ABD'nin Kışkırtmaya Çalıştığı Uygur Meselesi: Çin'in 'Balkanlaştırılması' Hamlesi

ABD'nin Kışkırtmaya Çalıştığı Uygur Meselesi: Çin'in 'Balkanlaştırılması' Hamlesi

Çin Halk Cumhuriyeti ile ilgili batı medyası tarafından zaman zaman ortaya atılan 'demokrasi ihlalleri' iddiası son dönemde yeniden gündemde. Ağırlıklı olarak ABD'nin Çin'e yönelik uygulamaya çalıştığı siyasi ve ekonomik yaptırım hamleleriyle birlikte aynı anda gündeme getirilen bu iddialar, son dönemde ise 'özgürlükler' kapsamında dile getiriliyor.

ABD başta olmak üzere, Çin karşıtı propaganda faaliyetine girişen ülkeler veya medya kuruluşları, esas olarak Çin Komünist Partisi'nin Uygur Türkleri ve Çin'deki Müslümanlar üzerinde baskı kurduğu iddialarına odaklanıyor.

İddiaları kabaca hatırlayacak olursak, 'Çin'in Müslümanların camiye gitmelerine izin vermediği', 'Uygurların dillerinin yasaklandığı', 'Uygurların 'Nazi' benzeri kamplarda esir alındığı' gibi iddialarla karşılaşıyoruz.

İDDİALARA İLİŞKİN HİÇBİR KANIT YOK

Ancak, Çin'e yapılan suçlamalar herhangi bir somut kanıta dayanmıyor. Özellikle batılı medya kuruluşlarının bu konudaki haberlerini incelediğimizde, iddiaların bilgi ve belgelere değil, söylemlere dayalı olduğunu rahatlıkla görebiliriz. "Ailesi Çin'de esir alınan Uygurlu konuştu", "Çin'in toplama kamplarından kurtulan Müslüman anlattı" benzeri manipulatif haberlere, Çin'de 'insanların esir alındığı toplama kampları' diye birkaç bina resmi eklendiğinde, batı medyası açısından ortaya 'sansasyonal' bir haber çıkıyor.

Ortaya atılan ve sosyal medyanın gücünün kötü niyetlerle kullanılması sonucunda sorgulanmadan, araştırılmadan kesin bilgiymiş gibi yayılan bu iddialara ilişkin kanıt sunulduğunda ise, 'Çin'in çok kapalı bir ülke olduğu' ve 'bu yüzden kesin kanıt bulunamayacağı' tezi ortaya atılıyor ve insanlardan bu iddialara sorgusuz sualsiz inanmaları bekleniyor.

BEYAZ SARAY'DAN 'İNSANİ' KAMPANYA

Son olarak, konuyla ilgili yayınlanan ve Türkiye de dahil olmak üzere batı medyasında çok fazla yer verilen BM raporu da esas olarak 'iddialara' odaklanıyor. Çin'in Uygurlar üzerinde baskı kurduğu iddiasıyla başlatılan imza kampanyası ise esas tartışmanın politik olduğunu gösteriyor. Zira söz konusu imza kampanyası, Beyaz Saray'ın internet sitesinde yer alıyor. Hem de 'Homeland Security / Defense' etiketiyle!

UYGUR AYRILIKÇILARI İLE ABD'NİN BAĞI

İmza kampanyasının basın ve propaganda ayağını oluşturan yapı ise, Çin'de çeşitli suçlara karışan, American National Democratic Instute (NTI) için çalışan Rabia Kadir'in önderlik ettiği Dünya Uygur Kongresi.

Daha önce "ABD hükümetiyle haftada bir görüşüyoruz" açıklamasında bulunan Kadir ve destekçilerinin, 'insani' bir dava güdüyor olmalarına inanmak için ya kötü niyetli, ya da siyasetten anlamamak gerekiyor. Uygur ayrılıkçılığının desteklenmesinin tek nedeni, 'Çin'in Balkanlaştırılmak' istenmesinden kaynaklanıyor.

Uygur meselesini Çin'in aleyhinde dönüştürmek, Uygur ayrılıkçılığını ve bölgede yaşanan radikal İslamcı terörizmi 'demokrasi' kılıfıyla örtmek amacıyla çalışmalarda bulunanların bir diğer organizasyonu ise 'Uygur İnsan Hakları Projesi – (UHRP)'

SOVYETLER'DE DE ORTADOĞU'DA DA AYNI OYUN

UHRP'nin kim ve kimler tarafından kurulduğunu incelediğimizde ise karşımıza 'National Endowment for Democracy – (NED)' isimli kuruluş çıkıyor. 1983 yılında John McCain tarafından kurulan ve bünyesinde eski CIA ajanlarını barından bu kuruluş, önce Sovyetler Birliği'nde, ardından Ortadoğu ülkeleri için yaptığı sözde demokrasi çalışmalarıyla tanınıyor. Kuruluş, Soğuk Savaş sonrasında ABD'nin kurmaya çalıştığı 'Yeni Dünya Düzeni' kapsamında belirlediği stratejinin en büyük enstrümanlarından.

