Şeffaf soruşturma yürütüleceğini düşünmüyorum

Şeffaf soruşturma yürütüleceğini düşünmüyorum

Beyrut Limanı'nda 4 Ağustos'ta patlayıcı maddelerin bulunduğu depoda çıkan yangının ardından tüm kenti sarsan çok güçlü bir patlama meydana geldi. Lübnan resmi makamları patlamaya "ihmalin yol açtığını" bildirdi.

Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Can Kakışım, Beyrut Limanı'nda meydana gelen patlamayı ve Lübnan'ın uzun yıllardır içinde bulunduğu siyasi krizi CRI Türk'e değerlendirdi.

Doç. Dr. Can Kakışım, sabotaj olasılığı tamamen gündemden kalkmasa bile olayda ciddi bir ihmal olduğunun söylenmesi gerektiğini belirtti.

"İNSAN HAYATI NEDEN BİZİM COĞRAFYAMIZDA DEĞERSİZ?"

Çok güvensiz koşullarda depolanan 2 bin 750 ton amonyum nitratın patlaması ile bir dram yaşandığını vurgulayan Kakışım, "Merkezde şehirle iç içe olan bir limanda patlayıcı maddeler depolanmış. Patlayıcının limanda durmasına izin verilmesi ve tedbirin alınmaması aslında burada sabotaj ihtimalini dışlamasak da müthiş bir ihmal olduğunu gösteriyor. İlk görüntüler aklımıza kaza olduğunu getirdi. Bununla ilgili soruşturmalar bitmedi. Bundan sonra ne gibi sonuçlara ulaşılacak bilmiyoruz. İhmalin neden olduğunu, bu gibi ihmal içeren uygulamaların bizim coğrafyamızda ve Orta Doğu'da niçin bu kadar yaygın olduğunun konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Niçin yöneticiler gerekli tedbirleri almıyor, insan hayatı neden bizim coğrafyamızda değersiz, insanlar neden sorumluluktan uzak davranıyor bunlar tartışılmalı." dedi.

ŞEFFAF SORUŞTURMA YÜRÜTÜLECEĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM

"İsrail konusu çok konuşuldu, İsrail tüm suçlamaları reddetti." diyen Doç. Dr. Kakışım, sözlerine şöyle devam etti:

"Lübnan'ın ve Hizbullah'ın ilk yaptığı açıklamalar da bu yöndeydi yani İsrail'in sorumlu olmadığını dile getirdiler. Böyle bir şey varsa bile açığa çıkarılabileceğini, şeffaf soruşturma yürütüleceğini ve sonunda anlamlı sonuçlara ulaşılabileceğini düşünmüyorum. İsrail bu işin içinde var mı, yok mu, bu spekülatif bir konudur. Ancak İsrail'in payını tespit etmek zor olsa da şunu ifade edebilirim ki, bu gibi patlamalar ve krizler mutlaka İsrail'e yarar sağlar. Şu bağlamda yarar sağlar; İsrail'in en fazla uğraştığı örgütlerin başında Hizbullah geliyor. Hizbullah'ın Lübnan'da ne kadar etkili olduğu ortada. Hatta patlamanın olduğu liman da Hizbullah'ın kontrolünde olan bir limandı. Böyle bir patlamanın ardından eleştiri oklarının toplumda Hizbullah'a doğru yönelmesi İsrail'in işine gelen bir durum. Bu işin içinde İsrail olduğuna dair bir suçlama yapmayacağım. Şunu söyleyebilirim ki, İsrail'in buradaki stratejik aklı her şeyi kontrol edebilmesinde değil ama oluşan gerçekleşen olaylardan maksimum çare elde edebilmesinde yatmaktadır. Patlamadan sonra Hizbullah'ın net hedef haline gelmesi ve toplum tarafından kınanması yine konunun İsrail'in çıkarına uygun bir noktaya doğru sürüklendiğini göstermektedir."

