“Türkiye kadın temsili sıralamasında 121. sırada yer alıyor”

“Türkiye kadın temsili sıralamasında 121. sırada yer alıyor”

Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER) Genel Başkanı Nuray Karaoğlu, CRI Türk Türkiye'de Tuğçe Akkaş'ın hazırlayıp sunduğu "CRI Türk Özel" programına konuk oldu.

Nuray Karaoğlu, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına şiddet ve siyasette kadın temsili gibi kadına dair konular hakkında değerlendirmelerde bulundu.

KA.DER Kurucu Başkanı Şirin Tekeli'nin Türkiye için çok önemli bir değer olduğunu belirterek sözlerine başlayan Karaoğlu, Şirin Tekeli'nin 1980 sonrası Türkiye'de yükselen kadın hareketi içerisinde önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı.

1980'lerden bugüne kadar geçen sürede kadınların seslerini duyurabilmek için büyük mücadele verdiklerini dile getiren KA.DER Genel Başkanı Nuray Karaoğlu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 23 adet genel seçim yapıldığı ve 1934'ten bu yana mecliste yalnızca 538 kadının milletvekili olduğu bilgisini verdi.

"TÜRKİYE KADIN TEMSİLİ SIRALAMASINDA 121. SIRADA YER ALIYOR"

2018 genel seçimleri sonrası Meclis'te %17,2 civarında bir kadın temsili olduğunu anlatan Nuray Karaoğlu, şunları kaydetti:

"Yerel yönetimlere baktığımızda tüm Türkiye genelinde 1389 belediye başkanı var. 30 büyükşehir belediye başkanı ile birlikte diğer il ve ilçe başkanlarını da dâhil ettiğimizde yalnızca 43 tane belediye başkanının kadın olduğunu görüyoruz. Muhtarlara baktığımızda ise, bir önceki yerel seçim sonuçlarında 50 bin 200 küsur muhtarın yalnızca 674 tanesi kadınken, bugün bu sayı KA.DER'in de çok ciddi çalışması, mücadelesi ve vermiş olduğu eğitimler sonucunda 1071'e çıktı. Yüzde 58'den fazla bir artış kaydedildi. Kadının eşit temsili söz konusuyken, bahsetmiş olduğum bu ana mekanizmaların hiçbirinde eşitliği göremediğimiz çok açık bir şekilde ortada. Talebimiz yüzde 50 oranında eşitlik sağlanması. Bizde burada varız ve biz ikinci bir cins değiliz. Erkekler nasıl bir cins ise kadınlar da aynı eşitliğe sahip bir cinstir. Bu konuda da sesimizin duyulmasını istiyoruz.

Dünya geneline baktığımızda kadın temsilinin Ruanda'da yüzde 61'in üzerinde olduğunu görebiliyoruz. Küba ve Libya'da bu oran yüzde 53 civarında. Meksika'da ise yüzde 48 seviyesinde seyrediyor. Kuzey Avrupa ülkelerinde ise yüzde 46-47 oranlarında kadın temsili söz konusu. 3. dünya ülkelerinde dahi kadın temsilinin bizim ülkemizdekinden daha yüksek olması, Türkiye'de yaşayan kadınların içini acıtıyor. Türkiye kadın temsili sıralamasında 121. sırada bulunuyor. Burada yanlış giden bir şeyler var ve artık biz buna dur demek istiyoruz."

Karaoğlu, Türkiye'de son zamanlarda artış gösteren kadına yönelik şiddet konusunun önemine dikkat çekerek, bu konuda alınması gereken önlemlerin toplumun her kesimine doğru bir şekilde anlatılması ve farkındalık yaratılması gerektiğini belirtti.

Türkiye'de kadınları güçlendiren ve haklarını koruyan önemli bir anlaşmanın bulunduğunun altını çizen Nuray Karaoğlu, bu anlaşmanın Türkiye'nin 2011 yılında imzaladığı İstanbul Sözleşmesi olduğunu aktardı.

"BİR CİNSİN DİĞER CİNSE TAHAKKÜMÜNÜ NASIL AÇIKLAYABİLİRİZ?"

