“Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin Türkiye'yi olumlu etkileyeceği çok açık”

“Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin Türkiye'yi olumlu etkileyeceği çok açık”

İstanbul Aydın Üniversitesi Çin Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Sedat Aybar, CRI Türk Türkiye'de Kamil Erdoğdu'nun hazırlayıp sunduğu "Güne Başlarken" programına konuk oldu.

Prof. Dr. Sedat Aybar, kısa süre önce Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) 2019 Uygur İnsan Hakları Politikası" başlıklı yasa tasarısını onaylaması sonucunda ABD'nin de içine dâhil olduğu Türkiye ve Çin ilişkilerinde zaman zaman gündeme gelen Uygur sorunu hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Terörizmin dünyanın en büyük sorunu olduğunu dile getiren Sedat Aybar, terörle mücadele etmenin hem uluslararası koordinasyonu gerektirdiğini hem de tüm ülkelerin teröre karşı olan reflekslerini ortaya koymalarını gerekli kıldığını aktardı.

ABD'nin Hong Kong meselesine müdahalesinin ardından aynı şeyi Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi içinde yaptığına dikkat çeken Aybar, bu konunun Çin'de huzursuzluk yaratan en önemli konulardan bir tanesi olduğunu söyledi.

 "Çin ekonomik alanda girişimler yaparak bu sorunu çözebilmeyi hedefliyor. Bundan dolayı Xinjiang bölgesine yatırımlar yapıyor ve eğitim kampları kuruyor" diyen Prof. Dr. Aybar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kamplarda verilen çeşitli eğitimler ile birlikte bölgedeki halkın istihdam edilebilirliğini artırarak, teröristlerin yetiştiği ve geliştiği ortamı önlemeye çalışıyor. Tabii bu girişim her zaman Çin'in beklediği sonuçları üretmiyor. Bu program son üç senedir devam ediyor. ABD ve dünya için Uygur sorunu insan hakları meselesi olarak gündeme getiriliyor. ABD'nin bu meseleyi 'ticaret savaşları'nı lehine yönetebilmek adına kullandığına dair görüşler de var. ABD ve Batı dünyası aslında Uygurların çıkarlarıyla değil kendi iktisadi kazanımlarıyla ilgileniyorlar."

"TÜRKİYE'DEKİ BAZI ÇEVRELER ABD'NİN PROVOKASYONLARINA KANIP BATI'NIN TETİKÇİLİĞİNİ YAPMAKTAN UZAK DURMALILAR"

"ABD ve Batı dünyası 'ticaret savaşları'nda Çin'i aşağıya çekmek için Uygur meselesini kullanıyorlar" değerlendirmesini yapan Sedat Aybar, Türkiye'de ise bu konu hakkında çok hassas bir yapının olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

"Uygur meselesi Türk toplumu tarafından yakından izleniyor. Bu anlamda Türkiye-Çin ilişkilerini de zehirleyici bir nitelik arz ediyor. 2007-2014 arasında birçok terör saldırısına maruz kalmış bir bölgeden bahsediyoruz. Burada inanılmaz cinayetler işlendi ve Çin bu konuda birtakım önlemler aldı. Bu kamplar da önlemlerin bir parçası olarak ortaya çıktı. Şu anki konjonktürde Türkiye'deki bazı çevreler ABD ile Batı'nın provokasyonlarına kanıp, onların tetikçiliğini yapmaktan uzak durmalılar ve Çin'in bölgede yapmış olduğu olumlu girişimleri daha iyi izlemeliler. Bu durum karşılıklı kanalların açık olması ile gerçekleştirilebilir. Medya vb. kanallar aracılığıyla derin ilişkilerin geliştirilmesi ve iki tarafın birbirini anlaması gerekmektedir. Ancak bu şekilde insanların içindeki huzursuzluklar giderilebilir. Türkiye ve Çin arasındaki medya etkileşimlerinin sağlanması konusunda başlangıç durumundayız fakat şu an bu konuda da belirli bir ivme yakalanmış durumda. Dolayısıyla çıkar çatışmalarından bağımsız olarak bölgedeki insan hakları durumunu değerlendirmekte fayda var. Bunu da Çin'in ne yapmaya çalıştığını iyi bir şekilde izleyip, anlayarak sağlayabiliriz."

