Kerem Gökten pandeminin ekonomiye etkisini CRI Türk Türkiye'ye değerlendirdi

Kerem Gökten pandeminin ekonomiye etkisini CRI Türk Türkiye'ye değerlendirdi

Geçen aralık ayında Çin'de başlayan Covid-19 salgını şu ana dek beş milyona yakın insanı etkiledi, enfekte olanların üç yüz yirmi bini hayatını kaybetti[1]. Üstelik bu rakamların sıhhatine inanan bulmak da güç. Pandeminin yarattığı kısa vadeli iktisadi etkiler kendisini finansal piyasalarda gösterdi. İstihdam üzerinde yarattığı tahribatı görmek için yaz ortalarını, milli gelir üzerindeki etkilerini görmek için sonbaharı bekleyeceğiz. Elimizde birçok ekonomistin iyimser bulduğu bir dizi tahmin bulunuyor.

Bu tahminler içerisinde öne çıkanlardan biri IMF'ye aitti. Dünyanın ana finansman kurumu olan ve "hızlı finansman enstrümanı"nı devreye sokan IMF süreci "Büyük Karantina" olarak adlandırıyor. Böylece 2008 yılından beri içinden çıkılamayan "Büyük Durgunluk" yerini "Büyük Karantinaya" bırakmış oluyor. Öyle ya, dünya eskisi gibi olmayacaksa yeni kavramlara gereksinim var. Kavramsal düzlemden çıkıp tahminlere bakıldığında aslında sistemik krizin yeni bir fazına geçmiş olduğumuzu görmekteyiz. Buna göre dünya ekonomisi 2020'de yüzde 3 küçülecek. Bu küçülme esas itibarıyla gelişmiş ülke ekonomilerinin hanesine yazılacak (6,1%). Gelişmekte olan ülkeler grubunun küçülme oranı yüzde 1'de kalacak. Bu oranı bu denli düşük tutan dinamik ise Çin olacak. Salgının doğum yeri olan Çin'in, bu koşullar altında bile yüzde 1,2'lik büyümeye imza atacağı tahmin edilmekte. Henüz ocak ayında 2019'dan daha iyi geçeceği öngörülen 2020-21 dönemi için artık 9 trilyon dolarlık bir üretim kaybından söz ediliyor.[2]

Dünya ekonomisinin geneline ilişkin bu özetin ardından, pandemi sonrası küresel güç dengelerinin alacağı biçim akla geliyor. Daha birkaç ay öncesine kadar aralarındaki "ticaret savaşı" ile gündemde olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin, bu kez Covid-19 nedeniyle karşı karşıya. Sebep her olursa olsun taraflar bir mücadelenin tozu dumanı dağılmadan bir diğerine girişiyorlar. İnişteki hegemonik güç ile niyet ve yetenekleri konusunda merak uyandıran yükselen bir gücün mücadelesi "yeni Soğuk Savaş" tartışmalarına esin kaynağı oluyor. 

Aslına bakılacak olursa iki taraf da ticaret savaşı süresinde aldıkları temel pozisyonu koruyor. ABD iktisadi düşüşünün ve küresel sorunlara çözüm üretme kapasitesinin aşınmasının nedenlerini dış faktörlere bağlayan korumacı çizgisini sürdürürken; Çin çok taraflı bir dünya düzenin gerektirdiği işbirliği ve dayanışma ruhuna vurgu yapıyor.

Pandemi sürecine yakından bakıldığında yukarıdaki saptamayı destekleyecek unsurları bulmak kolaylıkla mümkün. Bir tarafta salgın ile mücadele deneyimini ve geliştirdiği tedavi pratiklerini dünya ile paylaşan Çin, diğer tarafta Covid-19'u "Çin virüsü" olarak adlandıran ve işi Çin kökenli Amerikalı gazeteciyi terslemeye kadar vardıran Trump çizgisi.

Çin'e yönelik -ırkçı içeriğe de sahip- kampanya sadece ülkenin uluslararası imajını değil, ortaya koyduğu çok taraflı ticarete ve karşılıklı gelişmeye dayalı politik vizyonunu zedelemeyi hedefliyor. Kampanya öyle bir noktaya geldi ki, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bile Çin ile iş birliği yapmakla itham ediliyor. Trump'ın bilim dışı tutumuna insanlık dışı bir diğer tutum eşlik ediyor, DSÖ'ye yönelik bütçe kısıtlaması hayata geçiriliyor. Tüm bunlar olurken, Çin kendisine yönelik gelişmesi olası kültürel tepkiyi, içlerinde önemli Avrupa ülkelerinin de bulunduğu çeşitli ülkelere gönderdiği ekipman ve sağlık personeli desteği ile göğüslemeye çalışıyor. Tüm insanlığın varlığına tehdit oluşturan Covid-19'a karşı küresel ölçekte bir işbirliği örneği sergiliyor. "Önce Amerika" diyen Trump Amerikası, Çin'in sağlık diplomasisi karşısında siyasi tansiyonu yükselten tazminat taleplerinin öncülüğünü yapıyor. ABD'nin şimdilik tek kazanımı, Çin ile yoğun iktisadi ilişkileri bulunan Avustralya'yı yanına almış gözükmesi.

Covid-19 pandemisi ile bilim yaşamımızdaki önemini hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde bir kez daha kanıtladı. Bilim karşıtlı akımların gerek toplum gerekse devlet yönetimi katında hatırı sayılır bir taban bulduğu ABD en ağır bedeli ödeyen ülke olarak öne çıkıyor. Çin'in salgını kuşatan, etkin karantina ve sürveyans stratejisi birçok ülke için model oluştururken; salgını hafife alan, piyasanın işlerliğini insan yaşamının önüne koyan ABD, vaka ve ölümlerde açık ara dünya birincisi durumunda. Yaklaşık yüz bin insanını yitiren ABD artık sadece en büyük tüketici pazarı değil, dünyanın en büyük can pazarına da dönüşmüş durumda.

Çin'in pandemi sonrası dünya ekonomi-politiğinde daha güçlü bir konumda olacağına yönelik bir dizi değerlendirme bulunuyor. Çin ekonomisi bu koşullarda bile küçülmüyor, aykırı bir biçimde, salgının doğduğu ülkenin hazine bonolarına talep yağıyor.

Çin'i liberal kapitalizm karşısında avantajlı kılan öğeler yanında meydan okuyucu dinamikler de söz konusu. Tazminat talepleri, popüler gündemi en çok işgal eden ancak uzun vadeli etkileri açısından en sınırlı etkiye sahip olanı. Küresel tedarik zincirinin gözden geçirilmesi arayışları ve bu çerçevede bazı gelişmekte olan ülkelere verilecek umutlar ÇKP liderliği açısından daha zorlayıcı olabilir. Bu umutların, başta Kuşak ve Yol girişimi olmak üzere, Çin öncülüğünde yürütülen "alt yapı kalkınmacılığı" girişimlerini akamete uğratmada manivela olarak kullanılması hayli olası. Çin diplomatik çevrelerinin "barışçıl yükseliş" çizgisini ne ölçüde sürdürebileceği bu süreçte çok önemli olacak.

Dr. Kerem Gökten / Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi

[1] Pandemiye ilişkin veriler için https://www.worldometers.info/coronavirus/

[2] IMF, World Economic Outlook, April 2020.