İstanbul Sözleşmesi'nin Türkiye'de 2014 yılında yürürlüğe girdiği bilgisini paylaşan KA.DER Genel Başkanı Nuray Karaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"İstanbul Sözleşmesi; kadınları, çocukları ve aile içi şiddet gören kişileri korumaya yönelik bir sözleşmeyken, toplumun belirli bir kısmı bu sözleşmeyi "aileyi yok eden bir sözleşme" olarak nitelendirerek toplumda algı yaratmaya çalışıyor. Aslında cinsiyet ayrımı yapmak, bir insanlık sorunu. Bir insanın erkek veya kadın olması onu daha fazla insan yapmaz. Biz burada demokrasiden ve insan olmaktan bahsediyoruz. O zaman bir cinsin diğer cinse tahakkümünü nasıl açıklayabiliriz? Bunu engellemek için okul öncesi eğitimden başlayan toplumsal cinsiyet eşitliği temelli eğitimler verilmesi gerekli. Bu eğitimlerde çocuklara, her iki cinsin birbirlerinden farklı olduğu ve bu farklılıklara saygı gösterilmesi gerektiği anlatılmalı."

"KADINA KARŞI ŞİDDETE DİKKAT ÇEKMEYE ÇALIŞILAN BİR EYLEME ŞİDDETLE KARŞILIK VERİLDİ"

Kadına karşı şiddetin sınır tanımayan yapısal ve küresel bir sorun olduğunu vurgulayan Karaoğlu, "Kısa süre önce dünya genelinde başlatılan bir eylem ile birlikte kadınlar şarkı sözlerini okuyarak yeterince korunmadıklarını tüm dünyaya karşı dile getirdiler. Türkiye'de de çok çeşitli şehirlerde bu eyleme katılımlar oldu. Kadınlar bu şarkı sözlerini ve dans hareketlerini öğrendiler ve sokaklara çıkıp bu konuya dikkat çekmeye çalıştılar. Ancak maalesef bu kadar masumane bir eylemde bile kadınlara anlayışlı davranılmadı. Kadına karşı şiddete dikkat çekmeye çalışan bir eyleme şiddetle karşılık verildi." diye konuştu.

"KADINLAR ZAYIF VE ERKEĞİN ŞİDDETİNİ UYGULAYABİLECEĞİ BİR CİNS OLARAK ADLANDIRILIYOR"

Nuray Karaoğlu, "Neden hep kadınlar hedef oluyor?" sorusuna ise, şöyle yanıt verdi:

"Kadınlar ikinci cins olarak daha zayıf ve erkeğin şiddetini uygulayabileceği bir cins olarak adlandırılıyor. Ceren Özdemir cinayetinde de failin bahsettiği gibi, 'Ben onu gözüme kestirdim. Şiddet uygulayabileceğim yapıda biriydi. O yalnız ve zayıf bir kişiydi. Yapmak istediklerimi yapabilirim diye düşündüm.' ifadeleri olayın temelinde yatan sorunu görmemizi sağlıyor. Failin deli olmadığı açık ancak çok ciddi sorunları olduğu ortada. Bunu besleyen sistemi bizim engellememiz gerekiyor.

Faile uygulanan iyi hâl indirimine gelecek olursak, Türk Ceza Kanunu'nda hakime bir indirim yapma yetkisi tanınıyor. Hakimler meseleye erkek egemen bakış açısıyla baktığı sürece, failin; 'Mecburdum efendim. Bizim gelenek ve göreneklerimiz bunu gerektirirdi. Namusuma laf etti. Beni tahrik etti.' gibi sözleri karşısında bu takdir yetkilerini kullanabiliyorlar. Tabii bunların acı sonuçları, her geçen gün gittikçe artan şiddet olayları ve öldürme vakalarıyla karşımıza çıkıyor. Buradaki asıl sorun, hakimlerin erkek egemen bakış açısıyla yanlış ve yanlı kararlar vermesi sonucu, 6284 sayılı kadınlar ile çocukları ciddi bir şekilde koruyan yasanın düzgün olarak uygulanmamasıdır."

