Asya Şafağı ve Avrupa'nın tercihi

Asya Şafağı ve Avrupa'nın tercihi

İnsanlık tarihinin en büyük sağlık krizleri arasında yerini alan yeni tip koronavirüs salgını hâlihazırda sorgulanmakta olan siyasi ve ekonomik düzeni temelinden sarsmaya devam ediyor. Salgın sonrası oluşacak yeni dünya düzenine kimin imza atacağını ise Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki büyük güçler rekabeti belirleyecek.

Beijing yönetimi, her ne kadar diplomatik ve ticari anlamda Washington'a iş birliği teklif etse de Beyaz Saray, ulusal güvenlik belgesinde "stratejik rakip" olarak tanımladığı Çin ile mücadelede ısrarcı. Bu bağlamda yeni bir yol haritası hazırlayarak 21 Mayıs'ta Kongre'ye gönderen Beyaz Saray, bir kez daha Çin'i "ABD çıkarlarına zarar vermekle" itham ederek "sert rekabet" dönemine girdiklerini ilan etti.

WASHINGTON İÇERİDE UZLAŞI DIŞARIDA İTTİFAK ARIYOR

Amerika'nın 2030'da dünyanın en büyük ekonomik gücü olması beklenen, Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile dünya ticaretinde yeni bir sayfa açan, patent başvurularında birinci sıraya yerleşen ve teknolojinin 5G gibi kulvarlarında liderliğe oturan Çin'i tek başına bilek güreşinde mağlup etmesi mümkün gözükmüyor.

Nesnel durumun farkında olan Washington yönetimi, hazırladığı yol haritasında ülke içinde uzlaşı, yurt dışında ise başta Avrupa Birliği (AB) olmak üzere öne çıkan aktörlerle ittifaklar zinciri kurulması gerektiğinin altını çizdi. Avrupa ile muhtemel ittifaklar zincirinin temelini ise yine Washington'ın "iki sistem arası rekabet" olarak belirlediği değerler zemini oluşturacak.

TİCARET VE SAVUNMADA ABD BASKISI KABUL GÖRMÜYOR

Avrupa'nın Washington'dan gelen teklife nasıl yanıt vereceğini ipuçları 18 Mayıs'ta konuşan Almanya lider Angela Merkel'in sözlerinde saklı. Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ile birlikte yaptığı açıklamada Trump'ın "Önce Amerika" ile özetlenebilecek izolasyonist politikasına karşı "Ulus devletlerin tek başına geleceği olmadığını" vurguladı.

CRI Türk Türkiye'ye konuşan Hürriyet gazetesi Dış Haberler Editörü İlker Sezer de Amerika ve Avrupa arasındaki ayrılığın ticaret kadar savunma alanına da yansıdığını dile getirerek "Macron'un liderliğini yaptığı 'Savunmada ABD'ye bağımlılık bağımsız Avrupa politikalarının önünde bir engeldir' görüşü kıtada yaygınlık gösteriyor." ifadelerini kullandı.

"ABD'YE NİSPETLE BİRKAÇ ADIM ÖNDE"

Washington ve Brüksel arasındaki ayrım kamuoyu yoklamalarında da kendini gösteriyor. Tasspiegel gazetesinin yayımladığı ankete göre yeni tip koronavirüs krizinin ardından ABD'ye olumsuz bakan Almanların oranı yüzde 76'ya ulaştı.

Salgın sonrası Amerika'nın yaşadığı irtifa kaybını CRI Türk Türkiye için değerlendiren Siyaset Bilimci Sinan Baykent "Çin Halk Cumhuriyeti, hâlihazırda kendi sınırları dâhilinde hastalığın gidişatını mutlak anlamda kontrol altına aldı ve üretime yeniden başladı. Dolayısıyla bu açıdan ele alındığında Çin, hâlâ virüsü kontrol edemeyen ABD'ye nispetle birkaç adım önde." diye konuştu.

ÇİN'DEN "İDEOLOJİK FARKLILIKLARI BIRAKALIM" ÇAĞRISI

Yeni tip koronavirüs salgınının arından ticaret ve kriz yönetimi gibi başlıklarda güven tazeleyen Beijing yönetiminin ajandasında da Avrupa ile kurulacak ilişkiler yer alıyor. Çin'in en önemli yıllık siyasi danışma etkinliği olan ve kamuoyunda "İki Toplantı" olarak bilinen zirve kapsamında kameralar karşısına geçen Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, "İdeolojik farklılıkları kenara bırakma" çağrısında bulundu.

Çin Dışişleri Bakanı konuşmasında isim vermeden Avrupa Birliği'nin geçen yıl açıkladığı raporu eleştirerek "sistematik rakip değil stratejik ortak olmak zorundayız." dedi.

ÇİN'İN "ÜST ANLATILAR" İNŞA ETMESİ GEREKLİ

Beijing ile ilişkilerin 45. yılını kutlamaya hazırlanan Brüksel koridorlarından "stratejik ortaklık" teklifine ne yanıt verileceği henüz netlik kazanmış değil. Serbest ticaret, uluslararası kurumların korunması, iklim değişikliği gibi hayati konularda Çin ile ortak paydada buluşan Avrupa Birliği farklı sistemlerin bir arada yaşayabileceği konusunda halen şüpheli. Zira hafta başında Alman Büyükelçiler ile buluşan AB Dış İlişkileri Şefi Borell, bir yandan Amerika'nın çöküşünü ve Asya Çağı'nın geldiğini itiraf ederken diğer yandan da Çin'e karşı Avrupa'nın disiplinli bir ruhla yanıt vermesi gerektiğini ileri sürdü.

Siyaset Bilimci Baykent, ortaya çıkan çelişkili durumun Çin'in ekonomik kapasitesi ve söylemsel etkinliği arasındaki farktan kaynaklandığına işaret etti. Baykent bu bağlamda "Her ne kadar önümüzdeki sürece ekonomi damga vuracaksa da kültürel hegemonya unsuru ekonomik ilerlemeye eşlik etmek ve buna bir 'üst-mana' aşılamakla mükelleftir. Çin'in en büyük handikabı ise tam olarak bu alandadır." ifadelerini kullandı. Baykent konuşmasının devamında Avrupa'nın kendi içinde bölünmüş olmasına rağmen ABD ve Çin arasına sıkışmak istemediğini sözlerine ekledi.

Avrupa ülkelerinin Çin'e karşı kültürel ve ideolojik bir yakınlık içinde bulunmadığını yineleyen İlker Sezer de Brüksel'in büyük güçler arası rekabetten faydalanmak isteyerek ticaret ve savunma anlamında üçüncü bir yolu tercih etmek isteyeceği tahmininde bulundu.

Amerikan dayatmalarına karşı çıkmakla birlikte Çin'e karşı soru işaretleri rezerv eden Avrupa'nın tercihini büyük güçlerin ikna kabiliyeti kadar kaçılmaz olarak yaklaşan Asya Şafağı'nın da etkileyeceği muhakkak.

Haber Analiz: Gökhun Göçmen