“Normalleşmiyoruz, 'temkinli yaşam dönemi'ne geçiyoruz”

“Normalleşmiyoruz, 'temkinli yaşam dönemi'ne geçiyoruz”

Türkiye koronavirüs ile mücadelede 11 Mayıs itibarıyla "normalleşme süreci" denilen yeni bir döneme geçti.  Bu kapsamda AVM'ler, kuaförler ve berberler açıldı. Son günlerde medyaya yansıyan görüntülere bakarsak "normalleşme" ifadesi toplumun büyük kısmı tarafından yanlış anlaşıldı gibi. Zira sadece AVM'ler, kuaförler ve berberler değil, havaların ısınmasıyla trafik başta olmak üzere pek çok noktada hareket arttı. Peki, "Bu tablo önümüzdeki günlerde vaka sayısına yansıyacak mı? 'Kontrollü sosyal hayat'a uyum sağlamada başarılı olabilecek miyiz? Bizi bekleyen riskler var mı?"

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, "yeni normal" olarak tanımlanan dönemi ve Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) Covid-19 ile mücadele sürecindeki tutumunu CRI Türk Türkiye'ye değerlendirdi.

Prof. Dr. Bengi Başer, Sağlık Bakanlığının açıkladığı verilere bakıldığında ayın 11'inde oldukça düşük bir düzeye ulaşıldığını ve hasta sayısının bin 100'ler civarında olduğunu söyledi. Ancak 1 Mayıs tatili ile bir hareketlilik başladığına vurgu yapan Başer, değerlerin bir anda yükseldiğini, bin 700'lerin görüldüğünü ardından ise bin 600'ler bandına indiğini kaydetti.

"GÜNLÜK HASTA SAYILARIMIZI YÜZLERLE TELAFFUZ ETTİĞİMİZ NOKTADA 'GERÇEKTEN İYİ' DİYEMEYİZ"

Cuma ve cumartesi günleri arasında yine 70 sayılık bir yükselişin devam ettiği bilgisini paylaşan Prof. Dr. Başer, "Sayın bakanımızın açıkladığı şimdiye kadarki hasta sayısı 140 binler, tedavi edilenler de 100 binler civarında olduğu. Arada 40 bin gibi bir bant var. Aradaki farkın binler civarına inmesi gerçek anlamda salgını kontrol altına aldığımızın göstergelerindendir. Öte taraftan iyileşenle hasta sayısı arasında 'evet iyileşen yönünde' olumlu bir artış var ancak günlük hasta sayılarımızı yüzlerle telaffuz ettiğimiz noktada 'gerçekten iyi' diyemeyiz. Bakıyorsunuz ölümler ortalama 50'lerde gidiyor, hep ifade ediyorum bunların her biri bir can. Dolayısıyla her gün ortalama 50 insanı biz Covid-19 nedeniyle kaybediyorsak, 'alacağımız yol var' diyoruz." ifadelerini kullandı.

"NORMALLEŞMİYORUZ, 'TEMKİNLİ YAŞAM DÖNEMİ'NE GEÇİYORUZ"

"Ayrıca en büyük göstergelerden biri de bizim bulaşıcılık değerimiz." açıklamasını yapan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, şöyle konuştu:

