CGTN / Anthony Moretti

Son on yıllarda Çin, halkının içindeki en iyiyi ortaya çıkaran bir dizi güçlü taahhüdü sürdürdü. Bu taahhütlerin kısa listesi her seviyede eğitimi düzeltmeyi, uluslararası ekonomik ortaklığı aramayı, güçlü iç anlatıyı desteklemeyi ve doğrudan bilimsel ve teknolojik ilerlemelerle yakından ilgilenmeye başlamayı kapsıyor. 

Bir planı belirlemenin ve ona bağlı kalmanın sonuçları açıktır; milyonlarca Çinli için daha iyi ekonomik koşullar, birçok Çin üniversitesinin saygınlığının uluslararası farkındalığının artması, yurt içinde daha sağlam temele dayalı ve yurt dışında daha saygın bir ülke ve gelişmekte olan dünyada birçok ülkenin aynı safa geçmeye çalıştığı bir ulus.

Bu taahhütlerden ortaya çıkan somut faydaların sadece bir örneği olarak Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni düşünün. Bir eleştirmenin “stratejik hata” olarak küçümsediği Kuşak Yol İnisiyatifi bunun tam tersidir. Kuşak Yol İnisiyatifi, şu anda 100’den fazla ülkeden katılımcıları içeriyor ve bütün dünyada önemli ölçüde ekonomik koşulları düzeltme potansiyeline sahip olmaya devam ediyor. 

Son zirve sırasında G7 liderleri sonunda, Kuşak Yol İnisiyatifi hakkında şikâyette bulunmanın ötesinde bir şey yapmak için harekete geçtiler. Onlar, Kuşak Yol İnisiyatifi ile rekabet etmek için tasarlanmış önemli bir altyapı planı açıkladılar. Hemen bu planın Kuşak Yol İnisiyatifi’nin başarısına ulaşıp ulaşamayacağını bilemeyiz, ancak yine de en azından bir şeydir. 

Amerikalılar akıllarında tutmalı, çünkü son zamanlarda Çin konusunda çok fazla şikâyette bulundular. Siyasi seçkinlerin günlük olarak tartıştığı ve medya seçkinlerinin (genellikle eleştiri olmaksızın) paylaştığı Çin karşıtı anlatı, yerel seyirciye gerçekten iyi hissettiriyor, fakat bu ABD’nin her derdine deva değildir. Fiziksel bir rahatsızlığı hakkında konuşmak için doktorunu ziyaret eden, ancak daha sonra doktorunun sunduğu tıbbi planı önemsemeyen bir hasta, acı çekmeye devam edecek, iyileşme basitçe görülmeyecektir. Bu şimdi Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) dinlemesi gereken bir mesajdır.

ABD’NİN KARŞI KARŞIYA OLDUĞU İKİ BÜYÜK TEHLİKE

Şikâyet edip ve suçlamakta, ama bu konuda hiçbir şey yapmamakta gerçek bir ince alay vardır. Onlarca yıldır şu anda Çin’in hikâyesi, Amerikalıların, ülkelerinin niçin dünyadaki (sözde) en iyisi olduğunu açıklamak amacıyla kendilerine söyledikleri şeydir. Siyasi liderleri Amerika’nın bütün dünyadaki çıkarlarını ilerletirken, halkı kollarını sıvadı ve ülkelerini daha iyi bir yer yapmak için işine koyuldu.

Ancak şimdi ABD, akıldan çıkmayan bir gerçekle eli kolu bağlı durumda. Onlarca yıldır sıkı çalışma, girişim ve hükümet politikası yüzünden dünya çapında demokrasi ve kapitalizmin yol göstericisi olacağını belirten ABD, çarpıcı şekilde kendisini geliştirmeyi göze aldığı için şimdi Çin’i suçlamak ve ondan korkmak istiyor. ABD, artık yurtiçindeki bir başarının yurt dışında saygıya yol açacağı fikrine sadık kalmıyor. Yurtiçinde sıkı çalışan ve yurtiçinde ve yurtdışında semeresini alan Çin’dir.  

Eski ABD Başkanı Bill Clinton döneminde Çalışma Bakanı olarak görev yapan Robert Reich, şimdi California Üniversitesinde profesör olarak hizmet veriyor. Reich, The Guardian’da yazdığı son makalesinde okuyucularına, Çin konusunda şikâyet etmenin kolay, fakat aynı zamanda cesurca olabileceğini okuyucularına hatırlattı. 

Reich şöyle yazdı: “Önceliklerimizi daha da çarpıtan, yerliliği ve yabancı düşmanlığını destekleyen ve Amerika’nın gelecekteki refahı ile güvenliğinin kritik bir şekilde bağlı olduğu eğitim, altyapı ve temel araştırmalara yönelik kamu yatırımlarına nazaran daha büyük askeri harcamalara yol açan yeni bir paranoyayı cesaretlendirecek kadar Çin’i şeytanlaştırmama konusunda dikkatli olmalıyız.”  

Bir başka ifadeyle, Çin dışarıya doğru bakarken, ABD içeriye doğru bakıyor. Ve dar görüşlü bir yaklaşımın olumsuz etkileri zamanla büyümeye devam edecek. 

Bugün ABD’nin karşı karşıya olduğu iki büyük tehlikenin, faşist siyasi fikirlere desteğin artması ve ülkenin birçok kesimini etkileyen yoksulluğu ortadan kaldırmak amacıyla doğru politikaları bulmadaki acizliğin olduğuna inanıyorum.  Son zamanlarda The Washington Post gazetesi, bu konulardan birisine değindi. Gazete, ABD Başkanı Joe Biden’ın yurtiçinde demokrasinin aşınmasıyla ilgilenirken, yurtdışında demokrasiyi teşvik ettiği için karşı karşıya kaldığı sorunu gözden geçirdi.

The Washington Post’a göre, Avrupa’ya düzenlediği son ziyareti sırasında Biden, ABD’nin demokrasinin şampiyonu kalmaya devam etmesi gerektiği yönündeki fikre kafa yordu. Ancak Biden, ülkesinde acı gerçekle karşılaşırken, mesajını iletiyordu: “Biden’ın mesajı liderlik ettiği ülkedeki kargaşa yüzünden karmaşık bir hal alıyor (6 Ocak saldırısı (eski ABD Başkanı Donald) Trump’ın, 2020 yılı seçiminin çalındığına ilişkin temelsiz iddiaları, oylamayı kısıtlamaya dair baskılar ve sonuçları uzun süredir belirli olan seçimlerin devam eden denetimleri).’’

Bu iç sorunlar Biden’ın mesajının dünya çapında kabulünü zorlaştırıyor ve Çin’in koronavirüs salgınından güçlü ekonomik toparlanması, Beijing’in müttefikler ve potansiyel ortaklarıyla paylaşabileceği anlatıyı güçlendiriyor. Yalnız şu kadarını söyleyeyim, 2021 yılında ABD’nin karşı karşıya kaldığı sorunların çok kolay yanıtları yok. Ve bu çözümler, Çin’e saldırmak ilk önceliği olarak kalmaya devam ederken bulunamayacak.