“Birtakım epidemiyolojik göstergeler henüz açıklanmış değil”

“Birtakım epidemiyolojik göstergeler henüz açıklanmış değil”

Türkiye koronavirüs ile mücadelede ikinci aşamaya geçti. Bu yeni süreç "normalleşme dönemi" olarak adlandırılıyor ve tedbirler kademe kademe gevşetiliyor. AVM'ler, kuaförler ve berberler açıldı. Açılmasını doğru bulanlar olduğu gibi tepki gösteren geniş bir kesim de var çünkü tedbirlerin gevşetilme kararı ısınan havalarla birlikte insanlarda bir rehavete kapılma durumu yarattı.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Covid-19 İzleme Grubu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, hükümetin "normalleşme" planını ve Covid-19 salgınının Türkiye'deki seyrini CRI Türk Türkiye'ye değerlendirdi.

Prof. Dr. Kayıhan Pala, Türkiye'de birinci dalganın henüz bitmediğini halen bin kadar yurttaşın yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdiğini belirterek 1700 kadar günlük doğrulanmış hasta bildirimi olduğunu ve 50'den fazla insanın bu hastalığa bağlı olarak yaşamını yitirdiğini kaydetti.

SALGININ TAMAMIYLA ETKİSİNİ ORTADAN KALDIRDIĞINI SÖYLEYEBİLECEK VERİLER YOK

Türkiye'de salgın eğrisi bükülmüş olmasına rağmen henüz salgının tamamıyla etkisini ortadan kaldırdığını söyleyebilecek verilere sahip olunmadığını vurgulayan Pala, "Özellikle de Sağlık Bakanlığının ilk vakanın duyurulmasından sonra iki ay geçtiği halde kapsamlı epidemiyolojik bilgileri henüz açıklamamış olması bizim elimizi kolumuzu bağlıyor. Örneğin Çin ile ilgili şöyle bir şey söyleyelim, ben ilk kez şubat ayında okumuştum. Çin'de Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi 14 Şubat itibarıyla 72 bin vakalık bir olguyu açıklarken bunların içerisinde PCR pozitif olanlar da olmayanlar da kapsamlı bir şekilde anlatılmıştı. Biz bugün itibarıyla henüz Türkiye'de PCR pozitif olmayan ama hastalığı klinik ve epidemiyolojik olarak gösterenlere ilişkin hiçbir bilgiye sahip değiliz aynı şey ölümler için de geçerli. Vakaların illere ve ilçelere göre dağılımına sahip değiliz. Yaş ve cinsiyet dağılımlarını, eşlik eden hastalıkları ve vakaların semptomlarını bilmiyoruz." diye konuştu.

"BİRTAKIM EPİDEMİYOLOJİK GÖSTERGELER HENÜZ AÇIKLANMIŞ DEĞİL"

"Bu koşullarda salgının henüz etkisini tamamen yitirdiğini ortaya koymamız mümkün değil. Ki, Sağlık Bakanlığı tarafından birtakım epidemiyolojik göstergeler de henüz açıklanmış değil." ifadelerini kullanan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, sözlerine şöyle devam etti:

"Dolayısıyla bu koşullarda AVM'lerin açılmasının çok erken bir karar olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de henüz bugün itibarıyla parklar gibi büyük açık alanlar kapalıyken AVM'ler gibi büyük kapalı alanların açılması bir çelişkidir. Bunun epidemiyolojik olarak bir doğrulanmış temeli olduğu konusunda topluma da yapılmış herhangi bir açıklama söz konusu değildir. Türkiye'de toplumun risk algısının da düşük olduğu ortaya çıktığı için henüz birinci dalganın bitmediğini ve bunun önümüzdeki günlerde ve haftalarda dalgalanmalara yol açabileceğini öngörmek mümkündür diye düşünüyorum."

