“Hafter elini güçlendirmek için zaman kazanmak istedi”

“Hafter elini güçlendirmek için zaman kazanmak istedi”

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Erşen, CRI Türk Türkiye'de Tuğçe Akkaş'ın hazırlayıp sunduğu Manşet programına konuk oldu.

Doç. Dr. Emre Erşen, Libya'da ateşkesin sağlanması ile ilgili Türkiye-Rusya-Libya hattında devam eden yoğun diplomasi trafiği hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Bu sürecin Libya'da ilk kez yaşanmadığını, tarafların daha önce de ateşkesin ve barışın sağlanması konusunda neredeyse son noktaya gelip vazgeçmek zorunda kaldıklarını hatırlatan Emre Erşen, Libya'da oldukça çetrefilli bir sürecin işlediğini dile getirdi.

Erşen, Libya'da çok fazla sayıda dış aktör bulunduğunu belirterek, bu durumun sorunun hızlı bir şekilde çözülmesini engellediğinin altını çizdi.

"HAFTER ELİNİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN ZAMAN KAZANMAK İSTEDİ"

Bugüne kadar kurulan barış masalarında tarafların uzlaşmalarının çok da mümkün görünmediğini aktaran Doç. Dr. Erşen, şunları kaydetti:

"Son birkaç gün içerisinde Moskova'da bu işin kurtarılacağına dair bir inanç vardı ancak General Hafter'in bu tutumu Moskova tarafından da pek tahmin edilmiyordu. Hafter'in genel olarak böyle bir ünü olduğunu söylemek mümkün. Kendisinin oldukça inatçı bir kişiliği var. Moskova, Hafter'in müzakere masasını terk etmesi sonucu her ne kadar Hafter'i doğrudan hedef alan açıklamalar yapmamış olsa da Hafter'i önemli bir figür olarak düşünmek gerekiyor. Sanırım Hafter, zaman kazanmak istedi. Pazar günü Berlin'de yeni bir süreç başlayacak. Hafter, oraya gidene kadar kendisinin elini güçlendireceğini düşündüğü için böyle bir hamle yaptı diye düşünüyorum."

"RUSYA'NIN BÖLGEDEKİ ETKİSİ SURİYE'DE OLDUĞU GİBİ DİREKT BİR ETKİ DEĞİL"

Moskova'da masadan kalkan Hafter'in ikna olması için farklı parametrelerin bulunduğuna işaret eden Emre Erşen, pek çok kişinin Rusya'nın Libya'daki rolünü Suriye'deki rolü ile kıyasladığını ancak Hafter'i bugüne kadar destekleyen ana güçler arasında Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan'ın olduğunu da görmek gerektiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

"Rusya'nın bu devletler üzerinde de belli bir etkisi var ancak bu etki karşılıklı ilişkilere bağlı. Öte yandan Rusya hükümeti kısa süre önce istifa etti. Dolayısıyla Rusya'nın kendi iç meselelerinin de gündemde olduğu bir dönemden geçiyoruz. Rusya'nın Hafter üzerinde elbette bir telkin gücü var ve orada savaşan Rus paralı askerlerinin olduğunu biliyoruz. Rus yetkililer bu askerlerin kendileri ile bir ilişkisi olmadığını söylüyorlar. Askerler Wagner şirketine bağlı görünüyor. Rusya'nın bölgedeki etkinliği Suriye'de olduğu gibi direkt bir etki değil. Sanırım Hafter de bunu kullanmaya çalışıyor. Bölgedeki başka aktörlerin üzerinden kendisine yeni bir zemin yaratma çabası içinde. Burada ABD'nin tutumu çok önemli. Trump yönetiminden herhangi bir mesaj gelmedi. Daha önceleri Hafter'i desteklediklerine ve suçlu gördüklerine dair iki yönlü bazı açıklamalar yaptılar. Hafter elini güçlendirmek için tüm pozisyonları görmeye çalışıyor. Rusya da bu aktörlerden bir tanesi."

Rusya'nın Libya'daki her iki hükümet ile de uzun süredir devam eden temasları olduğunu aktaran Doç. Dr. Emre Erşen, Rusya'nın Hafter ile olan yakın temaslarının son dönemde öne çıkmış gibi göründüğünü ancak ilişkilerin daha eskiye dayandığını ifade etti.

