Sığınak: Mary Peters

Sığınak: Mary Peters

1972 Münih Olimpiyatları'nda pentatlon dalında altın madalyaya uzanan Britanyalı sporcu Mary Peters'ın hikâyesi...

21 Temmuz 1972, bir cuma günü… Belfast…
 
Saat 14.10'da Smithfield otobüs durağında bomba yüklü bir araç infilak etti. Altı dakika sonra Brookvale Caddesi'ndeki Brookvale Otel'de büyük bir patlama yaşandı. İkinci patlamadan yedi dakika sonra ise bu kez York Road'daki tren istasyonunda bir bomba patlayacaktı. Seksen dakika içinde yirmiden fazla patlama… Bu, öyle alelade bir cuma değildi. Adı üstünde, "Kanlı Cuma"…

Aslında o yaz İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA), bir süreliğine eylemlerine ara vermişti. Britanya Hükümeti tarafından görevlendirilen delegasyonla görüşmeler başladığında IRA'nın zorlayıcı talepleri vardı. Britanya kuvvetlerinin üç yıl içinde Kuzey İrlanda topraklarını terk etmelerini ve tutuklu bulunan örgüt mensuplarının derhâl salıverilmelerini istiyorlardı.

Bu talepler, Britanya Hükümeti tarafından reddedildi ve taraflar masadan hışımla kalktı. Birkaç gün sonra ise ateşkes sona erdirildi. Vahşetin eli kulağındaydı ve her şey seksen dakika içinde olup bitti. Belfast sokaklarında taş taş üstünde kalmadı.

Olimpiyat Şampiyonu Mary Peters'ın sabırsızlıkla dönmeyi beklediği evinde, işte böyle bir manzara vardı.

Mary Peters

"KALIKIN, GİDİYORUZ"

"Bir gün babam eve geldi. O, anneme artık Kuzey İrlanda'da yaşayacağımızı anlatırken merdivenlerde oturup onları dinlediğimi hatırlıyorum. Yatağıma gidip hıçkırarak ağlamıştım."

Mary Peters, 1939 yılında Liverpool'da doğdu. Ancak babası savaş yıllarında işi nedeniyle Kuzey İrlanda'da görevlendirilince tası tarağı toplayıp Ballymena kentine göçtüler. Küçük Mary, başlarda bu aile hareketliliğinden pek memnun olmasa da ilerleyen yıllarda yeni çevresini çok sevecekti.

Özellikle burada çıktıkları tatillerde doğaya karışıp kardeşi John'la gün boyu koşuşturmaları, Mary'nin atletizme ilgisinin uyanmasına da vesile olacaktı. Fakat ailenin yaşayacağı bir trajedi bu tatillerin sona ermesine neden olmuştu. Mary'nin annesi genç yaşta kansere yenik düşerek hayata veda etti. Bu elim olaydan sonra, Mary atletizme daha sıkı sarıldı. Bütün üzüntülerinden uzaklaşmak için spora sığınacaktı.

Kızının atletizme olan ilgisini fark eden babası da onu bu yolda destekliyordu. Öyle ki, Mary'nin on altıncı yaş gününde aldığı hediye evin yakınındaki araziye dökülen iki ton kumdu. Böylece Mary, rahatlıkla kendi kendine uzun atlama antrenmanları yapabilirdi. Bir sonraki yaş gününde ise bu kez onu bir kamyon çimento bekliyordu. Gülle atma çalışmaları için atış alanı yapılacaktı. İşte o gün atılan temeller, yıllar sonra bir şampiyonun doğuşuna zemin hazırlayacaktı.

KAZANMAK

Mary, 1958 Commonwealth oyunlarından itibaren pentatlon branşında yarışmaya başladı. Ancak kariyerinin başlarında pek de başarılı değildi. Olimpiyatlarda da durum aynıydı. 1964 Roma Olimpiyatları'ndaki dördüncülük fena görünmese de 1968'de Mexico City'deki dokuzunculuk can sıkıcıydı. Daha sonra da itiraf edeceği üzere, kariyerinin o dönemlerinde kendini yaptığı spora tam olarak adadığı söylenemezdi. Ancak 1970 yılındaki Commonwealth oyunlarında durum değişecekti.

