“Xinjiang” senaryosu artık tutmayan bir oyun

“Xinjiang” senaryosu artık tutmayan bir oyun

Kısa süre önce İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'nde insan hakları ihlallerinin yaşandığını iddia etti. Buradan yola çıkarak Çin Halk Cumhuriyeti'ne yaptırım çağrısında bulundu. Son aldığı kararlar ile Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Çin politikasına keskin bir dönüş yapan Boris Johnson hükümetinin yalnızca Huawei konusunda değil ABD'yi koşulsuz olarak birçok politikasında destekleyecek girişimlerde bulunuyor.

İngiltere'nin değişen Çin politikası ve yaşanan gelişmelerin ilk izlenimlerini Beijing Uluslararası İşletme ve Ekonomi Üniversitesi'nden Orçun Göktürk, CRI Türk için kaleme aldı.

Göktürk'ün değerlendirmeleri ve merak edilen sorulara verdiği yanıtları dikkatinize sunuyoruz:

"Temmuz ayı boyunca İngiltere'nin Çin'e yönelik bir dolu siyasi husumet kararına tanık olduk. İki ülke ilişkileri, yapısal olarak Hong Kong meselesi kaynaklı olarak yaşanan sıkıntılara rağmen Çin Halk Cumhuriyeti'nin büyük devlet refleksi ve 'çatışmadan kaçınarak' hatta bütün dünya devletleri ve halklarıyla 'barış içinde bir arada yaşama' ilkesince gelişmekteydi. Önce ABD'nin başlattığı Huawei ambargosu ve ticaret savaşı ile Donald Trump'ın 'baş düşman Çin' politikası İngiltere'yi zorlu bir karar verme aşamasına soktu. Bunun sonucunda İngiltere, Huawei ekipmanlarını 5G şebekesinden çıkardı. Ardından Pasifik'e 'HMS Queen Elizabeth' adlı uçak gemisini Çin'e karşı ABD ve Japonya ile ortak tatbikatlara katılma amacı ile gönderme kararı aldı.  Bu gelişmelerden sonra İngiltere başta Dışişleri Bakanı Dominic Raab olmak üzere hemen her gün Çin karşıtı açıklamalar yapmaya başladı. Hatta öyle ki, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo atladı uçağına Londra'ya gitti ve meslektaşı Raab ile görüşme sonrası ikili, esası Çin karşıtlığı olan özel bir görüşme gerçekleştirdikleri her halinden belli olan bir basın açıklaması yaptılar.

DOMINIC RAAB AĞZINDAKİ BAKLAYI ÇIKARDI

İngiltere, Çin'in Hong Kong özel idari bölgesinde çıkartılan Ulusal Güvenlik Yasası sonrası, Hong Kong'daki finans tetikçilerinin renkli 'devrimcileri'ne İngiliz Ulusal Yurtdışı Pasaportunu (British National Overseas-BNO) tekrar düzenleyerek onlara kucak açtı. Elbette İngiltere'nin Çin'e yönelik saldırganlığı bunlarla sınırlı kalmadı. Çin'e yönelik dünya kamuoyunu etkileme açısından Batı'nın yıllardır sarıldığı en büyük yalan olan 'Uygurlar zulüm görüyor' tekerlemesi de bu süreçte tekrar kullanıma sokuldu.  

İngiltere Dışişleri Bakanı Raab, birkaç gün önce BBC'nin karşısına bu sefer 'Çin'deki Uygur azınlığı büyük insan hakları ihlali ile karşı karşıya' demek için çıkmıştı. Bazı uzmanlar Raab'ın sözleri Çin'e karşı ambargo sinyali olarak değerlendirdi. Aslında olan ise yukarıdaki olguların toplamını değerlendirilince karşımıza çıkıyor. En nihayetinde Pompeo-Raab görüşmesi sonrası Pompeo'nun ağzından itiraf edildi: 'Çin'e karşı uluslararası bir koalisyon kurmalıyız.'

İNGİLTERE'NİN ÇİN POLİTLİKASI KENDİ BÜROKRASİSİNDE DAHİ MUHALEFET GÖRÜYOR

Tüm bu olanları 3. Dünya Savaşı'nın ayak sesleri olarak yorumlayanlar da mevcut. Bugün batı emperyalizmi bir savaş başlatacak kadar yekpare değil. Ayrıca başta ABD ve İngiltere olmak üzere bu ülkeler hem kendi vatandaşları hem dünya kamuoyunun gözünde, pandemi sürecinde perişan hale düştüler. İngiltere'nin Uygur konusu da içinde olmak üzere Hong Kong, Güney Çin Denizi, Huawei meselelerinde tekrar ABD siyasetinin etkisine açıkça girdiğini söylemek mümkün. İngiltere Avrupa'da en çok Çin yatırımı alan ülke. Çin muhtemelen başta HSBC olmak üzere İngilizlere bir cevap hazırlığı içerisinde. Çin bu yatırımları Avrupa'da başka birçok ülkeye kaydırabilir. Ama İngiltere'nin, hem de Brexit sonrası girdiği ekonomik durgunluk gözetildiğinde durum onlar için daha büyük riskler içermektedir. Bugün İngiliz Merkez Bankası pandeminin de etkisiyle İngiltere ekonomisinin son 300 yıldaki en derin krize girdiğini söylüyor ve ikinci çeyrekte yüzde 15-20 arası daralacağı öngörülüyor. Ayrıca İngiltere, Pasifik'e savaş gemisi yollayarak kendi ülke içinde bile muhalefetle karşılaşmaktadır. İngiliz ordusunun eski subaylarından ve savunma sanayi danışmanı Nicholas Drummond "Kuzey Atlantik ve Avrupa gibi anayurdumuza yakın yerler dururken neden Pasifik'e kuvvet kaydırıyoruz?" diye soruyor. Bugün Kraliyet ordusunun gücü güneşin batmadığı imparatorluk günlerinden hayli uzakta. İngilizlerin hem Atlantik hem Pasifik'te devriye yapacak kapasitesi olduğunu kim düşünüyor?

AYRILMAZ BİR BÜTÜN OLARAK ÇKP VE ÇİN HALKI

Sonuç olarak baktığımızda dünya üzerinde hiçbir Müslüman ülke yöneticisinin yanında yer almadığı 'Uygur zulmü' yalanı, çökmekte olan bir paradigmanın döne dolaşa tutunmak zorunda kaldığı bir mesele haline geldi. Bugün Çinlilerin Çin Komünist Partisi'ne (ÇKP) güven oranı yüzde 95'lere dayanmış durumda. Batı'da hangi ülkede böyle bir oran söylenebilir? Çin halkı bütün etnik milletleri ile birlikte devletinin yanında. Emperyalist siyasetin en büyük derdi de bu. Çin'i Hong Kong, Uygur, Tibet, Taiwan sorunları yaratılarak bölme stratejisi izleniyor. ÇKP ve Çin'e özgü sosyalizm ise başarıdan başarıya koşuyor. Bugün Çin'de ÇKP muhalifi yok denilemez, ama ekonomik başarı ve pandemi sürecince izlenilen mükemmel politikalar ve Batı'nın düştüğü perişan haline bakılınca bu karşıt görüşteki insanlar ÇKP'ye ve devlete olan görüşlerini yeniden revize ettiler. Bugün Çin halkı ile ÇKP ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. Bunun içinde Uygurlar da vardır, Çinli Müslümanlar Huiler de Hanlar da."