“Açılımı topluma çok iyi anlatamadık”

“Açılımı topluma çok iyi anlatamadık”

Koronavirüs vakalarının azalması ve ölüm oranlarındaki düşüş Türkiye'de "normalleşme süreci"ne geçilmesi için adım atılmasını sağladı. Bu aşamada tedbirlerin gevşetilmesi havanın da ısınması ile birleşince toplumda rehavete kapılma durumunu ortaya çıkardı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın ifadesi ile "kontrollü sosyal hayat"lara alışılmaya çalışılan bu dönemde Türkiye'nin koronavirüs ile mücadelede geldiği noktayı ve "yeni normaller" diye adlandırılan bu süreci Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Epidemiyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, CRI Türk Türkiye'ye değerlendirdi.

Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Ergör, Türkiye'de bir azalma görüldüğünü, vakalarda 11- 21 Nisan günleri arasında tepe noktasına ulaşıldığını, orada bir plato oluştuğunu ve sonrasında 21 Nisan'dan itibaren sürekli iniş izlendiğini söyledi. Ölüm sayılarında da düzenli bir azalma görüldüğünü belirten Ergör, "Dolayısıyla salgın kontrolde gibi ama bazı farklı haberler duyuyoruz yani patende değişiklikler mi olmaya başladı? Tüm verilere hakim olmadığımız için çok emin olamıyoruz ancak vakaların çoğu İstanbul'daydı. Şimdi çeşitli Anadolu illerinden 30 vakalık, 90 vakalık küçük ayrı salgınlar görmeye başlıyoruz ve bunlar genellikle tek bir yerde bulunmuş olmaktan kaynaklanan vakalar. O zaman belki büyük şehirlerde biraz daha kontrol altında fakat acaba daha küçük şehirlerde ya da Anadolu'da yeni bir paten mi oluşmaya başladı? Bu son günlerdeki artışlar acaba ona mı bağlı? İllere göre dağılımı çok bilmediğimiz için çok kesin bir şey söyleyemeyeceğim." dedi.

"AÇILIMI TOPLUMA ÇOK İYİ ANLATAMADIK"

Normalleşme sürecine ilişkin görüşlerini paylaşan Prof. Dr. Gül Ergör, normalleşmenin çok erken olmadığını çünkü 20 günlük bir inişten sonra 11 Mayıs'ta açılımın başladığını vurguladı.

"Genelde önerilen 14 günlük sürekli bir iniş olması, ortaya çıkacak vakaları karşılayacak yoğun bakım tedavi koşullarının yerinde olması, yeteri kadar test yapabiliyor ve çıkan vakaları tedavi edebiliyor olmamız" diyen Ergör, şunları kaydetti:

"Açılım için gerekli koşulları sağladık ancak sanki bu açılımı topluma çok iyi anlatamadık. Toplumun bir kesimi bu iş bitti gibi algıladı. Daha önce söylenen sosyal mesafe, maske gibi önlemler biraz azalmaya başladı. Önlemler devam ediyor. Bu önlemler devam ederek birtakım alışveriş yerlerinin açılması, bundan sonraki dönemlerde belki restoranların açılması, sonbahar döneminde okulların açılması… Bunlar oluyorken de biz maskeye, sosyal mesafeye devam ediyor olmak zorundayız."

"İKİNCİ DALGA" BÜTÜN ÜLKELER İÇİN BİR TEHLİKE

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Epidemiyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, açıklamasında ikinci dalganın bütün ülkeler için bir tehlike olduğuna da dikkat çekti. Tüm dünyada salgın sürdükçe Türkiye'de vakalar sıfıra inse bile hastalık sınırlar dışında olduğu sürece içeri girme ihtimalinin her zaman bulunduğunu dile getiren Ergör, "Toplum buna bağışık olmadığı için her zaman yeniden artan sayılarda vaka görme ihtimalimiz var. Biz zaten birinci dalgayı daha bitiremediğimiz için bundan sonra olanlara henüz ikinci dalga denebilir mi, bilemiyorum. Muhtemelen böyle yasak ve önlemlerle ikinci dalga biraz önlenmeye çalışılacak ama toplum bu önlemleri içselleştirip, böyle yaşamayı kabul etmedikçe, biz vaka sayısını hiçbir zaman istediğimiz gibi düşüremeyiz. Ayrıca bizim Anadolu'da gördüğümüz bulaşlar AVM'ye, kuaföre gitmekle olmuyor. İnsanlar sokağa çıkmayınca fakat tanıdıklarıyla, yakınlarıyla olunca bunun bulaşmayacağını düşünüyorlar. Dolayısıyla önemli olan kalabalık ortamlarda olmamak yoksa virüs dışarıda ama evimizin içinde değil demek değil. Virüs her yerde var burada anlatmamız gereken nokta bu. Burada toplumdan destek alınması gerektiğini düşünüyorum. Konunun uzmanlarının bunu anlatmasıyla bunu kabul ettirmek o kadar kolay olmuyor. Toplumun içinden gelen ya da başka meslek gruplarından sözü dinlenen kişiler Sağlık Bakanlığı tarafından eğitilerek hangi mesajlar verilmesi gerektiği aktarılarak sürekli bir denetimin yapılması gerekiyor. İnsanlar sokağa çıkabilir ama kalabalık olarak bir arada bulunmamaları konusunda onların sürekli uyarılması gerekiyor. Bu toplumda gönüllü kişiler ya da gençler olabilir korona için birtakım gönüllüler toplum içinde dolaşabilir. Mutlaka polis, asker gibi ürkütücü bir kontrol değil ancak gönüllüler tarafından bir uyarı olması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ DOĞRU UYARILARDA BULUNDU

Prof. Dr. Gül Ergör, koronavirüs ile mücadelede dünyadaki duruma da değinerek, kurallara uyan toplumlarda sürecin daha iyi yürütüldüğünün altını çizdi. Bireysel özgürlüğün öne çıktığı toplumlarda sürecin daha kötü gittiğinin görüldüğünü anımsatan Ergör, "Otoriteler daha az dinleniyor, özellikle Amerika'da, İngiltere'de. Ülkelerin yöneticilerinin politik çıkarlara yönelik kararlar alması da bunu etkiliyor." diye konuştu.

"Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) bu salgında iyi bir yol izlediğini düşünüyorum." açıklamasında bulunan Prof. Dr. Ergör, sözlerini şöyle tamamladı:

"Pandemi ilanını vermekte biraz geç kalmış olduklarını düşünüyorum. Bunda da daha önceki H1N1'deki çok yoğun eleştiri aldılar 'pandemi' ilanı ile ilgili biraz onun ilgisi olabilir. Aslında 31 Ocak'ta uluslararası acil durum ilan ettiler ki bu da 'pandemi' anlamına gelen bir şeydi. Belki toplumlar çok net anlamadı bunu ya da bu terminoloji belki politikacılara tanıdık gelmedi. Fakat sağlık bakanlıkları nezdinde bu çok iyi bilinen bir şey. DSÖ, bunu ilan etti ve sürekli doğru uyarılarda bulundu. Ama DSÖ'nün de oluşturulma ve fonlanma biçiminin bazı kararlarda etkili olabildiğini yani siyasetten etkilenebildiğini her zaman görüyoruz. Ben burada özellikle başkanın çok inandırıcı olduğunu, yaptıkları uyarıların hâlâ geçerli olduğunu ve hâlâ doğru şeyler söylediğini düşünüyorum."

Haber: Tuğçe Akkaş