Çin ve Avrupa ilişkisi nereye gidiyor?

Çin ve Avrupa ilişkisi nereye gidiyor?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki stratejik rekabetin kaderi tarafların dostlarını ne derece çoğaltıp ne derece azalttığı ile yakından ilgili. Dünyanın en büyük iki ekonomisine sahip ABD ve Çin bu bağlamda Avrupa'nın dostluğunu kazanmak için son dönemlerde yoğun bir mesai içerisine girdi.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini ziyaret etmesinin ardından harekete geçen Çin son bir ayda üç önemli adım attı. Çin Devlet Konseyi üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin İtalya, Hollanda, Norveç, Fransa ve Almanya'yı ziyaret etmesinin ardından Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Dışişleri Komisyonu Direktörü Yang Jiechi de Yunanistan ve İspanya'da temaslarda bulundu. Tarafların dışişleri düzeyindeki istişarelerini uzun süredir ertelenen Çin-Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi izledi.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, AB Dönem Başkanı Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in katıldığı zirve Beijing ile Brüksel arasındaki ilişkilerin geleceğine dair güçlü ipuçlarını içinde barındırıyor.

ALMANYA BELİRLEYİCİ OLACAK

AB, her ne kadar kendi içinde kurumlara sahip olsa da günün sonunda Almanya'nın alacağı kararların belirleyeceği olacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Zira kıtanın taşıyıcı sütunu olan ve AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten Almanya sadece bugün değil geçmişte de birliğin Çin politikasını şekillendiren ülke olarak biliniyor.

1989 yılındaki yaptırım siyasetini terk ederek 1993'te Asya Pasifik stratejisini ilan eden Almanya, Taiwan gibi ihtilaflı konulardan ziyade ekonomiye yoğunlaşmış ve bu sayede iki yılda Çin'e ihracatını ikiye katlamıştı. Almanya'nın elde ettiği kazanımlardan etkilenen AB, 1994 yılında, Fransa ise 1995'te Çin stratejisini güncellemişti. Dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Hervé de Charette açıkça Almanya'yı örnek aldıklarını dile getirirken, Avrupa ve Çin ilişkilerine dair çalışmaları ile bilinen Wong Yik Pern, kıtanın Beijing konusunda "Almanlaştığını" vurgulamıştı.

TİCARETE 6 DAKİKA AZINLIKLARA 10 SANİYE

Almanya'nın bu yıl ilan ettiği Hint-Pasifik stratejisi ise Berlin yönetiminin makas değiştirerek Çin'den uzaklaşacağı ve bunun AB'nin resmi stratejisi haline geleceği yorumuna rağmen, Merkel'in Liderler Zirvesi'nde yaptığı konuşma arzu edilen ve gerçekler arasındaki uçurumu bir kez daha gözler önüne serdi.

Merkel, 14 Eylül'deki toplantıda yaptığı konuşmada yol ayrımı sinyallerinin aksine yatırımların derinleşmesi için 6 dakika ayırırken, Hong Kong ve azınlık meselelerine ise sadece 10 saniye harcadı. Çin ile müzakerelerin ABD ve AB arasındaki ilişkileri etkilemeyeceğini savunan Merkel "ABD de Çin ile uzun süredir benzer konularda anlaşma için müzakerede bulunuyor. Kimi konularda anlaşmaya vardılar. Biz de benzer konularda konuşuyoruz. Bunun ABD ile sorun yaratacağını düşünmüyorum." diye konuştu.

ALMAN İYİMSERLİĞİ (!)

AB'ye her alanda Çin ile ayrışma siyasetini dayatan ABD'nin derinleşen ticari ilişkiden rahatsız olmayacağını ifade etmek aslında Merkel'in iyimserliğinden ziyade Almanya'nın mecburiyetlerini göstermesi bakımından önemli. Zira Berlin yönetiminin 2016'dan bu yana en büyük ticaret ortağını (Sadece 2018'de Almanya 106 milyar dolarlık mal ve hizmet ihraç etti.) kaybetme riski bulunmuyor.

Salgının getirdiği ekonomik belirsizlik koşullarında Volkswagen'ın kazancının yarısının bu ülkeden geldiğini, Mercedes-Benz'in bu yılın ikinci çeyreğinde Çin'e olan satışlarının yüzde 21 arttığını düşünürsek karşılıklı bağımlığın derecesi daha net anlaşılabilir.

Taraflar arasında en azından öngörülebilir gelecekte köprülerin atılmayacağının tek garantisi elbette sadece ticaret değil. Alman liderin Çin ile "çok taraflılık", Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'in ise "farklılıklara rağmen bir arada yaşama" şiarını dile getirişi ortak değerlerin inşası için bir zeminin varlığına işaret ediyor. Brüksel ve Beijing yönetimlerinin yeni tip koronavirüs salgını ve iklim değişikliği ile mücadele konusunda iş birliği kararlılığı da bu bağlamda ayrıca not edilmeli.

HER ŞEY GÜLLÜK GÜLİSTANLIK DEĞİL

Çin ile Almanya dönem başkanlığındaki AB'nin karşılıklı bağımlılık ve ortak değerleri paylaşma iradesine rağmen kusursuz bir ilişkiden bahsetmek mümkün değil.

14 Eylül'deki liderler zirvesinde konuşan AB Konseyi Başkanı Michel'in "Oyun sahası değil oyuncuyuz." açıklaması, Çin lideri Xi'nin "İç işlerimize kimse karışamaz." uyarısı ve "eşitsiz ilişkiden" yakınan Merkel'in iç kamuoyunda giderek artan Çin karşıtlığından mustarip oluşu tansiyonu yükselten fay hatları olarak sıralanabilir.

HASSAS DENGE KISTILI ZAMAN

AB içerisindeki hassas dengenin farkında olan ve ABD ile stratejik rekabetinde manevra alanı kazanmak isteyen Çin'in ilerleyen günlerde "dostlarını çoğaltma siyasetine" hız vermesi sürpriz olmayacaktır. Nitekim 14 Eylül'de kamuya ait işletmelerin davranışı, zorla teknoloji transferi ve kamu desteklemelerinde şeffaflık gibi 3 ana konuda uzlaşı sağlayan Çin, yıllardır süren ticaret yatırım anlaşmasının nihai şekline yıl sonunda şekil verileceğini duyurdu.

Brüksel ve Beijing arasındaki temasların daha fazla meyve vermesi sadece iki tarafın değil, şüphesiz ki Soğuk Savaş'ı bir kez daha tecrübe etmek istemeyen tüm uluslararası toplumun temel beklentisi olmaya devam edecek.

Haber / Yorum: Gökhun Göçmen