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ AVRUPA BÖLGE OFİSİNE TÜRKİYE'DEN ÇOK AZ VERİ GİDİYOR

TTB Covid-19 İzleme Grubu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge ofisinin bu pandemi sırasında bölge ofisi içerisindeki ülkelerin durumunu incelediği sağlık sistemleri yanıt monitörüne bakılacak olursa Türkiye'den çok az veri gittiğinin görüleceğinin altını çizerek "Hatta 5 Mayıs'a kadar ben bunu sosyal medya hesaplarımda da dile getirmiştim, Türkiye oraya hiçbir bilgi girmeyen nadir ülkelerden biriydi. Dolayısıyla Türkiye'deki verilerin nasıl gönderildiği konusunda bir açıklık yok doğrusu.  Buna rağmen özellikle de PCR testinin pozitifliğinin çok düşük olmadığı bilinmesine rağmen Türkiye'nin bu kadar fazla hasta sayısının bulunması aslında ülkede hastalığın algılandığından daha yaygın olduğunun bir kanıtı olarak değerlendirilebilir, diye düşünüyorum." açıklamasında bulundu.

TÜRKİYE OECD ÜLKELERİ İÇERİSİNDE TEST SAYISININ NÜFUSA GÖRE EN AZ OLDUĞU ÜLKELERDEN

Türkiye'de yapılan test sayısına ilişkin Prof. Dr. Pala, Türkiye'nin tüm OECD ülkeleri içerisinde test sayısının nüfusa göre en az olduğu ülkeler arasında bulunduğunu kaydederek "Üstelik de bilindiği üzere Sayın Bakan test sayısını açıklıyor ama test yapılan kişi sayısını açıklamıyor. Biz henüz Türkiye'de kaç kişiye test yapıldığını ve bu kişilerin özelliklerini bilmiyoruz yani bu kişiler hasta mı onların temaslısı mı ya da risk grubundaki insanlar mı? Dolayısıyla Türkiye'de halen çok az test yapıldığını ve özellikle DSÖ ile TTB'nin ısrarla önermesine rağmen başta sağlık çalışanları olmak üzere risk grubundakilere rutin olarak test yapılmamasını doğru bulmuyorum." dedi.

YENİ BİR "YAŞAM BİÇİMİNİ" TARTIŞMAMIZ LAZIM

"Epidemiyolojik olarak bakıldığında bulaşıcı hastalık salgınlarına karşı yürütülen stratejilerde özellikle Çin'in, Singapur'un ve Güney Kore'nin başarıyla uygulamaya çalıştığı baskılama stratejisinin böyle bir sıkıntılı yanı var." değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Kayıhan Pala, şunları aktardı:

"Salgını baskıladığınız zaman eğer bu baskılamayı uzun süre devam ettiremezseniz bu salgına karşı da aşı henüz olmadığından bağışıklık da toplumda yaygın bir şekilde gelişmediği için hastalığın her zaman yeni bir dalga yaratma potansiyeli var. Dolayısıyla belki bizim artık bu Covid-19 pandemisi öncesindeki hayatımızı sorgulayarak ve adına da şimdi yanlış bir şekilde 'normalleşme' denmesini eleştirdiğimi söylemeliyim 'normalleşme' demeyerek yeni bir yaşam biçimini tartışmamız lazım çünkü çok hızlı bulaşan ve henüz aşısı ile ilacı bulunmamış bir koronavirüs salgını ile karşı karşıyayız. Siz bu salgına karşı yürüttüğünüz stratejide baskıyı biraz çektiğinizde hemen hastalık yeniden alevlenmeye hazır. Biliyorsunuz dünyadaki epidemiyolojik senaryolar eğer güçlü bir aşı bulunmaz ve yaygın olarak dünyada kullanılamazsa 2024 de içinde olmak üzere bu hastalığın etkisinin değişik zamanlarda ve değişik dalgalarla sürdürülebilme potansiyeline işaret ediyor. Bazı ülkelerde ikinci dalganın ortaya çıkması şaşırtıcı değil zaten epidemiyologlar sadece ikinci dalgayı değil bundan sonra benzer dalgaların oluşabilme ihtimalini de çok önceden dile getirmişlerdi. Burada yapılması gereken şey 'yeniden açılma' diye adlandırılan kamuya açık alanların, yaşam alanlarının ve ticari alanların bundan sonra nasıl işlemesi gerektiğine ilişkin kafa yormaktır. İnsanların kendi kişisel ve fiziksel uzaklıklarını tutarak zorunlu ve gerekli yerlerde maske kullanarak yaşam biçimlerini özellikle çok sıkışık olmaktan çıkartarak nasıl sürdürebileceklerine ilişkin kapsamlı bir tartışmaya ihtiyaç var. Elbette bu kapsamlı tartışmanın en başında da sistem küresel kapitalizmin sorgulanması yatıyor."

