Çorba içerken ve gazete okurken neye dikkat etmeli?

Çorba içerken ve gazete okurken neye dikkat etmeli?

Salgın başladığından bu yana açıkça görüldü ki titizlikle önlem alınması gereken, dünya çapında hızla yayılan bir virüs türü daha var: Medya ve sosyal medya yalanları.

Bunlar çok kısa sürede yüzlerce insana bulaşabiliyor ve maske kullanmak, el yıkamak, sosyal mesafe gibi önlemler doğrusu pek işe yaramıyor.

Steven Soderberg'in bugün yaşadıklarımıza dair şaşırtıcı öngörüler barındıran 2011 yapımı "Salgın" (Contagion) filminde, virüsle mücadele sürecinde hastalık taşıyan insanlar kadar "internet ya da televizyondaki bir dedikoduyla da temas edilmemesi gerektiği" söyleniyordu. Gerçekten de insanların şu günlerde en çok zaman ayırdığı iki araç, internet ve televizyon, pekâlâ virüs kadar kötücül yalanlara zemin oluşturabiliyorlar.

ÜST ÜSTE YALAN DALGALARI

Belleğinizi yoklayın; salgının ilk günlerinde, Covid-19'un yalnızca Çin'in sorunu olarak algılandığı dönemde bir yalan sağanağı başlatılmıştı. Çin'in salgınla mücadele ve karantina yöntemleri, yemek kültürü, Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) ilettiği veriler vb. sahte ya da Endonezya, Tayland, Malezya, Palau gibi başka ülkelerde çekilmiş görüntülerle, kara propaganda malzemesi olarak kullanıldı.

Salgınla birlikte bu yalanlarla da haftalarca mücadele etmek zorunda kalan Çin değişik ülkelere doktor, hemşire, tıbbi yardım malzemesi vb. göndermeye başlayınca ikinci dalga yalanlar da sökün etti. Bu kez, "Çin'in Kanada'ya gönderdiği maskeler bozuk çıktı", "Hollanda Çin'den ithal ettiği koruyucu ekipmanı iade kararı aldı", "İspanya'nın Çin'den aldığı test kitleri hatalı", "Finlandiya'nın Çin'den aldığı maskeler kullanılamaz halde", "Çekya'ya gönderilen Çin malzemesi standartlara uygun değil" gibi haberler yayıldıkça yayıldı. Çinli yetkililer tümünün gerçek dışı olduğunu kanıtlasa da Batı medyasının önemli bölümü, Türkiye'deki uzantılarının da etkisiyle aynı yalanları tekrar tekrar karşımıza getirdi.

ÇİN, KÜBA, RUSYA, ALMANYA, TÜRKİYE

Salgınla dünya çapında mücadele sürecinde beş devlet, Çin, Küba, Rusya, Almanya ve Türkiye, zor durumdaki ülkelerle dayanışma amacıyla sağlık ekipleri ve sağlık malzemesi gönderme konusunda büyük rol oynadılar. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, daha 18 Nisan'da yaptığı açıklamada 116 ülkenin kendilerinden yardım talebinde bulunduğunu, bunların 44'üne yardım gönderildiğini belirmişti.

Örneğin Fransa da Türkiye'den yardım alan devletlerden biriydi ama Fransız parlamenter Jean-Luc Melenchon Cumhurbaşkanı Macron'a şöyle seslendi: "Fransa'yı daha ne kadar aşağılayacaksınız?"

Mesele tam da burada aslında; Çin'den, Küba'dan, Türkiye'den yardım almak zorundalar ama bunu kabullenmeleri hiç kolay değil.

İNGİLTERE'DEN TÜRKİYE'YE TEŞEKKÜR

Geçen hafta öne çıkan yeni yalan, Türkiye'nin İngiltere'ye gönderdiği yardım malzemesiyle ilgiliydi. İngiliz basınının bir iddiası Türkiye'deki bazı gazeteler ve gazeteciler tarafından da tekrarlanınca ortalığı "İngiltere'den flaş karar: Türkiye'den aldıkları tıbbi malzemeleri iade ediyorlar", "İngiltere, Türkiye'den aldığı koronavirüs ekipmanlarını geri gönderiyor" mesajları kapladı.

Neyse ki Türkiye, Çin kadar uğraşmak zorunda kalmadı ve gerçek dışı haberler bizzat Birleşik Krallık'ın Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott'un açıklamasıyla kısa sürede son buldu:

"Türkiye'den yollanan 400 bin adet kişisel koruyucu ekipmanın kullanılamaz halde olduğuyla ilgili Birleşik Krallık medyasında yer alan haberler doğru değildir. Birleşik Krallık Hükümeti, kişisel koruyucu ekipman ihtiyacına desteğinden dolayı Türk Hükümetine müteşekkirdir."

Bir Çin sözüne göre "Gazetedeki yalanlar, çorba kâsesinin içine düşmüş fare gibidir. Hem mide bulandırır hem de barizdir."

Anlayacağınız, dünyada şu an tıbbi yardım diplomasisi de sürüyor, yalan habercilik diplomasisi de ama ikincisi artık çok kısa ömürlü oluyor, çoğu zaman bir gün bile sürmüyor. Yine de çorba içerken, gazete okurken, televizyon izlerken, internette zaman geçirirken çok dikkatli olmakta yarar var.

Tunca Arslan