Çin'e salgın davası ve merak edilenler

Çin'e salgın davası ve merak edilenler

Yeni tip koronavirüs salgını neticesinde ortaya çıkan sosyal ve ekonomik kriz ile mücadele eden Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kasım ayında yapılacak seçimlere hazırlanıyor. Beyaz Saray'daki koltuğunu dört sene daha korumak isteyen ABD Başkanı Donald Trump'ın seçim kampanyasının merkezinde ise Çin Halk Cumhuriyeti yer alıyor. Salgına verdiği yetersiz yanıtlardan ötürü ülke içinde siyasi baskı ile karşılaşan Trump, ocak ve şubat aylarında mücadelesinden övgüyle bahsettiği Çin'in hesap vermesi gerektiğini savunuyor.

Amerikan toplumundaki oluşturulan "Çin karşıtlığı" rüzgârını arkasına almak isteyen Trump, nisan ayının sonunda Beijing yönetiminden tazminat isteyeceklerinin sinyalini verdi. Trump yaptığı açıklamada Çin'in salgını dünyaya geç haber verdiğini iddia ederken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da istihbarat servislerinin araştırması neticesinde virüsün Wuhan'da bulunan laboratuvardan sızdığını iddia etti.

Pompeo, ellerinde müthiş kanıtlar olduğunu savunurken bilim dünyasının ezici bir çoğunluğu virüsün doğal yollarla insana bulaştığının altını çiziyor. Benzer şekilde ABD'nin yakın müttefiklerden oluşan Beş Göz, Alman ve hatta Amerikan Ulusal İstihbarat Direktörlüğü virüse insan müdahalesi olmadığında ısrarcı. Trump'ın iddialarına yanıt veren Çin Dışişleri ise Dünya Sağlık Örgütü'nü (DSÖ) 1 gün içinde bilgilendirdiğini vurguluyor.

1 GÜN TRİLYONLARCA DOLARA BEDEL Mİ?

Beijing yönetiminin 1 gün içinde DSÖ'ye bilgi verdiğinin üzerinde uluslararası açısı normlar açısından hayati önemde. Zira 1969 yılında Dünya Sağlık Kurulu tarafından kabul edilen Uluslararası Sağlık Tüzüğü'nün 6. maddesine göre, devletler kendi topraklarında meydana gelen halk sağlığı olaylarının uluslararası öneme haiz olduğunu anlamaları halinde 24 saat içinde DSÖ'yü bilgilendirmekle mesul.

Uluslararası tüzükte "değerlendirme sonrası 24 içinde" noktasına atıf yapılması, salgın gibi kesin bilimsel verilerin toplanması gibi zorlu alanda devletlere zaman hakkı tanırken, Beijing yönetimi hukuki tartışmaların ötesinde Amerika'nın hâlihazırda virüse hazırlanmak için haftalarca süreye sahip olduğunu da dile getiriyor.

"DAVANIN İŞLETİLEBİLİRLİĞİ YOK"

Yeni tip koronavirüs özelinde illiyet bağının yoksunluğu kadar Çin'e karşı davanın işletilebilir hale gelmesi de mümkün gözükmüyor. CRI Türk Türkiye'ye konuşan Avukat ve Yazar Onur Sinan Güzaltan, bu anlamda ABD'deki 1976 tarihli kanuna gönderme yaparak şu ifadeleri kullandı:

"ABD'de, 1976 tarihli Foreign Sovereign Immunities Act (Türkiye'deki Yabancı Devletin Yargı Bağışıklığı) kanunu halen yürürlükte. Bu kanun diğer devletlerin, ticari faaliyetleri dışındaki eylemleri konusunda yargılanmalarını engellemektedir. Dolayısı ile Çin'in yeni tip koronavirüs salgınının yayılmasına izin vermek veya kötü yönetim göstermek iddialarıyla ABD mahkemelerinde yargılanması mümkün değildir. ABD'nin kendi yasalarını yok sayarak bir yargılama yapıp, Çin'i Amerikan mahkemelerinde mahkum etmesi halinde dahi bu yargı kararını Pekin yönetimi tanımadıktan sonra Çin'e karşı nasıl uygulayacaktır?"

ADALET DİVANINA GELİRSE NE OLACAK?

Çin'i Amerikan mahkemelerinde yargılamak imkânsız hale gelirken davanın Birleşmiş Milletler'e (BM) bağlı Uluslararası Adalet Divanı'na gelmesi teknik olarak mümkün gözüküyor. Bunun içinse Adalet Divanı'na iki ülkenin anlaşmazlığı kabul ederek başvurması gerekmekte ki tarafların pozisyonuna bakılacak olursa davanın "gönüllü" olarak başlaması ihtimal dâhilinde değil.

Adalet Divanı'na tek taraflı başvuru ve neticesinde çıkan karar ise hayata geçmek için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) onayını almak zorunda. Çin Halk Cumhuriyeti'nin BMGK üyeliğini anımsatan Güzaltan, şöyle konuştu:

"ABD'nin Çin'e karşı Uluslararası Adalet Divanı veya Uluslararası Ceza Mahkemesi benzeri uluslararası tanınırlığı olan mahkemelerde dava açması için elinde yeterli kanıt olmadığı gibi davaya temel oluşturacak hukuki bir zeminde yok. BMGK'nin üyesi olan Çin, veto hakkını kullanarak Uluslararası Adalet Divanı'nın tazminat kararının uygulanmasını engelleyebilir. Hukuki altyapıdan yoksun siyasi dürtülerle açılmış söz konusu davadan ancak Amerikan ordusu Pekin'i işgal ederse bir sonuç alınabilir. Aksi yorumlar hukuki fantezilerden öteye geçemez."

"HUKUK NİHAYETİNDE BİR ÜST YAPI KURUMU"

 "Uluslararası haksız fiil" suçlamalarının tartışmalı, "dava mekanizmasının" ise olmadığı ortamda ABD'den gelen adımların siyasi içeriğine dikkat çeken Güzaltan, "Söz konusu davayı sadece hukuki bir konu olarak ele alan hukukçular ise hukukun bir üst yapı kurumu ve uluslararası hukukun, devletlerarası güç mücadelesi doğrultusunda şekillenen bir alan olduğundan ya bihaberler ya da gerçeklerden kaçmak istiyorlar." değerlendirmesinde bulundu. Washington yönetiminin Beijing'i kuşatmak istediğini altını çizen Avukat ve Yazar Güzaltan, konuşmasını şöyle noktaladı:

"Washington'un hedefi, Çin üzerinde kurmak istediği ekonomik baskıya ek olarak hukuki alanda da Çin'i sıkıştırmak. Trump yönetimi diğer ülkeleri de Çin'e karşı benzer davalar açma yönünde teşvik ederek, Çin'in dünya üzerindeki saygınlığı ve hareket kabiliyetini zayıflatmayı amaçlıyor."

Haber: Gökhun Göçmen