“Amerikan mahkemeleri önünde açılan davaların bir geleceği yok”

“Amerikan mahkemeleri önünde açılan davaların bir geleceği yok”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın koronavirüs salgını nedeniyle "Çin'in tazminat ödemesi gerekiyor." açıklaması gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Peki, Trump'ın bu açıklamasının uluslararası hukukta karşılığı var mı? ABD ya da başka bir ülke Çin'den tazminat talebinde bulunabilir mi? Bunun dünyada başka bir örneği oldu mu? Avukat Damla İlbaş, ABD Başkanı Trump'ın söyleminin hukuki boyutunu CRI Türk Türkiye'ye değerlendirdi.

Avukat Damla İlbaş, tazminat konusunda öncelikle iki noktaya bakılması gerektiğinin altını çizerek, "İlk olarak koronavirüs uluslararası önemi haiz halk sağlığı acil durumuna neden olabilecek bir olay mı? Buna karar verilmelidir. Çünkü bu durumda uluslararası sözleşmelerin farklı maddelerine gidilecektir. İkincisi, Çin'in üye olduğu uluslararası organizasyonlara bakılmalıdır ki, 'Çin'in yükümlülükleri nedir ve nerelerde dava açılabilir ya da dava açılabilir mi?' sorularına yanıt verilebilsin." diye konuştu.

ÇİN'İN GÜVENLİK KONSEYİ ÜYESİ OLARAK BİR AĞIRLIĞI VAR

Çin'in üye olduğu uluslararası organizasyonlara bakıldığında akla önce Birleşmiş Milletler'in (BM) geldiğini belirten İlbaş, Çin'in aynı zamanda Güvenlik Konseyi üyesi olarak bir ağırlığı olduğunu ve konu sağlık olunca bir de Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) bulunduğunu söyledi.

"DSÖ'nün üye olma koşullarına bakarsak bunların en önemlisi 'Tüm üye devletler halk sağlığı acil durumunda bütün vaka çalışmalarına ilişkin bilgi ile krizi sonlandırmada etkili olabilecek politik yaklaşımları DSÖ ile paylaşır.' diyor." açıklamasını yapan Avukat Damla İlbaş, sözlerine şöyle devam etti:

"Tüm üye devletler, böyle bir yükümlülük altında. Peki, bunu Çin örneğinde nasıl yorumlayabiliriz? Wuhan'da ilk vakaya, 17 Kasım 2019'da rastlanmış ama DSÖ'ye resmi bildirim 31 Aralık 2019'da yapılmış. Bu bildirimde virüsün insandan insana geçtiğine dair bir bilgi edinmediklerini söylemişler ve sadece hayvandan insana geçtiğinden bahsetmişler. Bu durumda bildirim bir yükümlülük mü ve hangi uluslararası sözleşmede öngörülmüş buna odaklanılmalı. Uluslararası hastalık yayılmasının önlenmesinde aslında yasal tek düzenleme Uluslararası Sağlık Tüzüğü ve bu tüzük 2005'te DSÖ tarafından hazırlanmış bir tüzük. Dolayısıyla Çin de bu tüzükle bağlı. Açılan davalar tüzüğün 6. ve 7. maddesi üzerinden açılmış. Bahse konu maddede 'Bir taraf devlet, kendi ülkesinde kökeni ve kaynağı ne olursa olsun uluslararası önemi haiz halk sağlığı acil durumu oluşturabilecek nitelikte beklenmedik veya alışılmadık bir halk sağlığı olayına dair kanıta sahip ise, DSÖ'ye ilgili tüm halk sağlığı bilgilerini temin edecektir.' diyor. Bu bildirimin içeriği de önemli. Nasıl bir bildirim olmalı? Bütün vaka tanımları, laboratuvar sonuçları, riskin kaynağı, vaka ve ölüm sayıları ile uygulanan sağlık önlemleri neler, tamamı DSÖ'ye bildirilmeli. Bunun için 24 saat süre tanınmış ama bu sürenin başlangıcı önemli. 'Her taraf devlet, kendi karar mekanizmaları aracılığıyla kendi ülkesi dâhilinde meydana gelen olayları önce değerlendirir ve bu değerlendirme sonucunda bunun uluslararası öneme haiz ve bir halk sağlığı acil durumuna yol açabilecek olay olduğuna karar verirse, bu karardan itibaren 24 saat içinde bildirimde bulunur.' deniyor. Burada Çin örneğine yeniden bakarsak, 31 Aralık'ta bildirim yapılmış fakat bildirim gecikmeli mi, mesele o aslında. Bunda da önemli olan Çin'in virüsü, uluslararası önemde ve halk sağlığı acil durumuna neden olabilecek bir olay olarak ne zaman değerlendirdiği ve bu konuda ne zaman karar aldığı. O tarih önemli çünkü değerlendirdiği tarihten itibaren 24 saat içinde bildirim yapılması lazım."

