Çin uluslararası kuruluşlarda ağırlığını artırıyor

Çin uluslararası kuruluşlarda ağırlığını artırıyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kısa sure önce New York'ta video konferans yoluyla yapıldı. Genel Kurul'da pek çok ülkenin lideri konuştu. Ne söyleyeceği en çok merak edilen liderlerden biri Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'di. Çin'in dünyaya verdiği mesajları  Xi Jinping'in konuşması çerçevesinde gazeteci Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'in konuşmasının içerisinden alacağımız spesifik noktalar olacak ama genel bir değerlendirme ile başlayalım. Xi'nin Genel Kurul'daki konuşmasının temel mesajı neydi? Yani bu konuşmayla Çin dünyaya nasıl bir vizyon sundu?

Mehmet Ali Güller: Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı esas olarak Amerika'nın yavaş yavaş terk eder nitelikte göründüğü bazı uluslararası kurumlarda küresel liderliği almaya başladığını göstermiş oldu. Bunlardan biliyorsunuz sonuncusu Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ). Amerika oradan çekildi. Çin'in gölgesindeki bir kurum olmakla suçlayarak… Şimdi Çin'in yavaş yavaş uluslararası kuruluşlarda ağırlığını artırarak küresel liderliği belki de bir parça almaya başladığını söyleyebiliriz. Son konuşmasında da bunun işaretleri vardı. Merkezinde BM'nin olduğu uluslararası sistemi son tahlilde savunmuş oldu. Bu bakımdan dünyada bir liderlik dönüşümünün ilk ayak sesleri olarak ifade edebileceğimiz bir konuşmaydı.

Sizin de dediğiniz gibi Xi Jinping, konuşmasında daha çok uluslararası kuruluşları öne çıkaran ve birlikte hareket edilmesi gerektiği yönünde vurgularda bulundu. Örneğin, koronavirüs salgınıyla ilgili konuşurken "Her şeyden önce insan ve yaşam gelmeli. Bütün kaynaklarımızı seferber edip hedefe yönelik hareket etmeliyiz." dedi. Mücadelede de ortak bir uluslararası tepki vermekten bahsetti. Sizce Çin bunu nasıl sağlayabilir?

Mehmet Ali Güller: Bu tamamen bir zihniyet ve anlayış değişikliğiyle ilgili ki, zaten bunu için Xi Jinping konuşmasında ifade etti. Mesela şunu söyledi; 'Sadece kendimizi kalkındırmaya çalışmayacağız ve biri kazanırken diğerine bir oyun oynamayacağız.' Bu aslında doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) bugüne kadar yaptıklarının tam tersini yapacağız, demenin Türkçesi. Bugüne kadar ABD sadece kendisini kalkındırmaya çalıştı. Kendisi kazanırken diğerleri kaybetmişti, diyor. Şimdi biz kendimiz kalkınmaya çalışırken başkalarının da kazanacağı bir sistem inşa edeceğiz, demiş oluyor. Bu aslında yavaş yavaş o dönüşümün başladığının işareti. Yine Xi Jinping'in mesajları arasında; hiçbir ülkenin tek başına küresel meselelere hükmetme, başkalarının kaderini kontrol etme ya da kalkınma konusunda bütün avantajları kendi elinde tutma hakkı yok, diyerek bir hegemonya kurma, zorbalık ve dünyanın patronluğunu üstlenme konusuna müsaade edilmeyeceğini söylemesi de o dönüşümün işareti. Yani özetle ABD kendi kurduğu, 2. Dünya Savaşı sonrası kurduğu uluslararası düzende ne yaptıysa biz o düzenin içerisinde kalacağız ama düzenin bu anlayışını değiştireceğiz. O düzenin içerisinde bunun tam tersini uygulayacağız, demiş oluyor Çin Cumhurbaşkanı.

Bu noktayı biraz daha açmakta yarar var. Sizin de değindiğiniz gibi Xi Jinping konuşmasında küresel anlamda kalkınmaya sıkça vurgu yaptı. Çin'in küresel anlamda kalkınmaya katkı sağladığını, uluslararası düzenin savunucusu olduğunu vurguladı. Ancak bir yandan da dünyanın içinde bulunduğu krizden milli ekonomiler, kamucu politikalarla kurtulabileceği yönünde değerlendirmeler var. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde Xi Jinping nasıl bir küreselleşmeden bahsediyor?

