Salgınla dijitalleşen dünyaya yeni mutabakat şart

Salgınla dijitalleşen dünyaya yeni mutabakat şart

Haber: Gökhun Göçmen

Editörün notu: Yeni tip koronavirüs salgınının en acı verici şekilde kendisini hissettirdiği günlerde dünyanın en büyük ekonomisi olarak bilinen G-20 Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde çevrimiçi olarak toplandı. Ülkeler, sadece salgın değil salgının beraberinde getirdiği yeniliklere nasıl uyum sağlanacağı konusunda tartışıyor. Bu bağlamda aşı çalışmaları ile öne çıkan Çin Halk Cumhuriyeti aynı zamanda dijital güvenlik ve sınırlar arasında insan akışının kolaylaşması gibi bir dizi öneriyi gündeme taşıdı. Gazeteci Birol Güger'e göre, son günlerde Hollandalı bir gazetecinin Avrupa Birliği'nin (AB) Savunma Bakanları toplantısına sızması ya da Türkiye'de uzaktan eğitim konusunda yaşanan sıkıntılar dijital dünyanın zayıf karnına işaret ediyor. Çin'in geliştirdiği aşının dünya çapında ön yargıları kırmaya yardımcı olacağına inanan Cumhuriyet gazetesinden Güger'e yönelttiğimiz soruları ve yanıtlarını okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz:

Aşı çalışmaları devam ederken açıklama yapan Çin, gelişmekte olan ülkelere aşı konusunda yardımcı olma ve bunu bir kamu malı olarak değerlendirilmesi sözünü verdi. Hâlihazırda Türkiye ile Çin arasında da bu konuda bir iş birliği bulunuyor. Aşı çalışmalarında kurulan bu iş birliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aşı konusunda iş birliği, Çin Halk Cumhuriyeti'nin uluslararası düzeyde güvenilirliğini daha da artıran ve en önemlisi halkların, sıradan insanların Çin'e yönelik ön yargılarında değişime yol açan bir sonuca ulaştı. Bugüne dek birçok salgın, aşıların bulunmasının ardından da devam etti. Buna karşın Çin'in, aşıya bağlı kalmaksızın uluslararası ticareti normale döndürme çabası anlamlı ve önemli.

Her ne kadar, Çin'in bu konudaki çabaları şimdilik fazla önemsenmemiş olsa da önümüzdeki aylarda diğer ülkelerin de bu yönde çabalara gireceğini öngörmek mümkün. Yine de aşı üzerine konuşabilmek için en azından erken sonuçları görmek lazım. Zira henüz lisans almış bir aşı yok ve kitlesel uygulama yapılmadı. Bu anlamda belirsizlik sürüyor, bir süre daha devam edecektir. Bugün aşıdan daha önemlisi Türkiye ve dünyanın diğer ülkelerindeki sağlık sistemlerinin salgına cevap verebilir düzeyde kalmasıdır.

Salgın döneminde 5G, akıllı şehirler, yeni teknolojiler ve uzaktan çalışma gibi modeller teşvik edildi. İnternet üzerinden alışveriş, uzaktan eğitim ve uzaktan sağlık hizmetleri gibi temassız ekonomi genel olarak hız kazandı. Bu durumun Türkiye'de nasıl ve yansıması sizin açınızdan rahatlıkla görülebiliyor mu?

Türkiye e-ticaretin yanı sıra, yeni çalışma veya eğitim modelleri alanlarında da altyapı sorununu çözülebilmiş değil. Üst yapının ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde fiberoptik kablo yok. Eğitim Bilişim Ağı (EBA) örneği bu konuda en yakıcı örneklerden biridir. Öğrenci ve öğretmenler uyumlu, program sorunsuz, ancak altyapı sorunu nedeniyle sistem çöküyor. Turkcell yönetiminin ekim sonunda Varlık Fonu'na devri bu konuda atılacak adımları kolaylaştıracaktır. Benzer bir süreç Türk Telekom için de söz konusu olabilir. Türkiye, uzaktan eğitim, sağlık ve ticaret konusunda ileri dünyanın çok da gerisinde değil, ancak altyapı sorunu burada onu önemli bir oyuncu olmaktan alıkoymakta

Dijital ekonominin gelişimi kimi endişeleri de beraberinde getirdi. Birleşmiş Milletler'in (BM) gündeminde yer alan endişeler arasında dijital güvenlik, açık ve kişisel bilgilerin sızıntısı bulunuyor. Küresel dijital yönetim alanında sizce hangi kurallara göre hareket etmeliyiz? Bu alanda kendisini geliştiren Çin gibi ülkelere sizce daha fazla rol alabilir mi?

Bugün "dijital alan" olarak tanımladığımız alan sınırları olmayan, sürekli genişleyen, kontrolü her geçen gün zorlaşan ve muhtemelen bir vakitten sonra topyekûn kontrol etme çabasından vazgeçip kendimizi korumaya odaklanacağımız bir tür anarşi alanına dönüşecek. Bugün yeni tip koronavirüs kısıtlamalarının bu alandaki gelişmeyi hızlandırdığını görüyoruz.

Sahip olduğumuz altyapı hâlihazırda kusursuz bir güvenliğe sahip değil. Uzaktan çalışma ve uzaktan eğitim gibi yeni koşullar bugün yalnızca birer güvenlik önlemi gibi duruyor olabilir ancak önlemler yarın muhtemelen iş, istihdam ve iletişimi, genel manada "düzeni tesis etmenin" yeni bir biçimi haline gelecektir.

Yeni tip koronavirüs salgını bu dönüşümü hızlandırdı, fakat bu durum elbette riskleri de beraberinde getirdi. Geçen günlerde Hollandalı bir muhabirin AB Savunma Bakanlarının Zoom toplantısına sızabilmiş olması basit, ancak birkaç adım sonrasını düşünebilenler için benzersiz bir örnek. Bu tarz bireysel olaylardan daha da önemlisi, sosyal medya ve teknoloji şirketlerinin yargı denetimi dışında oldukları gerçeğidir. Tıpkı nükleer silahların, belirli anlaşmalar kapsamında kontrol edilebilir olması gibi, dijital alan da kontrol ve denetime açık olmalı, uluslararası mutabakatlarla faaliyetlerine ilişkin bazı standartlar oluşturulmalı. Siber güvenlik anlaşmaları devletler tarafından aktif bir biçimde desteklenmeli.

Çin dijital alanda, G20 ülkeleri arasında yapay zekâ ilkelerini uygulamayı teşvik etmek ve küresel yapay zekânın sağlıklı gelişimine önderlik etmek istiyor. Bu bağlamda dijital para birimi de gündemde. Yeni ekonomi alanında uluslararası kabul göre kuralların oluşturulması nasıl bir etki yaratabilir?

Dijital para (buna kripto paralar da dâhil) alanındaki gelişmelerin, o para ya da daha geniş anlamıyla değer birimin arkasında duran küresel siyasi güce bağlı olduğunu düşünüyorum. Doların saltanatını kırmak için önce Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) politik ve askeri gücünün nasıl baypas edileceğini düşünmek gerekiyor. Uluslararası ticarette, bildiğim kadarıyla bankacılık sisteminden dışlanan İran ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti gibi ülkeler dışında hiçbir ülke bavul dolusu para ile ticaret yapmıyor; keza sözünü ettiğim ülkeler de ellerindeki nakit rezervlerini kısmen elektronik paraya dönüştürmenin bir yolunu buluyor. Doların egemenliği ve SWAP sistemi gibi konular ABD hegemonyasının kırmızı çizgileri ve yakın zamanda değişeceğe benzemiyor.