Hakimleri denetleyecek yeterli bir mekanizma bulunmadığını ve hakimlerin takdir yetkisinin kuvvetli yaptırımlara tabi olmadığına işaret eden KA.DER Genel Başkanı Karaoğlu, "Eğer yeterli bir denetleme mekanizması olsaydı, İstanbul Sözleşmesi ile çelişen kararlar veriliyor olmazdı." ifadelerini kullandı.

"KADINI KORUDUĞUNUZU ZANNEDİYORSUNUZ ANCAK BİR HAYATI YOK ETTİĞİNİZİ FARK ETMİYORSUNUZ"

Kadınlara karakola mesai saatleri dışında gitme zorunluluğu getirildiğini hatırlatan Nuray Karaoğlu, "Kadın bir gece önce şiddete uğradığında karakola gitmek için mesai saatlerinin bitmesini mi bekleyecek? Ayrıca şiddet mağduru kadın karakola gittiğinde; 'Aile içinde bunlar olabilir. Uzlaşın, o senin kocandır, birbirinizi idare edin.' denilerek barıştırmaya yönelik telkinler yapılıp kadının tekrar evine gönderilmesi, kadını o şiddet sarmalının içine yeniden girmesi demek oluyor. Kadınlar gittikçe daha da güçsüzleşiyor. Nereye başvuracağını bilmeyen kadın karakola gidip bu tip söylemlerle karşılaştığında zor duruma düşüyor. Siz kadını koruduğunuzu zannediyorsunuz ancak bir hayatı yok ettiğinizi fark etmiyorsunuz." değerlendirmesini yaptı.

Faile uygulanan iyi hâl indirimlerinin sadece erkeklere uygulandığına dikkat çeken Karaoğlu, Nevin Yıldırım olayına atıfta bulunarak failin kadın olması durumunda bu tür indirimlerin uygulanmadığını belirtti.

"Bir tokat bile şiddettir." diyen KA.DER Genel Başkanı Nuray Karaoğlu, şiddete maruz kalmasına rağmen sessiz kalan kadınlara ise, "Şiddetin çok sevmekten ve kıskançlıktan kaynaklanmadığının bilinmesi gerekir. Şiddet normal bir şey değildir ve normalleştirilmemelidir." uyarısında bulundu.

Nuray Karaoğlu, devletin şiddete maruz kalan kadınlara, ekonomik özgürlüklerini kazanana kadar destek vermesi gerektiğini ve bu durumun yasa ile korunduğunu dile getirdi.

"HAKSIZ TAHRİK VE İYİ HAL İNDİRİMİ TAMAMEN ORTADAN KALDIRILMALI"

Kadına yönelik şiddetin nasıl önlenebileceğine dair açıklamalarda bulunan Karaoğlu, okul öncesi eğitimden başlanılarak çocuklara cinsler arasındaki eşitliğin anlatılması gerektiğini yineleyerek, sözlerine şöyle devam etti:

"Biz buna toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi diyoruz. Bunun yaygınlaştırılması gerekli ancak 11. Kalınma Planı'nda toplumsal cinsiyet eşitliği ifadesinin kaldırıldığını görüyoruz. Aslında daha iyi bir dünyaya doğru gitmemiz gerekirken kadınların haklarının gün geçtikçe ellerinden alındığına şahit oluyoruz. İkinci bir tedbir olarak da daha önce var olan Kadın Bakanlığının yeniden tesis edilmesi gerekli. Aynı zamanda kadına yönelik şiddeti inceleyen özel mahkemeler de kurulmalı. Bu soruna, hakimlerin yetkilerini negatif alanda kullanmadıkları ve konu ile ilgili eğitimler alan kişilerin görev yaptığı özel mahkemelerde çözüm aranmalı. Bunlara ek olarak haksız tahrik ve iyi hâl indirimi tamamıyla ortadan kaldırılmalı. Aile Bakanlığının da kadına yönelik şiddet davalarına etkin olarak katılması ve davaları takip etmesi gerekiyor. Bunlar olmadığı sürece bu mekanizmanın düzgün bir şekilde işlemesi beklenemez."