Mary Peters

"O ana kadar olan kariyerimde ilk kez kazanmak istedim. İçimde her zaman, 'Eğer başarılı olursam insanlar beni kıskanırlar ve bana karşı davranışları değişir' diye bir korku taşıyordum. Hiçbir zaman yüzde yüzümü verdiğimi düşünmemiştim. Ama bu kez yüzde yüzümü verdim. Farkına vardım ki, bir şeyleri başarmak harika bir duyguymuş."

1970 Commonwealth'de gülle atma ve pentatlon dallarında birinci olan Mary, başarının tadını geç de olsa almıştı bir kere. Şimdi gözünü olimpiyatlara dikmişti. Artık otuz üç yaşında olan Mary, önünde tek seferlik bir şans olduğunun farkındaydı. Günlük sekreterlik işinin yanı sıra bazı imkansızlıklar, onun iyi bir hazırlık dönemi geçirmesini engelliyordu. Ülkenin her yerinde patlayan bombalar da bu konuda yardımcı olmuyordu. Bu olumsuzluklar bir sponsorun yardımıyla aşılacak ve Mary altı haftalığında Kaliforniya'da antrenman yapma şansı bulacaktı. Mary, yavaş yavaş bir kazananın hâlet-i ruhiyesine bürünüyordu. Eğer her şey yolunda giderse, Münih'te kazanmaması için bir neden yoktu.

Mary'nin 1972 Münih Olimpiyatları pentatlon mücadelesindeki en büyük rakibi, ev sahibi ülkenin göz bebeği Heide Rosendahl'dı. Mary'den daha gençti. Çok daha komple bir sporcuydu. Ancak kâğıt üstündeki favorilerin pek de bir anlam ifade etmediği, pentatlon mücadelesinin ilk gününde çok daha iyi anlaşılacaktı. Zira Mary; 100 m engelli, gülle atma ve yüksek atlama branşlarında şahane performanslar sergilemişti. İlk günün sonunda etkileyici bir şekilde Alman rakibinin 300 puan önündeydi. Ancak geride kalan iki müsabaka, Rosendahl'ın daha iyi olduğu dallardı. Uzun atlamada Rosendahl zaten olimpiyat şampiyonuydu. Onu geçmek mümkün değildi. Dananın kuyruğu 200 m yarışında kopacaktı.

Mary, yarışa gayet iyi başlamıştı. Ancak çok da iyi devam ettirememişti. Rosendahl yarışın ortasından itibaren vites artırmış ve 10 metrelik bir farkla çizgiyi önde geçmişti. Mary ise dördüncü olabilmişti. Büyük bir fırsatı kaçırdığını düşünüyordu. Puanların hesaplanması ve sonucun açıklanması için tüm atletler beklemeye başladılar. Biraz sonra Rosendahl, Mary'ye doğru yaklaştı ve onu tebrik etti. Mary, 10 puan farkla olimpiyat şampiyonluğuna ulaşmıştı.

Mary Peters

"Mary Peters, bir protestan ve Britanya için bir madalya kazandı. Onun hayatına kastedilecek bir saldırıda IRA suçlanacak. Yakın zamanda evi havaya uçacak!"

Olimpiyat madalyasının getirdiği mutluluk, BBC kanalına gelen bu telefonla yerini tedirgin edici bir havaya bıraktı. Mary için gelen bu ölüm tehdidi nedeniyle görevliler ona Belfast'a dönmemesini önerdiler. Ama Mary'nin tüm bunlara tek bir cevabı vardı:

"SAÇMALIK"

Belfast'a döndüğünde havaalanında muhteşem bir kalabalık tarafından karşılandı. Kanlı eylemlerle boğuşan kentte, "Kanlı Cuma"dan iki ay sonra, insanların yüzü tekrar gülüyordu. İster annesini kaybeden küçük bir çocuk olsun isterse de kana bulanmış koca bir kent; spor, insanlara umut oluyordu.

Kaynak: Eurosport Türkiye / Mustafa Kavgacı