Mehmet Ali Güller: Xi Jinping'in bahsettiği küreselleşme bizim 1980'lerde ve 90'larda ABD'nin dayattığı tip bir küreselleşme değil. O neoliberal bir küreselleşmeydi ve esas hedefi şuydu; dünya tek bir pazar olacak ama Çin için emperyalist, Amerika için emperyalist… Amerika dünyayı tek bir pazar yaparak sömürecekti. Niye? Anımsayın o yılları. SSCB dağılmış, emperyalizmin teorisyenleri tarihin sonunun geldiğini ilan ediyor. 21. yüzyılın bir Amerikan yüzyılı olacağı ilan ediliyor. Tek kutuplu bir dünyanın olacağı ilan ediliyor ve Amerika dünyanın tek bir pazara dönüştürmek için de önünde engel olabileceğini düşündüğü ulus devletlerin etnik ve mezhepsel temellerde un ufak edilmesini, bunların küçük parçalara bölünmesini istiyordu ve böylece bir pazar kuracaktı. Bu bir emperyalist küreselleşmeydi. Fakat bir de aslında uygarlığın başından bu yana adım adım küreselleşen dünyanın bir devamı olan bir küreselleşme var. Yani bundan bir beş bin yıl önce Mezopotamya'da da Sümer uygarlığı adım adım etrafına doğru genişlerken de bir küreselleşme vardı. Sonraki yüzyıllarda da küreselleşme vardı. Küreselleşme sonuç itibariyle dünyanın gittikçe birbiriyle iletişimini birbiriyle ulaşımını kolaylaştırdı. Her yere rahatça ulaşabildiği bir tablo. Şimdi Xi Jinping bu bahsettiğimiz ABD'nin neoliberal emperyalist küreselleşmeciliğinin karşısında devletlerin birbiriyle karşılıklı saygı temelinde, karşılıklı devletlerarası eşitlik temelinde ve uluslararası taahhütlere bağlılık temelinde bir dayanışmacı küreselleşmeden bahsediyor. Yani emperyalist küreselleşmenin yerini devletlerin dayanışmacı bir küreselleşmeciliğinin alacağına işaret ediyor. 

Xi Jinping konuşmasında çevre konusuna da ağırlıklı bir yer verdi. Yeşil devrimden söz etti. Gezegenimizin ekolojik anlamda korunması noktasında da vurguları vardı. Çevreye önemli bir yer vermesini siz neye bağlıyorsunuz? 

