Meydana gelen depremler birbirinden bağımsız

Meydana gelen depremler birbirinden bağımsız

Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Kaypak, CRI Türk Türkiye'de Tuğçe Akkaş'ın hazırlayıp sunduğu Manşet programına konuk oldu.

Doç. Dr. Bülent Kaypak, Elazığ'da meydana gelen 6,8 büyüklüğünde deprem ve sonrasında gerçekleşen artçı depremlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bülten Kaypak, Manisa ve Elazığ'da meydana gelen depremlerin birbirlerinden bağımsız iki deprem olduğunu dile getirdi.

Kaypak, iki bölgenin aynı fay hattı üzerinde bulunmadığını belirterek, bugün Manisa'nın Akhisar ilçesinde gerçekleşen depremin aktivitenin devam ettiğini gösterdiğine işaret etti.

"BU DEPREM, SÜRPRİZ BİR DEPREM DEĞİLDİ"

Akdeniz'de de bir depremin meydana geldiğini ve tüm bunların olağan şeyler olduğunu anlatan Doç. Dr. Bülent Kaypak, Elazığ'ın üzerinde bulunduğu fay hattının son durumuna ilişkin şunları söyledi:

"Depremin ilk günlerinde ana şoka bağlı olarak gelişen 300-400 artçı ile birlikte yaklaşık 40 kilometrelik bir fayın kırıldığı tahmin ediliyordu. Ancak son yaptığım çalışmalarda, artçıların yaklaşık 75 kilometrelik bir aralıkta meydana geldiğini saptadım. Bu deprem, sürpriz bir deprem değildi. Doğu Anadolu fay sistemi, Bingöl'den başlayıp Hatay'a hatta Ölüdeniz'e kadar giden bir fay bölgesi. Tarihsel süreç içerisinde bu bölgede çeşitli depremler oldu ve bu da onlardan biri."

"HER ŞEY RAHATLADI GÖZÜYLE BAKMAMAK GEREKİYOR"

Dünya genelinde depremlerle ilgili yapılan çalışmaların ana şok büyüklüğünde bir artçı şokun olmadığını gösterdiğini bildiren Bülent Kaypak, "Depremlerle ilgili olarak gözlemlerimize göre, ana şokun 1 birim aşağısında yeni bir şokun gelmesini bekleyebiliriz. Özellikle ilk 24 saat içerisinde artçı şokların büyüklükleri fazladır ve sıklıkla meydana gelirler. Zaman içerisinde hem büyüklükleri hem de sayıları azalır. Ancak daha önceki depremlerde de olduğu gibi bir, iki hafta sonrasında ana şoku geçmeyen fakat bir birim altında artçı sarsıntılar yaşanabilir. Dolayısıyla her şey rahatladı gözüyle bakmamak gerekiyor." diye konuştu. 

"YIKIMLARIN BÜYÜK BİR KISMI BİNA YAPIM HATASINDAN KAYNAKLANIYOR"

Deprem bölgesindeki hasarlı binalara girilmemesi gerektiğini vurgulayan Kaypak, herhangi bir yapının 6,8'lik bir depremde yıkılmaması gerektiğine dikkat çekerek, sözlerine şunları ekledi:

"Hasar görebilir ancak yıkılmamalı. Deprem bölgesine baktığımızda, bazı yerlerde bir binanın çöktüğünü fakat yanındaki binaların ayakta olduğunu görüyoruz. Bu durumun zeminden mi yoksa bina yapısından mı kaynaklandığının ayrıntılı olarak incelenmesi gerekiyor. İlk gözlemlerde, binaların yapımıyla ilgili birtakım sorunların olduğu görülüyor. Yıkılan binaların dere kumuyla yapıldığı söyleniyor. Bu kumlar, muhtemelen kullanılmadan önce yıkanmamıştır ve bu nedenle içerisinde çamur malzemeleri ihtiva eder. Çamurlar zaman içerisinde yok olur ve beton dinamik yapısını kaybeder. Keza İstanbul için de aynı şey geçerlidir. Deniz kumu ile yapılan binalarda, deniz kumu içerisindeki tuz zamanla eriyor ve betonun mukavemeti düşüyor. Buradaki yıkımların büyük bir kısmı, muhtemelen bina yapım hatasından kaynaklanıyor."

"DEPREM CEHALETİ SEVMİYOR"

Deprem ile ilgili verilmesi gereken toplumsal eğitim konusuna da değinen Doç. Dr. Bülent Kaypak, "Deprem cehaleti sevmiyor." dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

"Japonya'da bizden kat kat daha büyük depremler meydana geliyor. Bu deprem orada gerçekleşmiş olsaydı herhangi bir can kaybı olmayacaktı. Gerekli eğitimler verilmezse insanlar; deprem öncesinde, deprem anında ve sonrasında ne yapacağını bilemez.  Eğer bilinçli bir toplum olsaydık, oturduğumuz binaları alırken sağlam olup olmadığını sorgulardık."