İngiltere, Hong Kong'un “İngiliz sömürgesi” olmadığını kabul etmeli

İngiltere, Hong Kong'un “İngiliz sömürgesi” olmadığını kabul etmeli

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin'i kuşatan Batı kampına öncülük etmekten vazgeçmiyor. Batılı ülkeler, medyanın gücünü kullanarak kamuoyunu şekillendirme konusunda yine sıkı bir çalışma içinde. Malum, dünyanın önde gelen medya kuruluşlarının çoğu Batı'da bulunuyor. Hepsi bir konuya aynı anda odaklandıklarında, bu konu doğal olarak dünya kamuoyunun da merkezine oturuyor. "Tek sesli" haberler ardı ardına tüm mecralarda dillendiriliyor, farklı olaylardan alıntılanmış haber kareleri "amaca götüren her yol mübah" anlayışı ile peş peşe sergileniyor.

ABD, Batılı yetkilileri de bir araya getirerek Hong Kong için ulusal güvenlik yasası oluşturmak isteyen Çin'e karşı Batı medya organlarını kışkırtıyor. "Başarı"lı gibi görünmek adına çaba harcasalar da ivme kazanamadıkları ortada. Zira, Batı değerlerinin evrenselliği cazibesini yitirmeye başladı çünkü gelişmekte olan ülke pazarlarının yükselişi bağımsız hareket etmelerinin önünü açıyor ve batının dayattığı evrensel değerlerin sıkışmışlığından kurtuluyorlar. ABD'nin jeopolitik çıkarlar uğruna Batı güçlerini Çin için sorun çıkarmaya teşvik ettiği her geçen gün daha net anlaşılıyor.

İNGİLTERE, HONG KONG'UN "İNGİLİZ SÖMÜRGESİ" OLMADIĞINI KABUL ETMELİ

Özellikle İngiltere, Avustralya ve Kanada, Çin'in Hong Kong Özel İdari Bölgesi'nde hükümet karşıtı gruplarla mücadeleyi güçlendirmek için yeni bir ulusal güvenlik yasası çıkarma girişimine tepki gösterdi. İngiltere, Hong Kong üzerinde egemenlik, siyaset ve denetim hakkı olmadığını anlamalı ve ayrıca bilmelidir ki, bölgeye herhangi bir dış müdahaleye asla müsamaha gösterilmeyecektir. Özetle, İngiltere, Hong Kong'un artık bir "İngiliz sömürgesi" olmadığını kabul etmeli. Bugün Hong Kong, Çin Halk Cumhuriyetinin bir özel idari bölgesidir. Hong Kong'un istikrarlı, güvenli ve güçlü olması Avustralya, İngiltere ve Kanada da dâhil olmak üzere tüm Batı ekonomilerinin her zaman çıkarınadır.

Dünya geçen yıl Çin'in ayrılmaz bir parçası olan Hong Kong'da yaşanan bazı şiddet olaylarını gördü. Bu eylemler ulusal egemenlik, güvenlik ve kalkınma çıkarları ile "Bir Ülke İki Sistem" ilkesine zarar verdi. Ulusal güvenlik her ülke için en önemli öncelik değil midir? Ulusal güvenlik yasasının Hong Kong'da özerkliği engellediğini ve özgürlüğü sona erdirdiğini söylemek, tüm uluslararası toplumu manipüle etme çabasından başka bir şey değil.

Çin, toprak egemenliği alanı içinde içişlerine yönelik bir yasa çıkardığında neden dünyaya açıklamak zorunda?

AMERİKALI SİYASETÇİLER HONG KONG'U "SAHNE" OLARAK GÖRMEKTEN VAZGEÇMELİ

Küresel durgunluğun yaşandığı bu kritik dönemde, ülkeler bölücü siyasete katılmak yerine çok taraflı iş birliğini korumaya odaklanmalıdır. Şu anda ABD, Çin'i Hong Kong'u özgürlük ve insan haklarından ulusal güvenlik yasası ile mahrum etmekle suçluyor.  Öte yandan, bazı Amerikalı siyasetçiler salgınla mücadeledeki başarısızlıklarını örtbas etmek için Taiwan ve Hong Kong gibi konular üzerinden Çin'in egemenliğine zarar vermeye çalışıyor. Amerikalı siyasetçilerinin bu numaralarına dünya sayısız kez tanıklık etti. Dünyayı bir gösteri alanı zanneden bu siyasiler, ahlaki değerleri unutarak şovlarına devam ediyorlar. 2008 Hong Kong mali krizi sırasında, kimi Amerikalılar yine bu tarz bir "gösteri" sahnelemişti. Keza, 2014 yılında da Hong Kong'daki "Occupy Central (Merkezi İşgal Et)" olayı bazı Amerikalı ve Batılı politikacılar tarafından yine şov amaçlı kullanılmıştı ancak son kertede sahnenin arkasındaki Amerikalı politikacıların maskeleri birbiri ardına düştü. Bugün gelinen noktada Amerikalı siyasiler artık Hong Kong'u bir sahne olarak görmekten vazgeçip Çin'in toprağı olduğunu kabul etmeli.

Tuğçe Akkaş