China Daily / Kaittisak Kumse,Tetsushi Sonobe and Dil Rahut

Su, iklim değişikliğinin etkilerini daha iyi anlama ihtiyacımızın merkezinde yer alıyor. İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliği insanlık için felaket olmaya devam edecek. İklim değişikliği hâlihazırda dünyanın su sistemleri üzerinde ciddi etkilere sahip ve bu sistemlerdeki değişiklikler insanların yaşamları üzerinde de yıkıcı bir etkiye sahip olma riski taşıyor.

Bunun nedeni, suyun dünyadaki tüm yaşam formlarının varlığında kritik bir rol oynamasıdır. Su, hem yaşam hem de geçim kaynağıdır ve insan refahının temelidir. Örneğin, su olmadan çiftçiler mahsul yetiştiremez veya hayvan bakamazlar. Asya’da da iklim değişikliği risklerinin çoğu suya iniyor. Bunun sebebi ilk olarak iklim değişikliğinin hem yağış miktarı hem de zamanlaması açısından Asya’daki yağış modellerini değiştiriyor olması. İklim modelleri, artan sıcaklıkların yağışlı mevsimde yoğun yağışları artıracağını ve kurak mevsimde kuraklık sürelerini uzatacağını göstermektedir. Bu değişiklikler sırayla, mevsimsel su mevcudiyetini değiştirecek, sel ve kuraklıkları artıracaktır.

Asya’daki sel felaketlerinin toplam sayısı 1970 ve 1980 arasında 303 iken, 2011 ve 2020 arasında bin 541’e yükseldi. Aynı dönemlerde, kuraklık vakalarının toplam sayısı 85’ten 152’ye yükseldi. Bu sel ve kuraklıklar insan hayatını tehlikeye atabilir. Buna ek olarak evlere, kamu altyapısına ve ekonomiye zarar verebilir ve mahsulleri yok edebilir.

Şiddetli yağmur fırtınaları aynı zamanda, yüzeysel su akışını (toprağın yüzeyinden akan yağmur suyunu) da artıracaktır. Yüzey akışı, su kirliliğinin önemli kaynaklarından biridir çünkü yağmur suyu yüzey boyunca hareket ettikçe çöp, kimyasallar, gübreler ve diğer zehirli maddeleri toplayarak yakındaki nehirlere, akarsulara ve göletlere doğru ilerler. Bu bulaşma, hem insan sağlığına hem de su ekosistemine zarar verebilir. Aynı zamanda suyu içilme standartlarına göre temizlemeyi daha pahalı hale getirerek insanların güvenli içme suyuna erişmesini, sanitasyon ve hijyenik bir ortamı sürdürmesini daha zor hale getirebilir.

İkinci olarak, küresel ısınma kar ve buz örtüsünde azalmaya neden olduğundan buzul sınırları gerilemeye devam ediyor. Buzullar su kaynakları için hayati öneme sahip, çünkü kışın yağan kar örtüsü baharda eridikçe nehirlere ve akarsulara tatlı su eklerler. Atmosfer sıcaklığı yükseldikçe, kar yerine yağmur şeklinde daha fazla yağışın olması muhtemeldir. Bu da kar örtüsünde daha az su depolanması anlamına gelir.

İklim değişikliği nedeniyle Himalayalar’daki buzul buz kaybı oranları, 1975-2000 döneminde yılda ortalama 22 santimetreyken 2000-2016 döneminde yılda 43 santimetreye yükseldi. Bilim insanları ayrıca, karbon emisyonlarını kesemezsek Hindu Kush ve Himalaya dağlarındaki buzulların üçte ikisinin 2100 yılına kadar kaybolacağını tahmin ediyor. Ayrıca, küresel ısınmayı 1,5 santigrat derece ile sınırlandırmayı başarsak bile, bazı tahminler var olan buzulun üçte birinin yine de kaybolacağını öngörüyor.

Artan sıcaklıklar, buzullarla beslenen nehirlerdeki akarsu akışının zamanlaması ve büyüklüğünün yanı sıra kutup buzunun erime hızını da değiştiriyor. Bu değişiklikler, özellikle içme suyu temini, sulama, madencilik, hidroelektrik, tarım ve diğer kullanımlar için eriyen buza bağımlı olan Asya’nın yüksek dağlık bölgelerindeki ülkelerde olmak üzere geçim kaynaklarını, ekonomileri ve ekosistemleri olumsuz etkileyecektir.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SU TALEBİNİ ARTIRIYOR

Kutup buzlarındaki erime artışının neden olduğu deniz seviyelerindeki yükselme, kıyı ülkelerini de etkileyecek ve etkinin çoğu Asya’da hissedilecek. 2050 yılında (emisyon artışı ılımlıysa) deniz seviyesindeki artış nedeniyle sular altında kalacağı tahmin edilen bölgelerde yaşayan 300 milyon insanın yaklaşık yüzde 75’i özellikle altı Asya ülkesinde (Çin, Vietnam, Bangladeş, Hindistan, Endonezya ve Tayland) yaşamaktadır. Buzulların hızla erimesi nedeniyle buzul gölü patlamalarının neden olduğu sel felaketleri, aşağı havzalarda yaşayan popülasyonları da tehdit ediyor. Kar örtülerindeki değişiklikler, geçimleri kayak ve kış turizmine bağlı olan insanları da etkileyecektir.

Üçüncü olarak iklim değişikliği de su talebini artırıyor. Yükselen sıcaklıklar, insanlar, hayvanlar ve bitkiler tarafından su tüketimini de artırıyor. Daha sıcak hava, sadece ter kaybına değil aynı zamanda topraktan ve bitkilerden nemin buharlaşma hızını da artırıyor. Suya olan talep arttıkça, su için sektörler arası ve ülkeler arası rekabetin yoğunlaşması bu sebeple muhtemeldir. Ayrıca, yeraltı sularının tükenmesi küçülen buzullar nedeniyle su kıtlığı yaşayan ülkeler arasında su için ciddi bir rekabet olabilir. Su rekabeti, ülkeler arasında ve ülkeler içindeki farklı bölgeler ve gruplar arasında çatışmaları tetikleyebilir.

Küresel salgında olduğu gibi, iklim değişikliğinin etkilerinin de Asya ülkelerinde orantısız bir şekilde ortaya çıkması beklenebilir. Gelişmekte olan ülkeler, iklim değişikliğinin etkilerine yanıt vermeye en savunmasız ve en az hazır olan ülkelerdir. Asya’daki insanlar iklim değişikliğinin etkilerini çoğunlukla su sistemlerindeki değişikliklerle hissedeceklerinden, iklim değişikliğine uyum için bölgedeki su yönetiminde inovasyon ve dönüşüm önemli bir yer kaplamaktadır.

Birçok Asya ülkesinin iklim değişikliğinin etkileriyle benzer şekilde uğraştığı göz önüne alındığında, küresel olarak su yönetimi için en iyi uygulama ve fikirler oluşturularak, analiz edilerek ve paylaşılarak Asya’da iklim direncinin oluşturulmasına katkıda bulunabilir. Böylece ülkeler birbirlerinin deneyimlerinden öğrenebilir ve kendi bağlamlarına uygun önlemleri alabilirler.