Mehmet Ali Güller: Dünyada ne olup bittiğini anında öğrenebiliyoruz, ki bu küreselleşmenin de bir sonucudur. Herkes Brezilya'daki ormanlarında ne olduğunu da görmüş oluyor. Ya da işte ozon tabakasının delinmesini de ya da Avustralya'daki yangının da hemen anında farkında olacağını biliyoruz. İnternet vs. ulaşım ve iletişim hızı. Şimdi bu doğal olarak insanlarda çevre duyarlılığı, sistemin ekolojiye yaptığı tahribatların daha çok öğrenilmesini gündeme getirdiği için doğal olarak bunun karşılığında da buna tepki da daha fazla oluşmaya başladı. Bu durum, devletleri daha çok çevreci olmaya zorlayan bir faktör olarak önümüzde duruyor. Sadece Çin gibi Çin tipi sosyalizm uygulayan sosyalist ülkeler değil, Almanya gibi kapitalist ülkeler de bu çevre meselesi nedeniyle sistemin çevreye tahribatını azaltacak birtakım uygulamaların peşindeler. Kapitalist dünya içinde de bu var. Örneğin işte Almanya olabildiği kadar enerji ihtiyacında yeşil enerji payını artırmaya çalışıyor. Rüzgâr enerjisini, güneş enerjisini vs. Karbon kaynaklı enerjiden adım adım bunu azaltmaya yönelik politikalar var. Amerika da buna zorlanıyor. Orada da çeşitli tepkiler var bu çevreyi tahrip eden anlayışa. Şimdi Çin'in buna liderlik yapabileceği bir süreci yaşıyoruz. Son tahlilde yani 'kapitalist dünyada da bu var' diyorum ama kapitalizmin ruhu bunun başarıya ulaşmasına çok müsaade etmiyor. Çünkü son tahlilde kapitalizm şirketlerin kârlılığını esas alıyor. Kârlılıkla çevreye tahribatı önleyecek yatırım yapmak arasında hep bir çelişki var. Yani o yatırım ne kadar artarsa şirket kârlılığı azalacağı için mümkün mertebe o yatırımlar yapılmamaya çalışılıyor. Biliyorsunuz Türkiye'de de bunu yaşadık. Fabrikalara filtreler kurulması için kararlar alındı, uygulanamadı, hükümetin bu konudaki çeşitli şirketlerle yakınlığı nedeniyle uygulanmayan durumlar var. Şimdi hâl böyle olunca sosyalizm deneyi yaşayan Çin'in bunu daha iyi uygulayabileceği bir dünya var. Çünkü orada anlayış önce insan. Önce şirket kârı değil önce insan olduğu için bunu uygulayabilmesi çok daha olası. Çin de buna vurgu yapıyor aslında. Yani bunun liderliğini yapacağına vurgu yapıyor ki, bu insanlık adına çok çok önemli bir gelişme olacaktır Çin'in bunu yapması ve bunun dünyanın doğusundan batısına doğru bir ağırlık kazanarak uygulanmaya başlaması daha torunlarımıza bırakabileceğimiz güzel, yaşanılır yeşil bir dünya için çok çok önemli. 

Son olarak BM Genel Kurulunda ABD Başkanı Donald Trump'ın yaptığı konuşmayı da değerlendirmenizi isteyeceğiz. Trump konuşmasında ne gibi mesajlar verdi?

Mehmet Ali Güller: Trump, şu anda çok sıkışık durumda. Bundan 7-8 ay önce ikinci başkanlık seçimini kazanmaya çok uygun görünüyordu, anket sonuçları öyleydi fakat salgın, salgını iyi yönetememesi, salgın boyunca kötü yönetimini perdelemek adına Çin'i suçlamaya kalkması, ardından ABD'nin  kapitalist dünyanın sağlık sisteminin bu tip küresel salgınlarda insanları koruyamadığı gibi gerçeklerin ortaya çıkması, ardından siyah öfkenin patlaması… Bütün bunlar Trump'ı çok sıkıştırmış durumda. Trump bugün bütün dış politikasını, iç politikasını, ekonomi vs... her ne olursa olsun bütün bunları 3 Kasım'da yapılacak seçimlere endeksli hale getirmeye çalışıyor. Normalde Çin'i hedef alan hatta Çin ile birlikte kendi müttefiki olan Avrupa'yı da hedef alan birtakım yaptırımlar uygulamıştı biliyorsunuz Trump. Önce ABD stratejisi belirlemişti ve böylece küreselleşmenin Çin'in lehine olmaya başlayan ağırlığını azaltmak ve dünya serbest ticaret rakamlarında Çin'in gerisinde kalan yapısını koruyabilmek için istihdamı kendi kıtasına çekebilmek için yaptırımlar uygulamıştı. O yaptırımlar Amerikan ekonomisinde kısmen 2008'de oluşan o krizi bir parça restore edebilmişti ve bu da Trump'a olumlu olarak yansımıştı. Fakat şimdi tam tersi bir durum geçerli. Dolayısıyla Trump'ın yaptığı açıklamaları bu çerçevede değerlendirmek gerekir ama özel olarak şunu söyleyerek bitirmiş olayım Trump'ın açıklamalarında, Trump'ın konuşmasında küresel dünyanın liderliğini yapan bir ülkenin liderinin konuşmasının dokusu yoktu. Tam tersine Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'in küresel liderliği yürüten bir ülkenin lideri olarak bütün dünyaya seslendiği gibi bir karşı tablo oluşmuş oldu.