Trump'ın yeni komplo teorisi

Trump'ın yeni komplo teorisi

Bahar aylarından bu yana, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşların sayısı rekor seviyeye ulaştı. 

Geçen çarşamba günü ülke genelinde toplam 2 bin 300 kişi hayatını kaybetti, bu sayı mayıs ayından bu yana bir gün içinde yaşanan en yüksek can kaybıydı. Salgının başından bu yana hayatını kaybedenlerin sayısı 265 bini geçti. Öte yandan, salgının patlak verdiği bahar aylarında can kayıpları çoğunlukla belli başlı birkaç eyalette odaklanırken, son dönemlerde yaşanan can kayıpları ülke genelinde tüm eyaletleri kapsıyor. 

Uzmanlar endişeli. Ülke genelinde son bir ay içinde neredeyse ikiye katlanan vaka sayısı kasım ayı itibarıyla 4 milyonu geçti. ABD'de pek çok eyalette hastane, hasta kapasitesine ulaştığını açıklarken bazı bölgelerde hastane çalışanlarının sayısında ve tıbbi malzemelerde eksiklerin gözlemlendiği belirtiliyor. Nitekim, önümüzdeki süreçte durumun daha da zorlaşabileceğinden endişe ediliyor. Geride kalan Şükran Günü tatilinde vatandaşlara evde kalma uyarısı yapılmıştı. Ancak sağlık yetkililerinin yaptığı çağrılara rağmen, ülke genelinde seyahat artışının önüne geçilemedi. 

Üstelik bahar ve yaz aylarında toplu grupların açık havada buluşma imkânları çok daha fazlayken, şu an içinde bulunulan soğuk kış şartlarında pek çok aile ve yakın dost grupları tatili kapalı ortamlarda bir arada geçirdi. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde yeni vaka ve hastaneye yatış sayılarında da ciddi artışlar yaşanabileceği düşünülüyor.

TRUMP VATANDAŞLARI BÖLDÜ

Yetkililer ve siyasetçiler bu kötü gidişata engel olmak için bu noktaya tam olarak nasıl gelindiğinin üzerinde duruyor. Salgından etkilenen diğer ülkelerle kıyaslandığında, ABD'de ön plana çıkan en önemli eksiklerden biri, salgının yayılmasını engellemek için belirlenen kuralların ülke genelinde yeterli ve etkili bir şekilde uygulanmamış olması.

İşte tam bu noktada, bazı analistler maske takmanın bile siyasi bir eylem haline geldiğinin altını çiziyor. Kısa süre önce gerçekleşen başkanlık seçimi, Amerika'nın yakın tarihinde yaşadığı en rekabetli, gergin ve aynı zamanda kutuplaşmış seçim kampanyalarından biri olarak görünüyor.

Amerikan başkanı Donald Trump'ın dört yıl daha koltuğunu korumak için yarıştığı kampanya bir anlamda kamuoyunun başkana verdiği birinci dönem sonu karnesi niteliğindeydi. Ve şüphesiz karneye verilen not için en belirleyici gündem maddesi salgınla mücadele konusuydu. Salgının ilk aylarında Başkan Trump, maske takmak kadar işletmelerin ve iş yerlerinin kapatılmasına da mesafeliydi. Düzenlediği birçok etkinliğe maskesiz katılmış, salgına karşı sert kısıtlamalar uygulayan eyaletlerin demokrat valilerine sert eleştiriler yönlendiriyor ve ekonominin yavaşlamasını sağlıktan daha öncelikli bir tehdit olarak görüyordu. 

Daha göreve gelmeden Amerikan halkını sevenleri ve karşıtları olarak net bir şekilde ikiye ayırmış olan Trump, başkanlık görevini sürdürdüğü yıllarda da gerek söylemleri, gerek uyguladığı politikalarla bu ayrışmayı giderek daha da derinleştirdi. Bunun en bariz örneklerinden biri ise, koronavirüs salgını oldu; Başkan Trump'ın yaptığı açıklamalar ve kendi uygulamaları dahi, devletin "Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi"nden gelen mesajlarla birçok kez örtüşmedi.