"R0 değerinin 1,56 olduğu bildirildi dolayısıyla bu ne demektir? Her 100 kişi, 156 kişiye bulaştırıyor. Bu da önemli çünkü sayının artıyor olduğunu gösterir. Bunun 1'in altında olması lazım ki, gerçek anlamda normalizasyona geçilebilsin. Bir de bu 'yeni normal' dediğimiz algı biraz insanlarda farklı ifade buluyor. Hâlbuki önündeki yeni yaşam tarzını insanlar sanki her şey bitmiş normalleşmiş gibi algılıyor. Oysaki biz normalleşmiyoruz aslında bir 'temkinli yaşam dönemi'ne geçiyoruz. Ben biraz fazla büyük adımlar atıldığını daha küçük adımlarla gitmemizin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Nitekim biliyorsunuz bazı matematiksel modellemeler de yapıldı. Gaziantep Üniversitesinde yapılan modelleme daha önce Singapur'da yapılan modellemeye de benziyordu. Bugün yapıldığı dönemdeki ciddi önlemler devam ettiği takdirde bizim aslında mayıs sonunda salgını kontrole alabildiğimizi ifade ediyordu. Biz en tepeden başladık, gittik çok büyük bir kapalı mekân olan alışveriş merkezleriyle, güzellik salonlarıyla, kuaförlerle birçok alanda bir anda bir açılım yaptık. Hâlbuki açılımı daha küçük adımlarla, daha küçük mağaza zincirleriyle, dış mekânlara açılan yerlerle yapmış olsaydık belki kontrolü daha rahat olurdu. Eğer sayılarımız artarsa geri adım atmamız görece daha da kolaylaşırdı oysa şimdi nereden kaynaklandığını bilmediğimiz bir artış olursa daha da zorlanmak söz konusu olabilir. 'Yeni normal' dediğimizde biliyorsunuz maske, fiziksel mesafe ve el hijyeni diyoruz. Aslında bu üçlü bizim yaşamımızın bir parçası. Biz bundan ne zaman kurtulabiliriz? Gerçek anlamda iyi bir ilaç yani bu hastalığı tamamen tedavi edebilecek, hastane gereksinimi olmadan evde alabileceğimiz, tıpkı diğer antiviral ilaçlar gibi bir ilacın keşfi olabilir. İkincisi gerçek anlamda koruyucu bir aşı olabilir. Üçüncüsü bu virüs şans eseri, SARS'ta olduğu gibi gücünü yitirmeye başlayabilir, endemik dediğimiz çok küçük bölgelerde çok az sayıda bulaşıcılıkla gidecek hale gelebilir, öldürücülüğü daha azalabilir. Bütün bunlar olduğu takdirde biz eski yaşamımıza dönebiliriz. Ancak şu an bizim yaşamımız ne yazık ki, eski yaşamımızdan biraz daha uzak. Yine en az 1,5 metrelik mesafelerimizi korumalıyız, maskelerimizi doğru ve kurallarına uygun olarak takmalıyız. Takmayanları uyaracağımız bir sistemle gitmeliyiz. El temizliğimize dikkat ederek yaşamayı sürdürmek zorundayız. Bu belki 2 yıl, belki 3 yıl hatta Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) açıkladığına göre bu virüs belki de aramızdan hiç gitmeyecek. Diğer virüslerde olduğu gibi belirli mevsimlerde belli salgınlar yaparak ilerleyebilecek. İşin açıkçası insanlık çok yeni bir virüsle karşı karşıya ve ne yapacağını ne hekimler, ne insanlar, ne DSÖ çok da fazla bilmiyor. Şu anda yapacağımız en önemli şey, işimiz olmadığı sürece dışarı çıkmamak, evimizde bulunmak, fiziksel iletişimi olabildiğince azaltarak kendimizi korumak olacak."

TÜM DÜNYA GENELİNDE İKİNCİ DALGA SONBAHARDA BEKLENİYOR

Prof. Dr. Bengi Başer, AVM'nin açıldığı ilk iki gün verilen sayının 1,5 milyona yakın olduğunu ve normalde 5,5 milyon ziyaretçinin bulunduğunun belirtildiğini aktararak öncekine göre sayı düşük olsa da böyle bir ortam için yine de fazla olduğunun altını çizdi. Bu durumun insanların yeterli dersi çıkarmadığını gösterdiğine işaret eden Başer, "Başkalarını da önemsemediklerini düşünüyorum sadece kendini önemsememek değil. Başka birini hasta etme riskini göze ala ala bazı önlemleri almamanız son derece büyük hatadır ve bence insani bir suçtur. Dolayısıyla hiçbir şekilde insanların önlem alınmamış kapalı mekânlara bu denli yoğunlukla gitmesi hele ki şöyle bir ortamda çok tasvip ettiğimi söyleyemem. Böyle insan hareketleri tabii ki bir ikinci dalga riskini de birlikte getiriyor. Bu virüsler havada damlacıklar yoluyla tutunuyor ve bu şekilde bulaşıyor, oysaki ısınma artışı ve nemin artışı ile birlikte bu damlacıklar havada uzun süre asılı kalamıyor ve bulaşma riski azalıyor. Yani sıcakla birlikte yayılım birazcık olsun yavaşlayabiliyor fakat asla tamamen ortadan kalkmıyor. Belki şu sıcak ayların bize nispeten katkısı olacaktır. Gerçek anlamda tüm dünya genelinde ikinci dalga sonbaharda bekleniyor. İlk hastalık dönemlerindeki kadar büyük bir dalga olacağını düşünmüyorum. Yine de her zaman dikkatli olmalıyız." dedi.

