Çin'den gelen tren Türkiye'ye ne vadediyor?

Çin'den gelen tren Türkiye'ye ne vadediyor?

Yeşilçam filmlerinde defalarca çekilmiş sahnedir: Uzaktan tren sesi duyulur, halk heyecan içinde bayrak sallar, bando en bilindik marşlar ile eşlik eder ve trenin içindeki devlet büyüğü vagonun camından kendisini bekleyenlere el sallar. Çarşamba günü bu bilindik sahne Ankara tren garında bir farkla tekrarlandı. Bu kez treni bekleyenler arasında Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan'ın da yer aldığı Türk ile Çinli üst düzey yetkililer vardı. Üstelik tren Çin'in Xi'an bölgesinden geliyor ve 11.500 kilometre uzaklıktaki Prag'a doğru yol alıyordu.

Haber kanallarının son dakika olarak canlı yayınladığı bu sahne çoğumuza garip gelebilir. Buna karşın yıllar boyu yapılan hazırlığın arka planı Ankara'nın neden 42 kompartıman elektronik eşya yüklü bir trene bu kadar önem verdiğini anlatabilir.

KUŞAK VE YOL NEDEN BU KADAR İLGİ GÖRDÜ?

Hikâyenin başlangıcı 2013 yılına uzanıyor. Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'in 6 sene önce Kazakistan'da duyurduğu Kuşak ve Yol İnisiyatifi dünya tarihinin en iddialı girişimlerinden biri olarak tarihe geçti. Dünya nüfusunun neredeyse yarısını ve dünyadaki milli gelirin beşte birini oluşturan ülkeleri birbirine bağlamayı amaçlayan inisiyatifte 126 ülke ve 29 uluslararası kurum çeşitli seviyelerde eşlik etme kararı aldı. 1 trilyon dolar ile yola çıkan ve arkasına Asya Altyapı Kalkınma Bankası gibi dev kurumları alan Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile Çin arasındaki ticaret hacmi şimdiden 6 trilyon doları geçti.

2049 yılında tamamlanması beklenen inisiyatife Asya ve Avrupa'nın devlerinin böylesine tutkulu biçimde ilgi göstermesinin nedenlerinden biri şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın korumacı politikaları. Bununla birlikte ticaret savaşlarından bunalan Asya ile Avrupa'yı birbirine yakınlaştıran tek neden üçüncü bir aktörün baskısı değil. Çok kutuplu bir dünya bugün hem finansal açıdan hem de lojistik açıdan yeni girişimlere ihtiyaç duyuyor. İşte bu noktada Beijing'in sunduğu "ortak gelecek" teklifi hem dolar dışında para birimlerini etkili hale getiriyor hem de deniz yolundan iki kat daha hızlı hava yolundan beşte bir ucuz ticaret fırsatı sunuyor.

TÜRKİYE'NİN BENZERSİZ AVANTAJI

Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin Orta Koridor Hattı'nda yer alan Türkiye'nin rolü ise 21 trilyon dolarlık Çin-Avrupa ticaret hacmi düşünüldüğünde kritik önemde. Zira Çin'den yola çıkan bir tren 2017 yılında tamamlanan Bakü-Tiflis-Kars hattı üzerinden 1 ay yerine 12 günde Avrupa'ya giriş yapmış oluyor. Bu mesafe Çin'in kullandığı Kazakistan-Rusya ve Belarus hattından yaklaşık 4 bin kilometre daha kısa olmasıyla şu an için rakipsiz.  

Bu üstünlüğün bir diğer getirisi de Türkiye'nin lojistik üssüne dönüşerek yatırım çekme ihtimali. Hali hazırda 1 milyar dolardan daha az bir rakamla Kumport'un yüzde 65'ini alan Çin'in Türkiye'deki yatırımları giderek yoğunlaşıyor. Çin İstanbul Başkonsolosu Cui Wei'in Türkiye'deki yatırımlarını 4 milyar dolara taşıyacağını duyurması ve Ankara'nın 50 milyar dolarlık ticaret hacmi beklentisi Kuşak ve Yol İnisiyatifi bağlamında vurgulanmaya değer.

ŞÜPHELER VE YANITLAR

Hem Ankara hem de Beijing'in çabalarına karşın Kuşak ve Yol'un Türkiye kamuoyunda kimi soruları beraberinde getirdiğini kabul etmek gerekir. Bunlardan en önemlisi elbette iki ülke arasındaki ticaret açığının artarken, Avrupa pazarına daha hızlı biçimde erişen Türkiye'nin rekabet gücünün azalacağı. Bunlardan ilkinin yani Türkiye ve Çin arasındaki ticaret açığının (yaklaşık 18 milyar dolar) kader olmadığını öngörmek mümkün. Uzun yıllar boyunca yüzde 9'a varan büyüme oranlarının ardından iç pazarı canlandırmak isteyen Çin önümüzdeki dönem ithalat merkezli bir yönelim sergileyeceğini duyurdu. Yaklaşık 10 trilyon dolar ithalat hedefini önüne koyan Çin'in Türkiye'den de 54 firmanın katıldığı Shanghai İthalat Fuarı'nı tertip etmesi yönelimin son örneği olarak gösterilebilir.

Türkiye'nin rekabet gücünün azalacağı yönündeki şüpheler ise aslında Kuşak ve Yol'u "tek yönlü" olarak tasavvur etmenin bir sonucu. Oysa gerçek bunun tam tersi. Örneğin, Almanya'nın Duisburg kentine gelen haftada 30 tren oyuncak ve yüksek teknoloji ürünü elektronik cihazları getirirken dönerken de Alman otomobilleri ya da Milano'nun tekstil ürünlerini Çin'e doğru taşıyorlar. Nihayetinde hiçbir işletmenin 1.4 milyarlık Çin pazarına kayıtsız kalamaz.

TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDE DURAN GÖREVLER

Öyleyse, "Yeniden Asya" açılımı yapan Türkiye'nin de fırsat yüklü treni kaçırmaması için atması gereken adımlar henüz bitmiş değil. Bunların en başında ulaşım sistemlerinin bölge ülkeleri ile uyumlu olarak çeşitlendirilmesi geliyor. Örneğin, Sovyetler dönemini tecrübe eden Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde demiryolu makas aralığı 151 cm iken Türkiye'de bu aralık 143.3 cm.

Öte yandan Avrasya Ekonomik Birliği sınırları içerisinde yer alan Kazakistan Rusya ve Belarus hattı (Kuzey Koridor) Avrupa'ya ulaşım açısından dezavantajlı olsa da geçerli tek bir gümrük tarifesinin olması Ankara'nın üzerine düşünmesi gereken konular arasında yer alıyor.

Analiz: Gökhun Göçmen