ABD ile Çin arasında başlayan ve 'Soğuk Savaş'a dönüşebileceği' yorumları yapılan Ticaret Savaşı'nın iklimiyle birlikte düşünüldüğünde, söz konusu kuruluşun Uygur meselesini neden kışkırtmaya çalıştığı net bir şekilde ortaya çıkıyor: ABD'nin amacı, en büyük rakibi olarak gördüğü Çin'i güçsüzleştirmek ve bölmek. 

Çin'le ilgili iddialara kaynaklık eden bir diğer kuruluş olan Radio Liberty ise, doğrudan ABD hükümeti ve CIA ile eşgüdümlü çalışıyor.

KANITLARA YER VERİLMİYOR

Ancak, söz konusu iddialarla ilgili Çin'in ne düşündüğü veya Çin'de dini özgürlük başta olmak üzere kişisel özgürlüklerin ne durumda olduğuna ilişkin bilgiler ise batı medyasında kendisine yer bulamıyor, bu tür bilgilerin yayılması sistematik bir şekilde engelleniyor.

Bu algıyı sağlamlaştırmak için ise, komünistlere ilişkin yöneltilen yüzyıllık 'inanç düşmanı' argümanı kullanılıyor. Ancak gerçek ise çok farklı.

Çin'de, dini özgürlükler anayasayla güvence altına alınmış durumda. Budizm, Hristiyanlık, Tao inancı ve Müslümanlık da dahil olmak üzere Çin'de resmi olarak 144 bin dini ibadet alanı bulunuyor. Bu ibadet alanları, internet üzerinden de inançlarını özgürce tanıtabiliyor, ibadetlerini de özgürce gerçekleştiriyor.

Çin'de yasak kapsamına alınan faaliyetler ise, dini faaliyet görünümündeki aşırıcı ve ayrılıkçı yapılanmalar. Öte yandan, Çin'de dini faaliyetler içerisinde bulunanların Çin Komünist Partisi'nin liderliğine karşı çıkmaları, sosyalist sistemi devirmeye yönelik faaliyetlerde bulunmaları ve aşırılık, terörizm ve ayrılıkçılığı teşvik eden yıkıcı faaliyetler içerisinde bulunmaları yasak.

UYGUR TERÖR OLAYLARI

Konuyu Uygur meselesinde ele aldığımızda ise, Çin'in Xinjiang bölgesindeki faaliyetlere ilişkin yasakladığı veya engellediği şeylerin hepsinin radikal İslamcılık, terörizm ve ayrılıkçılık gibi faaliyetlerle alakalı olduğunu görebiliyoruz.

Rabia Kadir ve Dünya Uygur Kongresi'yle de bağlantılı olan Türkistan İslam Partisi isimli yapılanma, 2009 yılından bu yana eylemlerini sistemli bir şekilde artırdı. 2009 yılında Urumqi'de gerçekleşen ve 200'e yakın ölümle sonuçlanan terör eylemleri, Çin'in bölgede ayrılıkçılığa karşı aldığı önlemleri artırmasına sebep oldu.

ÇİN'İN TERÖRLE MÜCADELESİ

Çin, Xinjiang başta olmak üzere çok sayıda terör eylemiyle karşı karşıya kaldı. Bu eylemler genellikle sivillerin arasında arabayla dalmak, kesici aletlerle sivillere ve devlet görevlilerine saldırmak gibi terör faaliyetlerinden oluşuyor. Çin dışında da, Uygur Türklerinden meydana gelen Türkistan İslam Partisi, kendi ifadeleriyle 'Suriye'de güç toplayıp Çin'de şeriat devleti kurmak üzere' Ortadoğu'da da savaşıyor, masum insanları katlediyor.

Hatta, Türkistan İslam Partisi, çıkardığı yayının son sayısında yukarıda bahsettiğimiz BM raporuna ve yine batı medyası tarafından servis edilen yalan haberlere yer vererek Cihat çağrısında bulunmaya devam etti.

Özetle, Uygur meselesini anlamak için, öncelikle Çin karşıtı bu iddiaların kim tarafından, hangi koşullarda ve ne için ortaya atıldığını iyi bir şekilde analiz etmemiz gerekiyor ve iddialara kaynaklık eden kuruluşların 'demokrasi' maskesinin altında yatan emperyalist ve yayılmacı yüzünü açık bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor.

Erkin Öncan