"ÇİN'İN EN BÜYÜK BAŞARISI ÇOK YAYGIN TEST YAPMASI OLDU"

Çin'in geçmiş dönemdeki salgınlardan büyük bir deneyimi olduğunu ve bu nedenle insanların hemen izole edildiğini bildiren Başer, Çin'de büyük bir toplumsal izolasyon yapıldığını ve sadece 2,5 aylık bir sürede salgının tamamen kontrol altına alındığına dikkat çekti.

"Çin'in en büyük başarısı çok yaygın test yapması oldu." diyen Prof. Dr. Başer, şöyle devam etti:

"Birtakım tedavileri uyguladılar ki, biz de onlardan bunu aslında örnekledik. Biz kullanımlarını erkene çektik, doz ayarları yaparak hastalarda ölüm oranlarını düşürdük. Hatta bugün Amerika Türkiye'deki tedavi prensiplerini uygulama kararları aldığını ifade etti. Bu anlamda Çin'i takdir etmemek mümkün değil. Çin'in yanı sıra Güney Kore'de ilk başta bir vurgun yedi ama müthiş bir takip sistemi kurdu, müthiş bir izolasyon yaptı, kendileri kendi içlerinde bir baskı oluşturabiliyorlar, bu nedenle çok büyük bir başarı elde ettiler. Test sayılarını da artırarak çok hızla bu takipleri yaparak sayıyı azalttılar."

AMERİKA'NIN DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ'NDEN ÇEKİLMESİ İNSANİ DEĞİLDİR

Salgınla mücadele konusunda DSÖ'nün tavrını da değerlendiren Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, ilk defa böyle büyük bir salgınla karşılaşıldığını, en son İspanyol gribi dışında bu kadar büyük, kitlesel bir salgın olmadığını anımsattı. DSÖ'nün bu konuda biraz tecrübesiz kaldığını kaydeden Prof. Dr. Başer, "DSÖ, pandemi ilanı ve hatta maskenin yaygın olarak kullanılması gerektiğini ifade etmemekle suçlandı. Belki bu anlamda hatalılardı ancak daha sonra bu hatalarını revize ettiler. Ne olursa olsun DSÖ, her zaman önemlidir. Bazı hatalar yapmak her şeyin bütünüyle hatalı olduğunu göstermez. Bugün maddi varlıkları olan, sağlık sistemi oturmuş ülkeler bu hastalıkla başa çıkabilse de, ki görüyoruz Amerika, Avrupa, İngiltere, Güney Akdeniz ülkeleri olsun İsveç örneği var tamamen serbest bıraktı ve nüfusa oranladığınızda ölümler yüksek. DSÖ, 3. dünya ülkeleri, gelişmekte olan fakir ülkeler ve birçok ülke için aslında tutunacak dal. Amerika'nın DSÖ'nün en büyük maddi destekçisi olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Amerika'nın bu anlamda çekilmesi kesinlikle insani değildir ve kabul edilemez. Biraz hedef saptırma olabilir. Amerika'da seçim ekonomisi uygulanıyor, birtakım sıkıntılar var, seçim için sanki biraz hedef şaşırtmak gibi geliyor insanlara. Bunu Amerika'daki bilim insanları, siyasetçiler, toplumun her kesimi dillendiriyor. Hatta Bill Gates gibi bir insan 'DSÖ'ye maddi desteği kendi fonumla yapabileceğim' diyecek kadar ayrıştı. Amerika'nın geçmişte yaptıklarını da biliyoruz. Örneğin, UNESCO'dan ayrılması gibi… Amerika hep böyle bir oyunbozanlık yapar gibi. Çin'in hataları olabilir ama bunları telafi etti. Doktorlarını gönderecek kadar destek oldu diğer ülkelere. Bence aynı şeyi Batı da yapmalı ve bizim tek düşmanımızın bu hastalık olduğunu düşünerek hareket etmeli." değerlendirmesinde bulundu.

Haber: Tuğçe Akkaş