ABD'nin Münih'teki Çin açıklamaları ne anlama geliyor?

ABD'nin Münih'teki Çin açıklamaları ne anlama geliyor?

Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki Soğuk Savaş'ın sıcak çatışmayı tetikleme ihtimali 1962 yılındaki Küba Füze Krizi ile uluslararası kamuoyunun en önemli gündem maddesi haline gelmişti.

NATO üyeleri krizi takip eden yılda Almanya'nın Münih kentinde bir araya gelmiş ve resmi adı "Uluslararası Askeri Bilimler Buluşması" olan zirve uzun yıllar "Transatlanik Aile Buluşması" olarak anılmıştı.

MÜNİH'TE PARADİGMA DEĞİŞİMİ

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla yaşanan paradigma değişimi "Transatlanik Aile Buluşması'na da yansıdı. 

1994'de "Güvenlik Politikaları için Münih Konferansı" adıyla yapılan zirve kapılarını 1999'da Avrupa'nın doğusundaki ülkelerden Çin, Hindistan ve Japonya'ya kadar açtı ve 2008'de "Münih Güvenlik Konferansı" ismini aldı.

Soğuk Savaş'ın iki kampa bölünmüş atmosferinin aksine küresel güvenlik sorunlarının ele alındığı platform bu yıl 56 buluşmasını düzenlendi.

AMERİKA'DAN MÜTTEFİKLERİNE "2 ADIM GERİ ATIN" ÇAĞRISI

Körfez Savaşı ve 1997'de başkanlık değişimi hariç her sene düzenlenen etkinliğin bu seneki teması Batısızlık (Westlessness) olarak belirlenmesine rağmen Amerika, Avrupalı müttefiklerinin önüne kendi ajandasını koymaktan çekinmedi.

Batı'nın endişelerinin "abartılı" olduğunu iddia eden Pompeo, Avrupa'ya esas tehdidin Çin Halk Cumhuriyeti olduğu yönündeki "söylevini" tekrarladı. Çin ile mücadelenin kavranacak ilk halkası olarak Huawei'yi işaret eden Pompeo, teknoloji devini Beijing yönetimin "Truva atı" olarak niteledi.

ABD Savunma Bakanı Mark Esper ise daha da ileri giderek Huawei ile çalışma kararı alan İngiltere'yi "iki adım geri atmaya" ve müttefiklerini "pişman olmamaya" çağırdı. Huawei'i "Çin'in poster çocuğu" olarak tanımlayan Esper'e göre, Çin yeni nesil 5G ağının inşasında lider olursa Avrupa'nın mahrem bilgilerine ulaşması kolaylaşacak.

MÜTTEFİKLERİ ABD'NİN KABARIK SİCİLİNİ HATIRLAYACAKTIR

Amerika'nın en yetkili ağızlarından çıkan bu tehditlerin müttefiklerine geri adım attırıp attırmayacağı henüz bilinmese de argümanların ikna edici olmadığı kesin. Zira Huawei'e dair elinde somut kanıt bulunmayan Amerika'nın "casusluk" konusundaki sicili ise epey kabarık.

Örneğin; Wikileaks belgelerinde Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) Almanya, Fransa Japonya ve Brezilya'yı yıllar boyunca dinlediği ifşa edilirken, Washington Post'un  geçen hafta yayımladığı haberde ise ABD'nin "özel bir şirket aracılığıyla" 130'dan fazla ülkeyi takibe aldığını duyurulmuştu.

4G'YE KADAR ÇİN ALIRKEN SORUN YOKTU ŞİMDİ SORUN NEREDE?

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin "Kategorik olarak söyleyebilirim ki Çin'e dair suçlamaların tamamı yalan. Buna karşın özneyi Çin yerine Amerika yaparsanız yalanlar gerçek haline dönüşebilir. " ifadesi ve Avrupa'nın tüm baskılara rağmen Huawei'i dışlamaması bu tablo içinde netlik kazanıyor.

Benzer şekilde, Çin 13. Ulusal Halk Kongresi Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Fu Ying'in, Münih'teki şu konuşması "Huawei şüphecilerinin" önüne dikkate değer sorular koyuyor:

"Çin 40 yıl önce reform sürecini başlattığı zaman Batı'dan gelen teknolojinin tüm türlerini kabul etti. Microsoft, IBM, Amazon gibi şirketler Çin'de aktif olarak faaliyet yürütüyorlar. 1G, 2G, 3G ya da 4G gibi Batı ve diğer gelişmiş ülkelerden gelen teknolojiyi kabul ettik ve siyasi sistemimiz devam ediyor. Bu teknolojiler bizi tehdit etmedi. Huawei'in teknolojisi Batı ülkelerinde yer alırsa sistemleri tehdit altında mı olacak?  Gerçekten demokrasinin tek bir teknoloji firmasıyla tehdit edilecek kadar kırılgan olduğunu mu düşünüyorsunuz?"

"AMERİKA SOSYALİST BAŞARIYI KABUL ETMEK İSTEMİYOR"

Huawei'in Çin'e karşı "şeytanlaştırma" kampanyasında buz dağının görünen kısmı olup olmadığı ve dünyanın yeni bir kamplaşma karşısında ne yapacağını tartışmanın vakti geldi.

Wang Yi, dün yaptığı konuşmasında "Amerika'nın sosyalist başarıları" kabul etmek istemediği yönündeki vurgusu ve ABD Savunma Bakanı Esper'in Çin'in kendilerine ait sistemi benimsemediğinden yakınması yeni bir kamplaşmanın işaretini veriyor.

Bu arada aslında Amerika'nın kendisinin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan kurumları ve anlayışı hedef alırken, Çin'in tam tersi yönde statükonun reforme edilerek geliştirmesi için çabalaması ayrı bir tartışma konusu.

YENİ MODEL SOĞUK SAVAŞI KİM ÖNLEYEBİLİR?

Bugün dünyanın en son ihtiyacı olan şey Çin ile başlayacak yeni bir Soğuk Savaş.

Küresel büyümeye yüzde 27,5 ile katkı sağlayan Çin ile yolları ayırmak kolay değil, bu nedenle çoğu uzman Amerika'nın "Ticaret değil ama finans ve teknoloji alanında" Çin ile yeni tip bir Soğuk Savaş'a hazırlandığını tartışıyor.

Beijing ise Wang Yi'nin Münih Güvenlik Konferansı'nda altını çizdiği üzere Washington ile farklılıklara rağmen bir arada yaşamak için her alanda masaya oturmaya hazır. Buna karşın bu zorlu görevi tek bir aktörün başarması beklenemez. Her köprünün iki ayağı olduğu unutulmamalı.

Özellikle Avrupa'nın kendi çıkarlarını ilgilendiren konularda geri adım atmaması ve gerekirse Amerika'yı dizginlemesi hayati önemde. Aksi takdirde, "Batısızlık" her geçen gün daha belirgin hale gelecek.

Analiz: Gökhun Göçmen