"KUŞAK VE YOL İNİSİYATİFİ'NİN TÜRKİYE'Yİ OLUMLU ETKİLEYECEĞİ ÇOK AÇIK"

2013 yılında Çin'in başlatmış olduğu Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin Türkiye'ye nasıl etki edeceğine de değinen Prof. Dr. Sedat Aybar, Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin düzenleyicisinin Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:

"Kuşak ve Yol İnisiyatifi, Çin'in dünya ile kurmuş olduğu ilişkilerde de belirleyici rol oynuyor. Bu inisiyatifle, geleneksel İpek Yolu'nun yeniden canlandırılması amaçlanıyor. Türkiye bu inisiyatifin önemli faktörlerinden bir tanesi. Bu projenin Türkiye'yi ilk bakışta çok olumlu etkileyeceği açık. Proje kapsamında, trilyonlarca yatırım öngörülüyor. Projenin kendisi, güzergâhındaki ülkelerin altyapılarını güncelleştirmeyi ve modernleştirmeyi misyon edinmiş durumda. Bu anlamda Türkiye için de ulaştırma ağlarının kurulması, var olanların ise güncellenmesi planlanıyor. Aynı zamanda teknolojik gelişmelerin de bu altyapı hizmetlerinin içerisine entegre edilmesi hedefleniyor. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, projenin kendisinin getireceği birçok avantajının olduğunu söylememiz mümkün. Bir yandan da şöyle değerlendirmeler yapmamız gerekli; gelişim süreçleri farklı olan ülkeler bu projenin içinde ve bunlar kalkınma stratejilerini bu proje ile uyumlu hale getirmeye çalışıyorlar. Bu bağlamda birtakım meydan okumaların gerçekleşeceğini düşünüyorum. Meydan okumaların bir kısmı hukuk sistemleri, bir diğer kısmı da finansman ve maliye konularında olacaktır. Söz konusu meydan okumaların nasıl çözümleneceği konusunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Burada bazı belirsizlik var ve bunlar projenin temkinli olunması gereken boyutunu oluşturuyor."

"KREDİ MEKANİZMALARININ VERİMLİ KULLANILMASI O ÜLKEDEKİ İŞLETMELER İLE İLGİLİ"

Proje kapsamında bazı ülkelerin "borç sarmalına düşebileceği" iddialarını da yorumlayan Sedat Aybar, sözlerine şöyle devam etti:

"Çin'in ilk etapta bütün projeyi finanse edeceği söyleniyordu ancak Çin, ekonominin güç kaybetmesinin akabinde güzergâh üzerindeki tüm ülkelerin elini taşın altına koyması gerektiğini ve projenin krediler temelinde ilerlemesini gündeme getirdi. Kredi mekanizmalarının devreye girmesi, Çin'in ilk etapta sağlaması gereken 21 trilyon dolarlık yatırımı ortadan kaldırıyor fakat kredilerin de verimli kullanılması gündeme geliyor ve bu durum borç-bağımlılık ilişkisini yaratıyor. Örneği Sri Lanka'nın limanlarını yenileyebilmek için Çin'den kredi alması ve geri ödeyememesi, Çin'in limanların işletmesine el koyması gibi bir duruma sebep oldu. Çin burada kimseye zorlayarak kredi vermiyor. Bu projenin verimli ilerlemesi ve kredi mekanizmalarının düzgün kullanılması o ülkelerdeki işletmeler ile ilgili."

Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin ulaştırma amaçlı bir proje olmasından dolayı yaratacağı finansal mekanizmaların ne olacağının tahmin edilemediğini bildiren Aybar, sözlerini şöyle noktaladı:

"Örneğin Batı'ya giden demir yolları inşaatı, Anglosakson kapitalizminin nasıl ilerleyeceği konusunda bir finansal mekanizma yaratmıştı ancak bu ulaştırma projesinin nasıl bir finansal mekanizma yaratacağı belirsiz. Sri Lanka örneğinin tekrar etmemesi için bu durumun üzerine daha dikkatli bir şekilde çalışılması gerekiyor."