“ABD ve Batı Çin'e yaptıkları tüm yatırımları bir hamlede çekemezler”

“ABD ve Batı Çin'e yaptıkları tüm yatırımları bir hamlede çekemezler”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Covid-19 salgını ile mücadele konusundaki başarısızlıklarını Çin'e yönelik asılsız iddialarda bulunarak kapatmaya çalışıyorlar.

Trump'ın koronavirüsün Çin'deki Wuhan Viroloji Enstitüsü'nden geldiği yönünde ikna edici delil gördüğünü söylemesi ancak herhangi bir delil gösterememesi akabinde de Pompeo'nun Trump ile benzer açıklamalar yapması ve bu şaşırtan iddialara bilim insanlarından gelen yanıt aslında tüm bu süreci özetliyor.

Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal, ABD'nin Çin'e yönelik iddialarını CRI Türk Türkiye'ye değerlendirdi.

Prof. Dr. Hasan Ünal, ABD'den gelen açıklamaların 2003 yılında Irak'ın işgali öncesinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde (BMGK) ABD'nin o zamanki Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın sunumunu hatırlattığını söyledi.

Powell'ın sunumunda, Irak'ın kimyasal tesislerinin tam kapasite çalışmakta olduğu, Irak'ın böyle ilginç yöntemlerle ayrıca kimyasal silahlar imal ettiği, bunun için büyük tırlar kullandığı, tırların aslında fabrika olarak çalıştığı ve tırlar hareketli olduğu için de nükleer silahları denetleyen BM kuruluşunun üyelerinin her Irak'a gittiklerinde fabrikaların onların dikkatinden kaçtığına dair açıklamalar yaptığını dile getiren Ünal, Powell'ın bu istihbarata nasıl ulaştıklarını da dünyayla paylaşamayacaklarını ancak bunların kesin bilgiler olduğunu söylediğini belirtti.

"Sonradan bunların tümünün yalan olduğu ortaya çıktı" diyen Prof. Dr. Ünal, sözlerine şöyle devam etti:

"Colin Powell, bu ifadelerinden dolayı sonraki yıllarda çok zor durumda kaldı. ABD yönetimi ile Başkan Bush ve İngiltere Başbakanı Tony Blair doğrudan yalancılıkla suçlandı ve bunlara cevap veremediler. Ben tabii ki bunları mevcut yönetim için söyleyemem. Ancak nedense açıklamaları bende bu çağrışımları yapıyor. 'Neden?' derseniz. Birincisi ortada aslında şöyle bir durum var; ABD yönetiminin koronavirüs ile mücadele konusunda büyük bir ihmalkârlık ve çok büyük beceriksizlik sergilediği açık. Aslında Çin'in virüsle mücadele sırasında baştan sergilediği kararlılık ve fedakârlık bana sorarsanız dünyanın geri kalanına minimum iki ay kazandırmıştır. Fakat ABD başkanı bir yandan 'Ekonomi askıya mı alınır? Çin'in yaptığı gibi koca koca şehirler karantinaya mı alını? Havalar ısınınca mart-nisan gibi virüs de kaybolacakmış.'  gibi açıklamalar yaptığını hatırlıyoruz. Öte yandan İngiltere'de Boris Johnson'ın virüsle dalga geçtiğini, virüslü hastalarla el sıkıştığını hatırlıyoruz. Boris Johnson'ın başına gelenleri de biliyoruz. İngiltere'nin bu mücadelede nasıl başarısız olduğunu da görüyoruz."

ABD YÖNETİMİ BECERİKSİZLİĞİNİ VE İHMALKÂRLIĞINI BASTIRMAK İÇİN BU TÜR AÇIKLAMALAR YAPIYOR

Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal, ABD yönetiminin kendi beceriksizliğini ve ihmalkârlığını bastırmak için bu tür açıklamalar yaptığını vurgulayarak, "Çünkü şu anda bir seçim dönemindeler. Aslında Trump bütün engelleri aşmış ve ikinci defa seçilmeyi garantilemiş durumdaydı. Trump, o kadar badire atlattı, soruşturma geçirdi. En son azil sürecini de geçti. Popülaritesi yüksek bir başkan olduğu için nasıl olsa kazanır gözüyle bakılırken bu konu geldi. O yüzden de böyle bir şeye sarılmış durumdalar yani hâlâ virüsle mücadelede ciddiyetten yana olduklarına dair hiçbir işaret yok." dedi.

KİBİRİN HER TÜRLÜSÜ TÜM BATI DÜNYASINDA VAR

Kibirin her türlüsünün bütün batı dünyasında olduğunu aktaran Prof. Dr. Hasan Ünal, şunları kaydetti:

"Çünkü bugüne kadar bu tür salgınlar Afrika'da olur, Hindistan' da olur belki zaman zaman Çin'de olur. Onların sağlık sistemleri iyi değildir, tedavileri sıfırdır… Aslında doğrudan kendilerini vuruyorlar ve bunun kabullenememenin verdiği bir zihniyet sürecinden geçiyorlar. İkincisi, bu ihmal ve beceriksizlik. ABD'de federal yönetim ile eyalet yönetimleri birçok yerde kavga halinde. Eyaletlerin başkanları eğer demokratsa Trump oradaki halkı bile kışkırtıyor. 'Karantina tedbirlerine uymayın, sokağa çıkın. Biz komünist miyiz? Burası özgürlükler ülkesi.' gibi sloganlarla halk sokağa çıkıyor. Bu beceriksizliği örtbas edebilmek için suçu bir yere atmaya çalışıyorlar."

