CGTN / Fang Zihao 

Ekim ayında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) enflasyon oranı yüzde 6,2, Euro Bölgesi’nde yüzde 4,1 ve Birleşik Krallık’ta yüzde 4,2 oldu. Bu arada Çin’de enflasyon sadece yüzde 1,5 ve Çin’in mevcut tüketici fiyat endeksi Ocak 2020’ye kıyasla daha da düşük. Ayrıca Japonya’da enflasyon oranı sadece yüzde 0,1 seviyesinde bulunuyor. Açıkça görülüyor ki, enflasyon bugün küresel bir olgu değildir.  

ÇİN’DE SALGINLA MÜCADELE EKONOMİDE BAŞARI GETİRDİ

Çin’in enflasyon oranının düşük olmasının asıl sebebi Covid-19 salgınını kontrol altına alma başarısıdır. Bir yandan hükümet eşi benzeri görülmemiş belirsizliğe karşı koymak için büyük mali teşvikleri uygulamaya koymadı ya da merkez bankası helikopterden para saçmadı. Öte yandan Çin’in iş gücü katılımı oranı istikrarlı kalmaya devam ederken, işsizlik oranı Covid-19 salgını öncesi seviyelere dönmeden önce sadece yüzde 1 oranında hafifçe yükseldi. Bu şekilde ve güçlü endüstriyel üretim ve modern lojistik altyapısının desteğiyle Çin, küresel emtia patlaması karşısında enflasyonu düşük tutmayı başardı. 

ABD’deki durumsa tamamen farklıdır. Enflasyona katkıda bulunan tüm unsurlar arasında en önemlilerinden birisi ekonominin fazla ısınması yüzünden durgun iş gücüne katılım oranı olmuştur: Enflasyon oranı ve ücretler yükseliyor ve işsizlik düşük durumda. Bunun sebebi birçok sıradan Amerikalının salgından korkmayı sürdürmesi, işe gitmeyi bırakması ve işe dönmeyi reddetmesidir. Kaygı verici bir şekilde düşük iş gücü katılım oranı potansiyel olarak bir ücret fiyat sarmalına yol açabilir. 

Buna bağlı olarak, enflasyon sorununun üzerine eğilmenin en acil yolu, bireyleri evlerinden çıkararak ve işe gitmeye cesaretlendirmek için Covid-19 salgınını etkili biçimde kontrol altına almaktır. ABD şimdi aşılar ve ilaçlar dâhil olmak üzere virüsü kontrol altına almak için güçlü araçlara sahiptir. ABD ayrıca, kitlesel testler, teyit edilmiş ve şüpheli hastalar ile uluslararası yolcuların tecrit edilmesi ve yüksek riskli alanların kapatılması dâhil olmak üzere Doğu Asya’daki başarılı önlemlerin yeniden uygulamaya koymayı düşünmelidir. ABD düşük ölüm oranını sürdürmeyi başarırsa, salgının yol açtığı enflasyon muhtemelen bir yıl içinde azalacaktır.

UZUN VADELİ ENFLASYON DÖNGÜSÜ

Bu arada uzun vadeli artan küresel enflasyon döngüsüne girmiş olabiliriz.

Son kırk yılda küresel enflasyonda 1970’li yıllarda yılda yüzde 10’dan daha fazla yüksek bir seviyeden 2010 yılında yılda yüzde 3’ten daha az bir seviyeye inen kalıcı bir düşüşe tanıklık ettik. Bununla birlikte, özellikle küresel demografik pay zirvesini geçtiği için son on yıldaki düşük küresel enflasyon ortamının sürdürülmesi mümkün değildir.

Bir ekonominin bağımlılık oranı (çalışma çağındaki nüfusla karşılaştırıldığında 14 yaşından küçük veya 65 yaşından büyük başkasına muhtaç kimseler) düştüğünde, işgücü arzı verimli olduğunda, tasarruflar ve yatırım yükseldiğinde, ekonomik üretim sonradan büyürken, ekonominin toplam tüketimi sürdürülemez, tüketici fiyatları deflasyonist baskı altında kalır. Açık bir ekonomiyse, yurt dışında tasarruf sağlamaya eşdeğer ticaret fazlası biriktirecektir. Aynı zamanda varlık fiyatları her ne şekilde mantıksız biçimde yükselmiş olsa bile, genç neslin, emekli olduğunda tüketim için onları satabilmek için varlıkları satın almaktan başka seçeneği yoktur. 