"HAFTER PETROL AÇISINDAN ZENGİN BÖLGELERİ KONTROL EDİYOR"

Rusya'nın Libya politikasını yaparken realist davranmaya çalıştığına dikkat çeken Erşen, sözlerine şunları ekledi:

"Rusya için buradaki en önemli önceliklerden biri petrol. Libya önemli bir petrol üreticisi. Hafter de ülkenin petrol açısından zengin bölgelerini kontrol ediyor ve bu yüzden Rusya için önemli bir aktör haline geldi. Trablus hükümeti henüz bu anlamda belirleyici bir aktör değil. Rusya, Hafter'in askeri olarak sahada güçlenmesinden sonra Hafter'in yanında daha net bir şekilde yer almaya başladı. Hafter'in Moskova'da masadan kalkmış olması, bence Rusya'yı rahatsız edecek bir gelişmedir. Rusya'nın desteği ne kadar süre ile devam eder? Burada bazı sıkıntılar çıkabilir. Rusya'nın Hafter'e olan desteği Wagner şirketi üzerinden olacaktır. Bu paralı askerlerin Rus devletiyle hareket etmeleriyle beraber kendi çıkarları için hareket ettiklerini de unutmamak lazım. Bütün bunlar Rusya'nın tutumunun netleşmesinde belirleyici olacaktır."

"BERLİN'DE HAFTER İKNA EDİLİRSE, BUNDA RUSYA VE TÜRKİYE'NİN DE PAYI VARDIR"

Suriye'deki Türk-Rus iş birliğinin Libya'da yol gösterici olabileceğini savunan Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Erşen, "Bu, ASTANA süreciyle başlayan bir model. Ancak Libya'daki dinamikler ile Suriye'deki dinamikler arasında çok önemli farklar mevcut. Aynı zamanda Suriye ve Libya'nın Türkiye'nin dış politikasındaki önem dereceleri de daha farklı. Türkiye'nin Libya'da Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile imzalamış olduğu anlaşma oyun değiştirici nitelikte oldu. Dolayısıyla hem Türkiye hem de Rusya, bu yeni pozisyonda birlikte çalışmayı daha uygun görüyorlar. Çok ciddi fikir ayrılıkları devam ediyor ancak bu iki ülke, kurdukları mekanizmalarla en azından krizleri önleme yolunda önemli deneyimler elde ettiler. Moskova'daki görüşme ve ateşkes denemesi, elde edilen deneyimler ışığında yeni bir formülün denenmesi için bir adımdı. Şimdilik başarılı olmuş gibi görünmüyor. Pazar günü başlayacak Berlin sürecinde eğer Hafter ikna edilmiş gibi görünürse, bunda Türkiye ve Rusya'nın çok önemli bir payı olacaktır." ifadelerini kullandı.

"BU KADAR ÇOK KATILIMCININ OLDUĞU BİR TOPLANTIDA DİREKT BİR SONUÇ ALINAMAZ"

Suriye'deki Cenevre sürecinin senelerce sürdüğünü anımsatan Doç. Dr. Emre Erşen, Berlin sürecinde uluslararası aktörlerin sayısının bu kadar fazla olmasının iyi olup olmadığını kestiremediğini dile getirerek, şöyle konuştu:

"Bu kadar çok katılımcının olduğu ilk toplantıda, direkt bir sonuç alabileceklerini düşünmüyorum. En iyi ihtimalle bir ateşkes sonucu çıkabilir ancak o da altı boş bir ateşkes kararı olacaktır. Hafter'in Moskova'daki ateşkes metnini imzalamamasının arkasında, bazı maddelere olan tepkisinin olduğu söylendi. Belki bu maddelerden arındırılmış çok yalın bir ateşkes metni üzerinde bir anlaşma sağlanabilir. Cenevre meselesinden de hatırlayacağımız gibi bu süreçler çok hızlı ilerlemiyor. Libya'da da ümitli olmak için elimizde güçlü bir neden yok. Bununla birlikte Hafter'in ateşkes kararına uymama konusunda bu kadar net bir tavır almış olması, pazar günü de çok uzlaşmacı bir tutum sergilemeyeceği yönünde yorumlanabilir."

"Türkiye'den gelen açıklamaların son derece net bir şekilde Hafter'in hata yaptığını ve bunun belli sonuçları olabileceğini söylüyor." diyen Erşen, askeri anlamda sahadaki dengenin değişmesi durumunda Hafter'in ikna olmasının mümkün hale gelebileceğine işaret etti.

"TÜRKİYE YAPTIĞI ANLAŞMA İLE ULUSLARARASI DENGEYİ SARSTI"

Türkiye'nin Libya konusunda hareket ettiği noktanın "Doğu Akdeniz'deki yetki alanlarının paylaşımı" meselesi olduğuna vurgu yapan Emre Erşen, "Türkiye, Doğu Akdeniz'deki doğal gaz kaynaklarının paylaşımı ve bunların uluslararası pazarlara açılması noktasında dışlanmaya başlamıştı. Son birkaç yılda özellikle Mısır, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasında bir blok oluşmuştu. Dolayısıyla Türkiye'nin burada anlaşma yapabileceği tek ülke Libya idi. Türkiye yaptığı anlaşma ile uluslararası dengeyi sarsmak istedi ve bunda da başarılı olduğunu söylemek mümkün. Ancak uzun vadede Hafter güçleri UMH'yi yenilgiye uğratıp ülkenin bütününü ele geçirirse, bu durumun Türkiye açısından farklı negatif sonuçları olabilir."