Esnafımız için yeni umut ülkesi: Çin

Esnafımız için yeni umut ülkesi: Çin

Herhangi bir sosyo-ekonomik gelişme popüler kültür tarafından da kabul görüp yaygınlaştıkça, toplumda izler bırakmaya ve giderek kültürel olgu haline gelmeye başlar. Futbol tribünlerinde tezahürat amacıyla söylenen bir şarkı, bir komedi filmindeki diyaloglar, bir reklam cümlesi, pek çok şeyin belirtisi ve kalıcı izlerin habercisi olabilirler.

Zeki Ökten'in 2006'da çektiği "Çinliler Geliyor" filmi, bu türden bir belirti ve haberciydi örneğin. Türk sinemasındaki Çinli imajı ilk kez biçim ve içerik değiştirmiş, tarihsel serüven filmlerindeki "Türk hakanının kızını kaçıran düşman" olmaktan çıkmıştı. Ökten'in filmi, Çin'in dışa açılma ve Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerinin gelişme sürecinin ilginç simgelerinden biri olarak iz bırakmış durumda yakın dönem popüler kültürümüzde. Küçük Anadolu kasabasına büyük bir yatırım için gelen, binlerce dönüm arazi üzerinde fabrika inşa edip spor alanları ve alışveriş merkezleri kuracakları söylenen Çinli işadamlarının yaşamı nasıl değiştirdiklerini, örneğin "Çinili Büfe"nin adının "Çinli Büfe" şeklinde değiştirilmesinin nasıl bir beklentiden kaynaklandığını çok iyi anlatmıştı bu film.

ARTIK BATI'YA DEĞİL DOĞU'YA GİDENLER

Ali Özgentürk'ün hiçbir Çin görüntüsüne ve Çinli karaktere yer vermediği ama çok ilginç biçimde Çin'i "yeni umut ülkesi" olarak çizdiği 2008 yapımı filmi "Yengeç Oyunu" da hemen akla gelen örneklerden. Filmde, yaşadığı dramatik olayların ardından küçük kızıyla birlikte Eskişehir'deki baba ocağına dönen genç bir kadının öyküsünü izlemiştik. Sık sık bahsedilen ama hiç görmediğimiz bir yakın akraba kuruyordu filmin Çin bağlantısını. O akraba çalışmak için Çin'e gitmiştir, tıpkı bir zamanlar Almanya'ya, Fransa'ya, Hollanda'ya, Belçika'ya hatta Avustralya'ya giden gurbetçilerimiz gibi. Belli ki onun umudu, 45 yıl önceki işçilerimiz gibi Batı'da değil Doğu'dadır. Çin, yeni umut ülkesi imgesi olarak çıkar karşımıza.

Popüler sinemamızda Çin ve Çinli sunumlarının değişmesinin son örneklerinden biri, 2017 tarihli "Kayseri Aslanı: Çin İşi" adlı film. Ali Demirel'in yönettiği, oyuncu kadrosunda Ulaş Torun, Algı Eke, Ali Çatalbaş, Ali Erkazan'ın yanı sıra Yu Zi Kuan, Tao Huang gibi Çinli sanatçıların da yer aldığı komedi, Anadolu esnafının "Çin'den mal alıp satmak" girişimleri çerçevesinde gelişen bir serüven sunuyor.

Kayserili bir pastırmacının serseri ruhlu, adı üçkâğıtçıya çıkmış, "kolpacılığıyla" tanınan oğlu Ersin, at yarışından kazandığı küçük miktar parayı eniştesiyle birlikte kumarda batırır ve büyük borca girerler. Kumar mafyası borcu ödemeleri için bir ay süre vermiştir. Eş dost esnaftan topladığı paralarla Çin'e gidip çeşitli ürünler alan Ersin, Çinli bir mafyözün zorla evlendirmek istediği kızıyla birlikte döner ve sonradan kızın babası da adamlarıyla Kayseri'ye gelince olaylar iyice karışır.

TÜRKLER VE ÇİNLİLER İÇİN MUTLU SON

"Yüksek sanat eseri" değil elbette ama "Kayseri Aslanı: Çin İşi", öncelikle oyuncuların başarısıyla dikkat çeken, pek çok komik sahne barındıran, sıcak anlatımlı, samimi bir film. Çin'de epeyce zaman geçiren Kolpa Ersin'in gerçekten Çin'de çekilmiş tek bir sahnesi yok, vaziyet birkaç Shanghai görüntüsüyle idare edilmiş ama Türkçe altyazıyla çevrilen bolca Çince diyalog var ve Çin gerçekliği alt düzeyde de olsa yansıtılabilmiş, bir popüler komedide ne kadar yansıtılabilirse.

Filmin, Çinlilerin de seveceği türden bir mutlu son barındırdığını, Çin mallarının Kayseri esnafının yüzünü güldürdüğünü de önemle belirteyim. Zaten önemli olan da filmin sinemamızdaki Çin imajına bir yenilik kazandırması. Böylesi örnekler çoğaldıkça en azından artık "Çin İşi" deyince aklımıza ilk elde Melek Görgün-Ali Poyrazoğlu ikilisinin ucuz seks komedisi "Çin İşi Japon İşi" gelmeyecek!

Tunca Arslan