Küresel bağımlılık oranı 1970’li yıllar boyunca yüksek seyretti. Aynı zamanda Japonya ve Avrupa aşama aşama ucuz iş gücünü tüketti ve sanayileşmede ABD’yi yakaladı. Sonuç olarak küresel enflasyon o zaman yüksek gelirli ülkelerde ücret artışıyla kolayca yükseldi. 

Daha sonra küresel bağımlılık oranı sürekli olarak düştü ve İkinci Dünya Savaşı ile Soğuk Savaş arasındaki dönemde doğan kimselerin işgücüne katılmasıyla 2015 yılında tüm zamanların en düşük seviyesine erişti. Daha da önemlisi Çin’in, merkezi olarak planlı ekonomiden piyasa ekonomisine dönüşümü yüz milyonlarca genç işçinin küresel ekonomiye dâhil olmasını sağladı. Böylece küresel enflasyon oranı ve gerçek faiz oranı düşmeyi sürdürdü ve menkul kıymetler borsasındaki değerleme katsayıları yükselmeye devam etti. Bir bakıma, ABD sermaye piyasaları ve girişimcilik ekosistemi küresel demografik paydan olağanüstü düzeyde faydalandı. 

Şimdi İkinci Dünya Savaşı ile Soğuk Savaş arasındaki dönemde doğan kimseler emekli oldukları için küresel bağımlılık oranı düşmeye son verdi ve sessizce toparlandı. Çin de yaşlanıyor, diğer gelişmekte olan piyasalar çok daha düşük tasarruf oranlarına sahipler. Tasarruf oranı demografik yapının haricinde kültür ve ekonomik kurumlara bağlıdır. Küresel demografideki bu değişim, potansiyel olarak uzun vadeli düşüşte mevcut enflasyon eğilimini tersine çevirecektir. 

Buna ek olarak, küresel karbondan arındırma altyapı ve sanayi tesislerinde büyük harcamalar gerektirecek olsa bile, bu tür yenileme ve yeniden yapılanmanın verimliliği desteklemesi ve maliyetleri düşürmesi pek mümkün görünmüyor. 

BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 1,5 santigrat derecenin altında tutmak için 2035 yılına kadar sadece enerji sistemine yıllık 2,4 trilyon dolar değerinde yatırım yapılması gerektiğini tahmin ediyor. Sadece bu ihtiyaç küresel yıllık brüt tasarrufların yüzde 10’undan fazlasını tüketiyor. Bunun yanı sıra rüzgâr ve güneş pili enerjisi hala dünyanın birçok bölgesinde termal ve hidroelektrik santralden daha pahalıdır. Bugün birçok ülkede gördüğümüz enerji krizleri, gelecekte son derece maliyetli bir enerji dönüşümü için sadece bir başlangıçtır.

Potansiyel olarak küresel tedarik zincirleri hükümetlerin talepleri üzerine yeniden yapılandırılabilir: Çok uluslu şirketler, çok büyük olasılıkla üretimlerini küreselden daha ziyade bölgesel ticaret blokları içinde dikey olarak bütünleştirme yoluna gideceklerdir, yani mallar bundan böyle en etkin biçimde üretilemeyebilir. Bu, Çin Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katıldıktan sonra olanın karşı kutbudur.   

Friedman’ın kalem örneğini hatırlıyor musunuz? Friedman, ‘’Dünyada bu kalemi yapabilecek tek bir kişi yoktur.’’ demişti. 1980 yılında hâlihazırda basit bir kalemi yapmak Kuzey Amerika, Latin Amerika ve ASEAN ülkelerinde bir koordineli tedarik zincirini gerektiriyordu. Bugün bu ticaret ağı hiç olmadığı kadar daha karmaşık ve çok yönlü bir hale geldi. Friedman, ‘’Bu yüzden serbest piyasanın işleyişi çok önemlidir. Sadece üretim etkinliğini teşvik etmek için değil, aynı zamanda dünya halkları arasında uyumu ve barışı daha fazla desteklemek için.’’ ifadelerini kullanmıştı. 

Batılı ülkelerdeki mevcut enflasyon, salgın kontrol altına alındıktan sonra muhtemelen aşamalı olarak azalacaktır. Ancak demografik değişimler ve karbondan arındırma gibi diğer küresel sorunlar gelecek on yıllarda küresel enflasyonda istikrarlı bir yükselişe yol açacaktır. 

Bu tür kalıcı ekonomik belirsizlikte tüm insanlığın ihtiyaç duyduğu son şey büyük ülkeler arasındaki ayrışma ve gerilimdir. Sadece kapsayıcı çok taraflı iş birliği yoluyla ortak sorunlarımızın üstesinden gelebilir ve herkes için ortak bir gelecek yaratabiliriz.