Bu yıl Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) kuruluşunun 100. yıl dönümü kutlanıyor. Gerek ekonomik gerekse siyasal olarak ÇKP’nin başarıları dünya tarafından yakından takip ediliyor.

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kerem Gökten, CRI Türk’te Tuğçe Akkaş’ın hazırlayıp sunduğu “Güne Başlarken” programına konuk oldu.

ÇKP’nin iç savaşın galibi bir parti olduğunu belirten Doç. Dr. Gökten, ÇKP’nin aynı zamanda Japon işgaline karşı mücadelenin galibi bir parti olduğunu da ifade etti.

ÇKP, ÜYELERİNİN ÜÇTE BİRİ KADIN

ÇKP’nin 1949 yılında kurulan Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olduğunu kaydeden Gökten’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“ÇKP, ‘utanç yüzyılı’ dediğimiz süreci sonlandıran bir parti. ÇKP aynı zamanda ülke çapına politik iktidarını yaymayı ve politik birliği sağlamayı başaran ayrıca iktisat tarihinde görmediğimiz bir biçimde hızlı ve kesintisiz büyüme performansını da gösteren bir parti.

90 milyon civarında üyesi olan ve bunun üçte birinin kadın olduğu bir parti. Yine üyelerinin üçte biri ‘doğrudan üreticiler’ dediğimiz sınıflardan oluşuyor. Son yıllarda da burjuvazi dediğimiz katmanlardan da kontrol altında tutmaya çalışarak üye kabul etmekte.

Devlet kurulduktan sonra kültür devrimi aşaması var. Kültür devriminden önce nasıl bir kalkınma stratejisi izleneceği yönünde yaşanan iç tartışmalar var. 70’li yılların sonunda ama esasen 90’lı yıllarla birlikte izlenen reform ve dışa açılma hamleleri var.

Küreselleşmenin eğer bir nimeti varsa kalkınma süreci açısından, bu nimetlerden Çin’in yararlandığını söylemek mümkün. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) girdiği çizgi karşısında, çok taraflılığın en önemli savunucusunun Çin olduğunu görüyoruz. Ekonomik hedefleri ön planda tutan ve mutlak yoksulluğu bitiren, son zamanlarda ulusal gururu öne çıkaran Mao dönemindeki gibi ancak bunu başka türlü yapan bir çizgi var. Günümüz liderliği bunu daha güçlü, daha somut, maddi refah koşullarını vurgulayan bir şekilde ulusal gururu inşa etmeye çalışıyor. Son 10 yıla kadar Çin’i bu şekliyle son döneme getirmek mümkün.

XI DÜŞÜNCESİ

Xi Jinping, Çin’i izleyen ve anlamaya çalışan birçok analist tarafından Mao’dan sonra en etkili lider olarak gösteriliyor. 2012 yılının sonundan itibaren siyasette önemli bir ağırlığı var. Nitekim Xi düşüncesi anayasada da yer aldı. 2008 krizi Çin için, ÇKP’nin karar birimleri açısından önemli bir gösterge oldu. Çin yönetimi bundan önemli mesajlar aldı. Artık uluslararası piyasalara, gelişmiş Batı dünyasının piyasalarına ve tüketim talebine bağımlı iktisadi yapının, Çin açısından belirli bir dönem için avantaj yaratsa da bu dönemin daha fazla sürdürülemeyeceğinin tespiti yapıldı. 2008 sonrası arayış aslında ‘çifte dolaşım’ kavramıyla ifade edilir oldu. İç tüketimi, iç piyasaları önceleyen, tabii burada dünyaya sırtını dönmeye kastetmiyoruz, istikrarlı bir iç pazar, orta sınıf üzerine kurulu, inşa edilmesi böyle 3-5 yılda gerçekleşmeyecek stratejiye geçtiler ve bu henüz tamamlanmadı.

Yaklaşık 400 milyonluk bir orta sınıf var ve bu orta sınıfın tüketim talebinin istikrara kavuşmasıyla birlikte dış piyasaya bağımlığı azaltmaya çalışan, dünya ekonomisinin Çin’e bağımlılığını artırmaya çalışan bir siyaset izleniyor gibi görünüyor. Salgına karşı yüzde 2 üzerinde büyümeyi başaran, içinde bulunduğumuz yıl yüzde 8’in üzerinde büyüyeceği öngörülen, hızlı bir toparlanma yaşayan ekonomik bir performans var.

ÇİN’İN 100 YIL HEDEFLERİ

100 yıl hedefleri ÇKP’nin kuruluşunun 100. yılına atfen belirlenmişti. Ülkeyi orta halli refah toplumu haline getirmek, mutlak yoksulluğu ortadan kaldırmak hedefleri vardı. Rakamlara baktığımızda da ilk 100 yıl hedefinin önemli ölçüde tamamlandığını görmekteyiz. 100 yıl hedeflerinden ikincisi 2049 yılında yani Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılında ülkeyi modern bir sosyalist ülke haline getirmek. 2049 hedefine giden yolda 2025 ve 2035 hedeflerinden bahsetmek mümkün.

Çin artık kendine yeterli olma hedefini dünya ekonomisinin mevcut gelişmişlik düzeyine uyum sağlayarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Batı dünyasını zorlama şeklinde bir hedef var. Artık Çin dünyanın fabrikası, ancak bu hedef ya da statü artık ÇKP’yi eskisi kadar heyecanlandırmıyor. Çin bunun ötesine geçmeye çalışıyor.

GELECEK 10 YIL ÖNEMLİ

Çin’in izlediği reform ve dışa açıklık siyaseti Çin’in tanımlanması konusunda özellikle Batı gözüyle baktığımızda bazı güçlükler yaratıyor. Çin sosyalist bir ülke mi? Devlet kapitalisti mi? Yoksa devlet kontrolünde kapitalizm siyaseti mi izliyor? Çin’de izlenen siyasetin devlet kapitalizmi olduğu yolunda iddialar var. Devletin burjuvazi üzerinde bir baskısı vardır, üretim sürecini kontrol etmektedir, üretken sermayeyi kontrol etmektedir, kârları kontrol etmektedir. Eğer bunlar yapılıyorsa devlet kapitalizminden bahsedebiliriz. Devlet kapitalizmi değil de devletin kontrolünde bir kapitalizm olduğunu iddia eden yaklaşımlar da var. Çin’i anlama çabalarımız bir süre daha devam edecek. Biz onları anlamaya çalışırken son Kongre’de vurgu sosyalist piyasa ekonomisine yapıldı.

Sosyalist piyasa ekonomisine vurgu yapıyorsanız az önce söylediğim iki sistemin dışında bir şey planlıyorsunuz demektir. Orada da devlet sermayesinin baskınlığını hedeflediğini anlamına gelir bu 2049’a giden süreçte. Ama bunun ne kadar hayata geçirilebildiğini göreceğiz. Çin’de bir borçluluk problemi var. Bu borçluluk yerel yönetimleri etkiliyor, şirketleri etkiliyor, hanehalklarını etkiliyor. Ancak bu hanehalkı ve şirket borçluluğu şu ana kadar kontrol altında tutulabildi. Fakat yine de bölüşüm konusunda sosyalizmi hedefleyen bir ülkede ÇKP’nin alması gereken yollar var. ÇKP’nin Çin’i getirdiği nokta ortada ama parti kapitalist sızmaya ne kadar engel olacak? Bu konuda bilinçli olduğu görünüyor tabii bunu ne kadar tutabilecek göreceğiz. Bu da önümüzdeki 10 yılın partinin önündeki yakıcı sorunları olarak gözüküyor.”