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ ÜLKELER BAĞLAMINDA TARAFSIZ

Son günlerde DSÖ ile ilgili yapılan eleştirilere yönelik görüşünü de paylaşan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, DSÖ'yü tarafsız gördüğünü ancak DSÖ'yü ülkeler bağlamında tarafsız gördüğü halde bu soruna eğilimi açısından biraz zayıf bir örgüt olarak değerlendirdiğini bildirdi.

"Bunun gerekçesi de şudur; DSÖ sonuçta hükümetlerle yakın çalışan ve hükümetlerin resmi kurumu gibi bir işlev üstlenmeyi tercih ediyor." diyen Prof. Dr. Pala, sözlerini şöyle sürdürdü:

"HASTALIĞIN ÇİN KAYNAKLI OLMASI MESELESİ SADECE ABD'NİN BİR PROPAGANDASI OLARAK ADLANDIRILABİLİR"

"Oysa DSÖ'nün özellikle sağlığın belirleyicileri bağlamında bilim insanlarını ve bilimsel doğruları daha ön plana getirecek şekilde hareket etmesi beklenir. Bu anlamda DSÖ'ye yönelik şöyle bir eleştiri bilim ortamında çok sık tartışılıyor, pandemiye ilişkin özellikle ilk aşamada Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu'nu sonrasında da pandemi ilanını duyurmakta geç kaldığına yönelik. Ancak bu hastalığın Çin kaynaklı olması meselesi sadece Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) bir propagandası olarak adlandırılabilir. Bundan önceki geniş kapsamlı salgınlara baktığımızda örneğin, 'MERS' Suudi Arabistan kaynaklıydı daha öncesindeki kuş gribi ve benzer salgınlara bakarsak Meksika da içinde olmak üzere farklı ülkelerden kaynaklandığını biliyoruz. Bunu ülkeler bazında değil de yaşadığımız sistem, virüsler, yaşam biçimleri ve hayvanların yaşam alanları gibi ekolojik bir perspektifle hatta iklim krizini de içerecek şekilde tartışmak doğru olacaktır. ABD Başkanını sanırım herhangi bir şekilde bilimsel tartışmada muhatap ve referans olarak almak uygun görünmüyor."

"YENİDEN AÇILMA" ÇOK ERKEN BİR DÖNEME ALINDI

TTB Covid-19 İzleme Grubu Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Türkiye'de salgının seyri ile ilgili olarak ise, mart ayında öngörüsünü paylaştığını, Nisan'ın 20'si gibi Türkiye'de salgının tepe noktasına ulaşacağını, mayısın son haftasına doğru salgın eğrisinin epeyce bir bükülme göstereceğini ve haziranın ikinci haftasından itibaren de yaşam alanlarının ve ticari alanların yeniden açılmasını büyük ölçüde tartışılabileceğini söylediğini hatırlatarak, "Bu öngörü aşağı yukarı benzer şekilde gerçekleşiyor, Türkiye'de haziranın ikinci haftasından sonra büyük ölçüde rahat nefes almak söz konusu olabilirdi diyorum. Neden böyle diyorum? Çünkü bu 'yeniden açılma' 11 Mayıs'ta AVM'lerin açılması ile çok erken bir döneme alınmış oldu. Ben bunun arkasında sağlıkla ilgili epidemiyolojik gerekçelerin değil, ekonomik gerekçelerin yattığını düşünenlerdenim dolayısıyla bu süreç biraz daha uzayabilir, dalgalanmalar karşımıza çıkabilir. Bunu değerlendirebilmek için çok büyük bir problemin bulunduğunu bir kez de daha burada paylaşmış olalım. Sağlık Bakanlığının verileri şeffaf şekilde açıklamaması bizim özellikle iller, bölgeler ve risk grupları bazında bu tartışmayı daha doğru bir zeminde yürütmemizi engellemektedir." ifadelerini kullandı.

Haber: Tuğçe Akkaş