İkinci olarak, bildirimin doğru olması şartı bulunduğu bilgisini aktaran Damla İlbaş, "Burada da açılan davalarda şu iddiada bulunuluyor, Çin'in yaptığı bildirimde virüsün insandan insana geçtiğine dair bir bilgi edinilmediği ancak o sırada incelenen vakaların bir kısmının söz edilen hayvan pazarına hiç gitmediği yani 'hayvanla teması yoktu.' diyorlar. Dolayısıyla bu kanıtlanabilir mi? Tartışılmalı." değerlendirmesini yaptı.

"AMERİKAN MAHKEMELERİ ÖNÜNDE AÇILAN DAVALARIN BİR GELECEĞİ YOK"

"Peki, diyelim ki Çin geç bildirimde bulundu ya da hiç bulunmadı. Bunun yaptırımı var mı? Mesele aslında o." ifadelerini kullanan Avukat Damla İlbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İhtilafların çözümlenmesi konusu tüzüğün 56.maddesinde düzenlenmiş. Tüzüğün maddelerinden kaynaklanan herhangi bir ihtilaf halinde önce barışçıl yöntemlerle çözüm aranması gerektiği vurgulanmış yani önce diplomatik temaslar ve arabuluculuk gibi yolların denenmesi gerekiyor. Bu şekilde çözüme ulaşılamaması halinde tahkim yani zorunlu hakemlik yoluna gidilebileceği de düzenlenmiş. Tüm bu yöntemler, uluslararası ihtilaf çözüm mekanizmalarını devre dışı bırakmıyor. Konu uluslararası mahkemelere de taşınabilir. Burada akla ilk gelen Uluslararası Adalet Divanı. Zaten şu an açılan ve açılması planlanan davalar da orada. Uluslararası Adalet Divanı, BM'nin başlıca yargı organı o nedenle önemli. Bir de şöyle bir durum var, bir devletin yargı merci önünde Çin'e karşı dava açılabilir mi? Çünkü ABD'deki dava Amerikan mahkemeleri önünde açılmış. Burada devletlerin başka devletlerin ulusal mahkemeleri önünde yargı dokunulmazlığı var. Bu ne demek? Çin'i alıp başka bir devletin ulusal mahkemesi önünde yargılayamazsın. Bu aslında devletlerin eşitliği prensibinden kaynaklanıyor ve devletlerin egemenliğinin de bir sonucu dolayısıyla ABD'de Amerikan mahkemeleri önünde açılan davaların bir geleceği yok."

Avukat İlbaş, bildirimin gecikmesinin Uluslararası Adalet Divanı'nın yetki alanına girip girmediği konusuna da değinerek, bunun için de Uluslararası Adalet Divanı statüsüne bakıldığını vurguladı. 36. maddede "Bütün uluslararası hukuka ilişkin konular, uluslararası bir yükümlülüğe aykırılık oluşturabilecek her olay ve uluslararası yükümlülüğe aykırı davranışın gerektirdiği zarar giderimlerinin, Uluslararası Adalet Divanı'nın yetki alanında" olduğu ifadesinin yer aldığına dikkat çeken Damla İlbaş, bu açıdan bildirimin geç yapılması ya da yanlış yapılması üzerine Uluslararası Adalet Divanı önünde bir davanın hukuken açılabileceğini bildirdi.