KURALLAR UYGULANMADI

Muhalif Demokrat Partili valiler, başında oldukları eyaletlerde çok daha sıkı önlemler ve kurallar devreye sokarken, Beyaz Saray'dan ve federal hükümetten gerekli desteği alamamaktan şikâyet ediyorlardı.

Cumhuriyetçi partiden valilerin yönettiği eyaletlerde ise, salgının önlenmesine yönelik kuralların uygulanması aylar sürdü. En koyu cumhuriyetçi bazı bölgelerde, iş yerlerine hiçbir kısıtlama getirilemezken, en basit maske takma zorunluluğu bile ancak seçimlerden sonra getirildi. 

Nitekim "silah alma ve taşımanın en önemli özgürlük hakları"ndan biri olduğunu düşünen geniş bir muhafazakâr kesim için "maske takmamak" da bir özgürlük hakkı olarak görülüyordu.

Salgın süresince, sosyal medyada paylaşılan yüzlerce videoda, maske zorunluluğunun getirildiği işletmelerde veya alışveriş merkezlerinde, çalışanların taleplerine kulak asmadan zorla içeri girmeye çalışan ve engel olunduğunda sözlü ve fiziksel saldırıda bulunan insanları görmek mümkündü.

Aradan aylar geçmiş olmasına rağmen, yetkililer tarafından yapılan uyarılar halen bazı bölgelerde dikkate alınmıyor. Birçok eyalette halen Trump destekçisi gruplar, sokaklarda hiçbir önlem almadan yakın temas halinde salgını önlemek için yapılan kısıtlamaları protesto ediyor. Ve bilinçsizce yapılan eylemler, ülke genelinde vaka artışını tetikliyor.

BIDEN YÖNTEM ARIYOR

İşte bu nedenle, yeni başkan seçilen Joe Biden, ocak ayında görevi devralmadan önce, maske uygulamasının yaygınlaştırılabilmesi için bir yöntem arayışında. Farklı eyalet valileri ile yapılan görüşmelerden de ortaya çıktığı üzere, öncelikle maske takmanın siyasi bir mesaj olmaktan uzaklaştırılması gerekiyor.

Cumhuriyetçiler arasında bilinen anket uzmanlarından Frank Luntz'a göre, bu oldukça zorlu bir süreç olacak, çünkü maske takma ile takmama konusu seçim öncesi insanların aklında demokratların ve cumhuriyetçilerin uyguladığı siyasi bir retorik olarak yerleşti.

Biden'ın planladığı ulusal bir maske zorunluluğunun mümkün olabilmesi için, bu konunun herhangi bir kişi, parti veya siyasetten apayrı bir mesaj olarak sunulması ve samimi olarak yalnızca halkın menfaatleri için yapılması gerektiğinin vurgulanması gerekiyor.

Mesela salıncak eyalet olarak bilinen, yani bazı dönemlerde cumhuriyetçilere bazense demokratlara oy vermiş eyaletlerde, bazı valilerin yaptığı samimi konuşmaların başarılı olduğu gözlemleniyor.

Örneğin Arizona Valisi, bir süre önce halka verdiği bir mesajda, "Vatandaşlarımızın çoğu zaten belli bir siyasi kampa ait değil, bu arada ben de değilim. Maskeler işe yarıyor, lütfen kullanın." ifadesini kullandı. 

Benzer bir başka girişim komşu eyalet New Mexico'da yaşandı. Eyalet valisi halka, maskelerin siyasi bir eylem olmadığını belirtirken, "Maskenizi takmaktan çekinmeyin, mutlaka siyasi mesaj vermek istiyorsanız bu mesajları da maskeniniz üzerine takın." diyerek, birçok yetkilinin takdirini topladı.

TRUMP'IN YENİ KOMPLO TEORİSİ

Benzer bir girişim, Biden tarafından gelirse ne kadar başarılı olur, bunu kestirmek epey zor. Çünkü özellikle de koyu cumhuriyetçi kesim, halen Trump'ın söylemleri doğrultusunda, Biden'ın seçimi çalarak kazandığı gibi asılsız görüşleri benimsemeye devam ediyor.

