CGTN / Alexander Ayertey Odonkor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Paris Anlaşması’ndan 2020’de resmen çekildiğinde Çin aynısı yapmadı, aksine küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlama çabalarına önderlik ederek, küresel bir lider rolü oynadı. Bu liderlik hareketi sayesinde Çin bütün dünyaya, zora düşüldüğünde kendisine güvenilebileceğini gösterdi.

Bilimsel kanıtlar iklim değişikliğinin küresel ekonomi üçerinde önemli bir etkisi olduğunu gösteriyor. Yeryüzünün atmosferinde yüksek oranda karbondioksit birikmesi insan etkinliklerine bağlanan küresel ısınmayı hızlandırıyor. Sanayi devrimi, ormanların yok edilmesi, fosil yakıtların kullanımı, tarım ve üretim faaliyetlerinin oransal artışı atmosferdeki yüksek karbondioksit (CO2) yoğunlaşmasına neden oluyor.

ABD ve Çin en büyük iki karbondioksit salıcısıyken, Çin küresel ısınmayı azaltmak için dikkate değer ilerleme gösteriyor. Statista’nın son verileri, Çin’in yenilenebilir enerjilerin geliştirilmesine herhangi bir başka ülkeden daha çok yatırım yaptığını gösteriyor.

ABD, Japonya, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi gelişmiş ekonomiler 2019’da temiz enerjiye sırasıyla 55,5 milyar, 16,5 milyar, 5,3 milyar, 4,4 milyar ve 4,4 milyar dolar yatırırken, Çin Halk Cumhuriyeti yenilenebilir enerji araştırma ve geliştirmesine 83,4 milyar dolar yatırarak, yılın bu alandaki en büyük yatırımcısı oldu. Diğer büyük ekonomiler de temiz enerji araştırmalarını ilerletmek için uygun kaynaklar ayırsa da Çin’in bu alandaki gücü benzersiz.

Daha önceki “Çin’in yenilenebilir enerjiye geçişini tanımlama” başlıklı yazımda, 2016’nın sonunda Çin’in bu alanda 150 binden fazla patentle yenilenebilir enerji araştırma ve geliştirmesinde küresel lider olduğunu ortaya koyan, Enerji Dönüşümünün Jeopolitiği küresel Komisyonu’nun 2019 raporundan alıntılar yapmıştım. Çin’in yenilenebilir enerji alanındaki küresel patentlerdeki payı yüzde 29.

Çin son yıllarda yenilenebilir enerji araştırmalarında egemenliğini sürdürdü. Örneğin, Çin 2018’de yenilenebilir enerji teknolojileri için 7,544 patent başvurusu yaptı ve tek bir ülkenin küresel düzeyde yaptığı en yüksek patent başvurusu gerçekleştirdi. Aynı yıl, bu açıdan ikinci, üçüncü ve dördüncü sırada olan ABD, Almanya ve Japonya sırasıyla 2 bin 59, 571 ve 89 patent başvurusu yaptı. Dünyanın geri kalanı ise yenilenebilir enerji alanında 2 bin 897 patent başvurusu yaptı.

Çin iklime dayanıklı bir ekonomiye geçiş çabasında araştırma ve geliştirmenin önemini biliyor. Bu nedenle Çin yenilenebilir enerji teknolojilerinin araştırma ve geliştirilmesine büyük yatırım yapıyor. Nihai sürdürülebilir, düşük karbon salımlı ve iklime dayanıklı bir kalkınma hedefine sahip olan Çin, ülkenin enerji sepetindeki yenilenebilir enerji kaynaklarını artırmaya istekli.

Örneğin, Çin’in 2020’deki toplam kurulu yenilenebilir enerji kaynakları kapasitesi 895 milyar vata (gigawatt) çıktı, bu dünyadaki en yüksek düzeyi temsil ediyor. ABD, Almanya, Kanada, Japonya, İtalya ve Fransa’daki yenilenebilir enerji kaynakları sırayla 292, 132, 101, 101, 55 ve 55 milyar vat iken, bu 6 gelişmiş ülkedeki toplam yenilenebilir enerji üretimi Çin’in yenilenebilir enerji kapasitesinden daha küçük.

Çin 203’da karbon zirvesine çıkmak ve 2060’tan önce sıfır karbon düzeyine ulaşmayı başarma yolunda dikkate değer ilerleme kaydediyor. Son 40 yılda Çin sürdürülebilir ekonomik büyüme ve ülke nüfusunun büyük bir kısmını yoksulluktan kurtarma (insanlık tarihindeki en büyük yoksulluğu azaltma hareketi) konusunda olağanüstüydü. Ancak dünyadaki birçok ülke gibi Çin’in kentli nüfusu artmaya devam ediyor.

Bütün yeryüzünde görüldüğü üzere, birçok insan kırsal bölgelerden kentlere göç ediyor. Küresel sera gazı salımları özellikle karbon salımı, kentleşme eğilimini taklit ediyor. Bu durum, bölgenin coğrafi yerinin iklim değişikliğine açık hale getirdiği Asya’da da aynı. Bunu bir bakış açısına yerleştirmek gelişmekte olan Asya ülkelerindeki Gayrı Safi Milli Hasıla’nın (GSMH) eğer iklim değişikliğine karşı uygun önlemler alınmazsa 2100 yılında yüzde 10’dan daha fazla azalacağı anlamına geliyor.

İklim değişikliğine karşı sürdürülebilir bir çare sağlama çabalarının bir parçası olarak Çin, ülkenin kentlerinde, su yönetimi, mobilite, atık yönetimi, toprak kullanımı ve diğerleri dâhil etkili iklime dayanıklı kalkınma stratejileri uyguluyor. Örneğin, Qingdao’nun Jiaozhou kentinde, su akışının etkili kullanımı, su kalitesini iyileştirme ve kentte sağlıklı yaşamayı desteklemek için güvenilir yeşil altyapılar geliştirildi. Kent yağmur sularını toplayıp bunları sürdürülebilir bir şekilde geri dönüştürdüğü için, 2030’da süngersi altyapılarda depolanan ve içilmez su olarak kullanılan kentin akan sularının yüzde 80’ini kullanabilmesi bekleniyor.

Çin’in gelişmiş iklime dayanıklı kalkınmaya yaklaşımının kentsel alanlarla sınırlı olmadığını belirtmek gerekir. Aslında bu yaklaşım, ülke çapında yeşil altyapılar geliştiren, bisiklet yolları yapan, temiz yakıtlı araçların kullanılmasını teşvik eden, düşük karbon salımlı binaları teşvik eden ve biyoenerji, güney ve rüzgâr enerjisi gibi temiz enerji kaynaklarının elektrik üretim kapasitesini artıran çok yönlü bir kalkınma stratejisidir. Açıkça, Çin’in iklime dayanıklı kalkınma yaklaşımından dünyanın geri kalanının alabileceği çok ders var.