok insanın beklemeyeceği şey, bu yoksulluğa karşı belirleyici mücadele nedeniyle, insani trajedilerin nasıl önlendiği ve insanların eşitlik arayışına nasıl birçok imkân ve umudun eklendiğidir.

Bazıları yoksulluğun azaltılmasında kazanılan başarıların niteliğinden şüphe duyabilirler ve bu kişilerin tekrar yoksulluğa geri dönebileceği ihtimalini gündeme getirebilirler. Ancak bu büyük projeyi bilenler, hükümetin bu konuları internette gündeme getirilmeden önce ele aldığını ve bunlarla ilgilenilmesi çabasının yerel yönetişimin en kalıcı ipuçlarından biri olduğunu bilirler.

Çin’deki insan haklarına Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Kanada gibi 5 Göz İttifakı üyeleri ve başka bazı Batılı ülkeler tarafından yöneltilen şiddetli saldırıların zirveye çıktığı bir zamana denk geldi. ABD ve diğer ülkeler Çin’deki “siyasi ve insan hakları” üzerinde dururken Çin yoksulluğu ortadan kaldırma konusunda somut başarılar kazandı. ABD’nin Covid-19 salgınındaki can kaybı 500 bine ulaşmışken, Çin kendi halkını başarıyla korudu. Bu insan hakları alanında “söylemekle” “yapmak” arasında benzeri görülmemiş bir tesadüftür.

ÇİN’İN MUTLAK YOKSULLUĞUN ORTADAN KALDIRILMASINI İLAN ETMESİ

Yoksulluk insan hakları ihlallerinin asıl nedeni olarak görülebilir. Dünyadaki birçok insan yoksul olmanın ne demek olduğunu anlayabilir. Yoksulların çoğunlukla ağır basan arzusu kendilerini ve çocuklarını yoksulluktan kurtarmaktır. Çin hükümeti İngiltere ve Kanada’nın toplam nüfusu kadar insanı geçen 8 yılda mutlak yoksulluktan kurtardı ve onların yaşamını yeni bir yola soktu. Bunların birçoğu Çin’deki Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşıyor. Bu, Çin’in insan haklarını nasıl sağladığını gösteriyor.

Büyük bir nüfusa sahip olan Çin’de insan haklarının sağlanması karmaşık bir konudur. O “Küçük Batılı ülkeler” her zaman Çin için gündemi belirler ve Çin’e ne yapması gerektiğini söylerler. Bunun gülünç olduğunu düşünmezler mi? Dünyada 100 milyon insanı 8 yıl içinde yoksulluktan kurtarmaktan daha önemli bir insan hakları gündemi var mı? Çin halkı, son yıllarda ABD ve Batının insan hakları konusundaki manipülasyonlarından giderek daha çok tiksindi. Onların Çin için iyi olanı istemediklerini, çünkü bizim şimdi kendi insan hakları ölçümüz olduğunu söyleyebiliriz.

Çin’in son yıllarda insan haklarını sağlaması insanlarını yoksulluktan kurtarmaya odaklandı. Çin’in reform ve dışa açılmadan önce neredeyse dünyanın en düşük kişi başına Gayri Safi Yurt İçi Hasılası’na (GSYİH) sahip olmaktan bugün orta gelirli ülkeler düzeyinin üstüne çıkması, Çin halkına her türlü refahı, onuru ve umudu getirdi. Yaşamak onuruyla yaşamaktır. Bu Çin halkının en büyük arzusudur ve aynı zamanda Çin halkının ortak insan hakları görüşünün köşe taşıdır.

Çin halkı dünyaya alçakgönüllü bir şekilde bakıyor ve diğer ülkelerinden gücünden ders çıkarıyor. Bizim için bazı “küçük Batılı ülkelerin” neden Çin’in insan hakları alanındaki gelişmesini bu kadar açık başarılar karşısında küçümsediğini ve Çin’in büyük kalkınmasını başarısız olarak görmelerini anlamak zor. Bu dar kafalılık ve huysuzluk mu? Diğer türlü, nasıl tümüyle Çin karşıtı düşünceler taşırlar ve bizim değerli sonuçlarımızın yerine bir avuç anlamsız kavram koyarlar. Neden kendileri bunu başaramazken gelişmekte olan Çin’in insan haklarını koruyabileceğini düşünemezler?