CGTN / Maitreya Bhakal

Hindistanlılar, hiç şüphesiz 30 yıl öncesine göre daha iyi durumdalar. Ortalama yaşam süresi arttı, sağlık hizmetleri düzeliyor ve eskisine göre, altyapıya daha fazla yatırım yapılıyor. Yine de yapılması gereken çok şey var. 2020 yılının sonunda, Hindistan Covid-19 salgınıyla mücadele ederken, bazı can sıkıcı haberler aldı; 2020 yılı Küresel Açlık Endeksi’nde Hindistan 107 ülke arasında 94’üncü sırada yer aldı. Küresel olarak sadece 13 ülke geriledi.

Hindistan’ın sağlık ve maddi göstergeleri endişe verici olmaya devam ediyor. Hindistan nüfusunun altıda biri yetersiz besleniyor ve her gün yatağa aç gidiyor. Ülkedeki beş yaşın altındaki çocukların üçte biri bodurluk belirtisi gösteriyor. Dünyadaki yetersiz beslenen çocukların üçte birinden fazlası Hindistan’da yaşıyor ve bu çocukların yarısı düşük kilolu. Hindistan, Covid-19 salgını öncesine göre çok az değişiklik gösteren 2020 yılı verilerine göre, dünyanın en büyük ikinci gıda üreticisi, ancak Myanmar, Namibya, Senegal, Guatemala ve Irak’tan daha aç ve Kuzey Kore’nin sadece bir sıra üzerinde bulunuyor. 1995 yılından bu yana ülkede 300 bin kadar çiftçi intihar etti, bu 25 yılda her gün 33 intihar olduğu anlamına geliyor.  

YOKSULLUĞUN ÖNCELİĞİ

Yine de, Hindistan’da televizyon haberlerini seyrederken ve gazeteleri okurken biri, bu konular hakkında çok fazla şey bilmediği için affedilebilir. Hindistan’da kurumsal medyanın çoğu, yoksulluk ve sağlık endekslerinden çok borsa endekslerinden ve Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) büyümesi ile ilgili verilerden endişe duyuyor. Hindistan yakınlarda Freedom House tarafından “kısmen özgür” olarak gösterildiğinde, bütün Hint medyası günlerce bu konuyu tartıştı. Her zaman aynı tiyatro metni; milyoner sunucular üzgün bir ifade takınıyor, seçkinci uzmanlar “muhalifler için daralan alanla” ilgili sızlanıyorlar, üniversitelerden birkaç uzmanla tartışma; hükümet eleştiriliyor ve daha sonra herkes evine dağılıyor. Bir sonraki gün medya ilgisini kaybediyor ve başka bir hikâyeye geçiyor.  

Hindistan’ın Küresel Açlık Endeksi’ndeki sıralamasına zar zor bakan kişiler, ülkenin Freedom House’daki sıralaması konusunda gürültü çıkarıyor. Hindistan’da yükselen “hoşgörüsüzlük” dalgasını eleştiren aynı seçkinci yorumculardan birçoğunun, kötü beslenme dalgasının artması konusunda çok az kaygısı var. Birçok Hint uzman ile siyaset yapıcılar, düşüncelerinde batılı bir bakış açısına sahipler, yoksulluk ve açlık yerine “özgürlük” ile “demokrasi” konusunda daha fazla kaygılılar.

İLGİSİZLİK VE KÜSTAHLIK

Hindistan siyasi söyleminde bugün, yoksulluğun normalleşmesi neyi açıklıyor? Bunun bir nedeni, ayrıcalıklı sınıfların kamu politikası üzerinde orantısız etkisi, Jean Dreze ve Amartya Sen’in “seçkinci ön yargılar” dediği şey olabilir. Harsh Mander, “Uzağa Bakmak: Yeni Hindistan’da Eşitsizlik, Ön yargı ve Kayıtsızlık” adlı kitabında, varlıklı Hindistanlıların çoğunluğunun, doğuştan itibaren açlıktan korunmak konusunda hiçbir avantajı olmayan milyonlara karşı ürkütücü bir merhamet eksikliği olmasından yakınıyor. Tarafsız bir dış gözlemci, büyük bir adaletsizlik ve acıyla karşılaştığında orta sınıf Hindistanlının yüzünü başka tarafa çevirmek kapasitesi karşısında şaşkına dönecektir. Elbette Hindistan, orta sınıf ve yönetici seçkinlerin bu tür küçümseme deneyimine sahip olduğu tek ülke değil. Hindistan’da “özgürlükler” ve “hoşgörüsüzlük” konusunda şikâyette bulunmak insanı ilerici ve modern yapıyor, yoksulluk hakkında konuşmak ise eski kafalı ve bilgisiz yapıyor.

YÖNETME HAKKI

Burada Çin ve Hindistan arasındaki temel farklılık yatıyor. Çin hükümeti, yasallığının, kamu hizmetlerini sunmasından kaynaklandığına inanıyor. Hindistan hükümeti ise yasallığının seçimleri kazanmaktan geçtiğine inanıyor. Hintli gazeteci ve yazar Pallavi Aiyar, Hindistan’da yasallığın süreçten geldiğini, buna karşın Çin’de ise artan oranda performans göstermekten geldiğini savunuyor.

Hindistan halkının yaşam ve maddi koşullarında herhangi bir önemli düzelme olmadığı için, Hindistan’ın vaatleri boş ve avantajları hayali. Bazı kendini beğenmiş, halinden memnun Hintli yorumcuların, Hindistan’ın “özgürlükleri” ve sözde avantajları konusundaki köpüklü özgüvenleri, bu avantajlar gerçekten Hint halkı için bazı maddi faydalar sağlasaydı, kulağa daha inandırıcı gelecekti. Nihayetinde, ifade özgürlüğü karın doyurmuyor.

Evet umut etmek için sebep var. Hindistan, son 2 bin yılın büyük bölümünde dünyanın en büyük ekonomilerinden biriydi, Çin ile Avrupa’dan büyüktü ve tekrar olmaması için bir sebep yok. Hintli siyasetçiler, bazı doğru adımlar atıyorlar, ancak salyangoz hızında. 

Birçok Hintli, Hindistan’ın yapısal avantajları ve politikaları meyve vermeye başlamadan önce, cehennemde uzun bir süre bekleyebilir. Bu sırada, kayıtsız uzmanlar hiç şüphesiz, Hint demokrasisinin ve Hindistanlıların, görünüşte sahip oldukları ve özgürce keyfini sürdükleri özgürlüklerinin tadını çıkaracaklar, sadece daha fazla Hindistanlının yiyecek yemeği olsaydı.