LÜBNAN ULUSAL KİMLİK OLUŞTURMAYI BAŞARAMAMIŞ BİR DEVLET

Karabük Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Can Kakışım, Lübnan'ın etnik, mezhepsel, dinsel ve siyasi açıdan çok parçalı bir yapıda olduğuna dikkat çekti. Lübnan'ın ulus kimliği yaratamadığını bildiren Kakışım, "Lübnan ulusal kimlik oluşturmayı başaramamış bir devlet. Tüm sorunların temelinde bu neden bulunuyor. 1975'ten 1991'e kadar devam eden ve çok yıkıcı olan 'Lübnan İç Savaşı' vardır. Bütün etnik, grupların, dinsel mezhepsel grupların siyasi fraksiyonların birbirine girdiği bir örnektir." ifadelerini kullandı.

"Bugünkü parçalanma durumunu çok daha geleneksel temelleri olan bir olgu olarak değerlendirmekteyim." açıklamasını yapan Doç. Dr. Can Kakışım, şunları kaydetti:

"Burada üzerinde durulması gereken şudur; Lübnan'da ciddi ekonomik kriz görüntüleri söz konusuydu. Ülkede enflasyon sorunu ve döviz krizi var. 2019 yılında bununla alakalı ciddi protestolar oldu. İnsanlar buradan yola çıkarak sokaklara iniyorlar ancak daha sonrasında iç savaş sürecinde olduğu gibi insanların arasındaki kimliksel talepler veya bu yöndeki mücadeleler artık sokaklara hükmetmeye başlayabiliyor. Bu Orta Doğu'da çok rastladığımız bir olgu. Arap Baharı da bu şekilde başladı. Tunus'ta bir seyyar satıcının zor yaşam koşullarına karşı kendi bedenini ateşe vermesiyle başlayan bir süreçti ancak sonra kimliksel bir hal aldı. Burada da insanlar haklı talepler için sokağa çıkıyorlar fakat iç savaşı körükleyecek ve insanlar arasındaki cepheleşmeyi artıracak bazı provokasyon girişimleri olabilecektir. Bu noktada dış güçlerin etkileri çok önemli. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hemen oraya gitti ama ben Fransa'nın oradaki varlığını eski sömürgesini hâlâ sahiplenmeye çalışan ve orayı elinde tutmaya dönük bir tavır olarak değerlendiriyorum."

LÜBNAN SİYASETİ DIŞ MÜDAHALELERE ÇOK AÇIK

Önümüzdeki süreçte Münhasır Ekonomik Bölgelerin belirlenmesi ve genel olarak Doğu Akdeniz sorunsalı çerçevesinde Lübnan'ın veya İsrail'in de daha fazla gündeme gelmesinin bekleneceğinin söyleyen Kakışım, Fransa'nın tavrını çok samimi bulmadığını ancak bunun Fransa'ya has bir durum olmadığını anımsattı.

Lübnan siyasetinin dış müdahalelere çok açık olduğunu ve bunun iç politikada da sorunları beraberinde getirdiğinin altını çizen Doç. Dr. Can Kakışım, "Lübnan'da siyaset kurumunu yozlaşmış olarak değerlendiriyorum. İnsanların artık bu siyaset kuramına güven duymadığını müşahede etmekteyim. Halk ile devlet arasındaki güven bunalımı ortadan kalkmadığı sürece Lübnan'da kalıcı barış ortamının tesis edilebileceği düşüncesinde değilim. Lübnan'da siyaset anlamında çok ciddi yolsuzluklar var. Şeffaflık namına hiçbir şey yok. Devletin en temel varlığı, halkın can güvenliğini korumaktır bunu bile üçüncül belki de dördüncül derecede önemli olarak değerlendiren bir ülke karşımızda. O nedenle önümüzdeki süreçte bütün iyi niyetli beklentilere rağmen Lübnan'ın geleceğinde çok huzurlu bir ortamın oluşacağı düşüncesinde değilim." dedi.

Haber: Tuğçe Akkaş