Nitekim Pazar sabahı Trump seçimden bu yana dile getirdiği komplo teorilerine bir yenisini daha ekledi. Cumhuriyetçi partiye destek veren Fox News kanalı sabah haberlerinde başkan Trump'ı telefon üzerine canlı yayın konuğu olarak aldı.

Kendisine, en son Pennsylvania Yüksek Mahkemesi'nde yaşanan mağlubiyet soruldu. Zira mahkeme Trump'ın avukatlarının iddia ettiği Pennsylvania seçimlerinde yolsuzluk yaşandığı iddialarını asılsız bulmuştu. Trump'ın bu gelişmeye yönelik tepkisi, aslında önemli bir itiraf niteliğindeydi. Bu tür kritik eyaletlerde yapılan itirazların sonuç bulmaması nedeniyle, seçim sonuçlarının artık Anayasa Mahkemesi'ne taşımasının da pek mümkün olmayacağını belirtti.

Bu önemli bir açıklamaydı, ancak bir yandan da, öfkesini geri tutmadı. Aslında seçimi kaybetmediğini, ama FBI, Adalet Bakanlığı ve hatta federal yargı sistemi tarafından zaferine engel olunduğu yönünde çok ciddi bir iddia ortaya attı. Bir anlamda, Trump halen seçimde yolsuzluk yaptığı iddialarını sürdürürken, bir yandan da devlet kurumlarının bu yolsuzluğa katkıda bulunduğunu iddia ediyor.

İRAN'DAKİ SUİKAST

Amerikan iç siyasetinde, seçim çalkantıları henüz tamamen durulmuş değil. Bunun yanı sıra, dış politikada çok çarpıcı bir gelişme yaşandı; İran'da en kıdemli nükleer bilimci bir suikast saldırısında öldürüldü.

Zamanlaması oldukça manidar. İran'la yapılan uluslararası nükleer anlaşma uluslararası kamuoyundan geniş destek alırken, İsrail tarafından sert bir şekilde eleştiriliyordu. Filistin konusunda da İsrail'e her daim açık çek vermiş olan Trump yönetimi tüm uluslararası eleştirilere rağmen bu anlaşmadan çekilmişti ve ocak ayında başkanlık koltuğuna oturacak olan Biden'ın atması beklenen ilk adımlardan biri de bu anlaşmaya yeniden katılmak olacaktı.

Ancak bu yaşanan son gelişme, İran, ABD ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki olası görüşmeleri çok daha zor bir sürece sokabilir. 

Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, daha geçen pazar günü Suudi Arabistan'ın Neom kentinde Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığı görüşmeye İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun da katıldığı iddia edilmişti. Olası gizli bir görüşmenin içeriği kadar, Amerikan yönetiminin bu saldırıya yönelik önceden haberi olup olmadığı da bilinmiyor.

Uluslararası Atom Enerji Kurumu'nun raporu, İran'da barındırılan uranyum uluslararası anlaşma ile belirlenen seviyenin 12 katına ulaştığını bildiriyor. Buna tepki veren Başkan Trump, New York Times'ın haberine göre, ay başında danışmanlarına verdiği bir talimatla, İran'ın ana nükleer merkezine yönelik bir saldırı ihtimallerini gözden geçirmeleri istedi. Ancak aynı haberdeki iddialara göre Başkan yardımcısı Mike Pence ve Dış İşleri Bakanı Pompeo, bu adımın çok daha kötü sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Saldırıdan İsrail'i sorumlu tutan İran'ın intikam çağrıları devam ederken, yeni göreve gelecek olan Biden'ın İran anlaşmasına yeniden katılmasının yolu da karmaşık bir hal aldı ve bu gerginliğin yankıları önümüzdeki aylarda da hissedilecek gibi görünüyor.

Ediz Tiyanşan / Los Angeles

Video Link: https://www.youtube.com/embed/G7T5sktJ4vA