"MEYDANA GELEN ZARAR, ULUSLARARASI BİR YÜKÜMLÜLÜĞÜN İHLALİNDEN DOĞMALIDIR"

"Bildirimin geç yapıldığının ve bildirimin yanlış yapıldığını iddia edilen makamların yanlışlığının kanıtlanması gerekir." diyen İlbaş, şunları kaydetti:

"Peki, tüm bu anlatılanlar sonucu tazminata hükmedilebilir mi? Bu soruyu cevaplayabilmek için 2001 tarihli BM'nin hazırladığı "Milletlerarası haksız fiilden ötürü devletin milletlerarası sorumluluğu" taslak metnine başvurulabilir. Bu metnin ilk maddesi, bir devletin milletlerarası bakımdan her haksız fiilinin o devletin sorumluluğunu doğuracağını düzenlemiş. Maddede geçen 'haksız fiil', Bir devletin ihmal ya da icrai suretle bir zarara yol açtığı durumlar olarak tanımlanabilir. Ortaya çıkan zarardan da bir devletin sorumlu tutulabiliyor olması gerekmektedir. Ayrıca meydana gelen zarar, uluslararası bir yükümlülüğün ihlalinden doğmalıdır. Çin aleyhine açılan ya da açılması planlanan davalara baktığımızda, Çin'in ihlal ettiği iddia edilen yükümlülük uluslararası sağlık tüzüğünün 6. ve 7. maddeleri. Ortaya çıktığı iddia edilen zarar ise enfekte olmuş ve hayatını kaybetmiş insanlar, tedavileri için yapılan masraflar ve virüsle mücadele kapsamında uğranılan ekonomik zarar. Ancak tazminata hükmedilmesi için en önemli mesele, bu zarardan Çin'in sorumlu tutulup tutulamayacağı. Çin'in geç bildirim yaptığı kabul edildiğinde dahi, bu bildirim zamanında yapılsaydı virüsün yayılması gerçekten önlenebilir miydi ve birçok devletin virüs nedeniyle yaptığı masraf azalır mıydı bunu kanıtlamak gereklidir. Resmi mercilerin elindeki bilgileri ve yapılan araştırmaları bilmeden bu sorulara cevap vermek doğru olmaz."

"ÇİN GİBİ DÜNYA EKONOMİSİNDE BÜYÜK AĞIRLIĞI OLAN BİR GÜVENLİK KONSEYİ ÜYESİNE KARŞI BU SÖYLEMLER İLE DAVA AÇMAK OLASI GÖZÜKMÜYOR"

Son olarak ABD'de açılan davadan da söz eden Damla İlbaş, "Covid-19'un Çinli yetkililer tarafından hazırlanmış bir biyolojik silah olduğu iddia edilmiş. Dolayısıyla bildirim yükümlülüğü üzerinden değil, biyolojik silah olduğu iddiası üzerine bir dava açılmış. Bu iddiayı kanıtlamanın çok daha zor olduğu fikrindeyim. Tarihte daha önce de buna benzer tartışmalar HIV virüsü ile ilgili yapıldı. Ancak HIV'in laboratuvar üretimi olup olmadığına dair bir sonuca ulaşılamadı. Devletler için ağır sonuçlara neden olabilecek bu tür tartışmaların, uluslararası hukuk gibi oldukça diplomatik olan bir alan üzerinden sonuçlanacağına inandığımı söyleyemem. Üstelik Çin gibi dünya ekonomisinde büyük ağırlığı olan bir Güvenlik Konseyi üyesine karşı bu söylemler ile dava açmak bana çok da olası gözükmüyor. Üstelik davanın ABD mahkemeleri önünde açılmış olması, yetki yönünden itirazlarla sonuçlanmasına neden olacaktır." diyerek sözlerini noktaladı.

Haber: Tuğçe Akkaş