"KADINLAR KADINLARA OY VERSİN, KADINLAR KADINLARI SEÇTİRSİN"

KA.DER'in ana çalışma mekanizmasının, her türlü karar alma mekanizmalarında eksik kadın temsilini ortadan kaldırmak olduğunu ifade eden Nuray Karaoğlu, KA.DER'in yaptığı çalışmaları ise, şöyle anlattı:

"KA.DER, haklı talebimiz olan meclisteki yüzde 50 eşitliği sağlayana kadar mücadelesini sürdürmeye devam edecektir. Aslında biz bir hayalden bahsetmiyoruz. Türkiye'deki kadınlar Meclis'te, Ruanda'da görülen oranları görmek istiyor. KA.DER olarak bizim tüzüğümüzde olmazsa olmaz bir maddemiz bulunuyor. Biz her siyasi görüşteki kişiye eşit yakınlık ilkesi ile yaklaşıyoruz. Bu bizim zenginliğimizdir. Herkes aynı şekilde düşünmek zorunda değil. Demokrasinin gereği olarak farklı düşünceler olabilir ancak problemleri birlikte çözmemiz gerekir.

Hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun kadınlar bir araya gelmeli ve sorunlara ortak çözümler üretebilmeli. Bunu için KA.DER yıllardan beri 'Siyaset Akademileri' düzenliyor. Bu akademilerde, siyasete ilgi duyan ve buralarda söz söylemek isteyen kadınları güçlendiren eğitimler yapılıyor. Son yıllarda bu eğitimlerimizi 12 ile 15 hafta arasına çıkarttık. Bu eğitimlerimizde uluslararası sözleşmelerden kadın haklarının Türkiye'de ve dünyadaki gelişmesine kadar birçok konuda bilgilendirme yapıyoruz. Ayrıca bu eğitimlerin sonlarında karar mekanizmalarında yer alan kadınları eğitim alan kişilerle buluşturulup karşılıklı fikir alışverişi yapmalarını sağlıyoruz. Bu uygulamanın sonucunda siyasete ilgi duyan kadınların, karar mekanizmalarında bulunan kadınların da bu süreç içerisinde kendileriyle aynı sorunları yaşadıklarını görmelerini ve yalnız olmadıklarını hissetmelerini amaçlıyoruz. Bunların dışında seçim dönemlerinde çeşitli kampanyalar düzenleyip bu kampanyalarda kadına yönelik şiddet, seçme ve seçilme hakkı gibi konulara dikkat çekmeye gayret ediyoruz. Bu çalışmaların sonunda kadın temsili oranlarının arttığını görüyoruz. Türkiye'de kadın hakları açısından bazı şeyler değişiyor ancak istediğimiz oranda değil. Bu nedenle KA.DER ile birlikte siyasi partilerin karar alma mekanizmalarında olan kişilerin de çok önemli görevleri bulunuyor. Bir alanda mücadele ediyorsanız topyekün mücadele etmeniz gereklidir. Yazılı olan sistemin içerisinde mücadele edemezsiniz çünkü o sistemi birileri yazdı, elinize verdi ve buna uymanızı bekliyor. Erkeklerin yazmış olduğu yasalarda, erkeklerden yana olan sistemi 'evet' diyerek kabul ederseniz, eşit temsili hiçbir zaman elde edemezsiniz. Bu konuda erkekler ile yan yana olmak ve erkeklerin de bu soruna en az kadınlar kadar hassasiyet göstermelerini istiyoruz. Ancak göstermiyorlar ise kadınlar, seçim zamanlarında oy kullanma hakkını özgürce fakat bir diğer kadından yana kullansınlar. Seçim kabinlerinde erkeklere oy vermesinler. Temsilde eşitlik sağlanana kadar kadın dayanışmasının her alanda sürmesi gerekiyor. Kadınlar kadınlara oy versin, kadınlar kadınları seçtirsin." 

Video Link: https://www.youtube.com/embed/q-_MSNc8Ey8