ABD'NİN ULUSLARARASI KAMUOYUNDA İNANDIRICILIĞI AZALMIŞ DURUMDA

Ünal, virüsün laboratuvarda insan eliyle üretildiğine dair söylemlerin gerçek dışı çıktığının da altını çizerek, 2008'de Nobel Tıp Ödülü alan Fransız Doktor Luc Montagnier'ın bu konuyu ortaya attığını fakat Fransa'da en az 200 uzmanın söz konusu hocayı şiddetle eleştirdiğini bildirdi. Bir Japon profesörün de böyle konuştuğunu hatırlatan Prof. Dr. Ünal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O da Nobel ödüllüydü. O haberlerin de tümü yalanmış. Geriye son bir senaryo kaldı. O da şu, bu virüsü aslında Çinliler Wuhan'daki laboratuvarda şu ya da bu şekilde incelerken laboratuvardan kaçırdılar. Bilimsel olarak bu virüs laboratuvardan kaçtı ne demek? ABD'li uzmanlar da Avrupalı uzmanlar da ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de 'Bu virüsün gen dizilimi açık. Bunun mutasyonla bu hale geldiği açık. Korona ailesine mensup bir virüsün mutasyon geçirerek oluştuğu belli dolayısıyla böyle bir tez yok.' diyor. 'Laboratuvardan bu virüs kaçtı ve sızdı' ne demek? Çünkü virüs laboratuvardan vahşi hayvan pazarına sızdıysa o zaman virüsün laboratuvarda üretilmiş olması lazım ama bunun böyle olmadığını uzmanlar söylüyor. O zaman geriye bir şey kalıyor. Laboratuvarda bu virüs ne geziyordu? Bunların hepsi yan yana getirildiğinde benim gibi konuda en ufak uzmanlığı olmayan bir insana bile söylenenler inandırıcı gelmiyor. Burada tabii şu sorun var; ABD uluslararası kamuoyunda inandırıcılığı fevkalade azalmış belki de hiç kalmamış bir ülke durumunda. Orta Doğu'daki savaşlarda o kadar yalan söylediler ve provokasyon yaptılar ki, dünya kamuoyu inanmama eğiliminde. Buradan geriye tek şey kalıyor; ABD'deki hukuk firmalarının vatandaştan, yakınlarını kaybeden insanlardan ya da bu hastalığı geçirenlerden imza toplayarak trilyon dolarlık dava açmaya hazırlanmaları ve bunun ne olacağı da apayrı bir konu."

BİR DEVLETİN BAŞKA BİR DEVLETTEN SALGIN NEDENİYLE TAZMİNAT İSTEMESİ GÖRÜLMÜŞ BİR DURUM DEĞİL

Maltepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal, ABD'nin Çin'den tazminat talebini de yorumladı.

Herhangi bir devletin bir başka devletten böyle bir salgından dolayı tazminat istemesinin görülmüş bir durum olmadığını ifade eden Prof. Dr. Hasan Ünal, "Çünkü bir virüsün nereden çıkacağının ve nereye yayılacağının önceden bilinmesi söz konusu olamaz. Adına 'İspanyol Gribi' denilen ama İspanya ile muhtemelen alakası olmayan 1918-1920 arasında 2 yıl içinde en az 50 milyon (Bu 50 milyon, Birinci Dünya Savaşı'nda ölenlerin iki buçuk katı demek) insanın ölümüne sebep olan virüsün kaynağı konusundaki en önemli tezlerden biri, ABD'de Kansas'ta ortaya çıkmış olması, oradan ABD'ye yayılıp ABD askerlerinin Avrupa'ya getirmiş olmasıdır. Kansas da Pompeo'nun memleketidir. Şimdi o zaman bu virüsten dolayı geriye dönelim, araştırma yapalım Kansas'ta çıktığını tespit edelim, bunun için de ABD tüm dünyaya tazminat ödesin mi denecek? Ebola virüsü de Afrika'dan çıkmıştı. Orada bir yarasadan insana atlamıştı. Virüsün öldürücülük oranı çok yüksekti. Ondan dolayı Afrikalılara mı tazminat açılacak? Böyle bir şey dünyada hiç olmadı." diye konuştu.

"ABD VE BATI ÇİN'E YAPTIKLARI TÜM YATIRIMLARI BİR HAMLEDE ÇEKEMEZLER"

Devletten devlete tazminat istenmesinin resmi olarak mümkün görünmediğine dikkat çeken Ünal, ancak ABD iç hukukunda hukuk firmalarının dava açabileceğini ve hâlihazırda 6 buçuk trilyon dolarlık bir davaya hazırlanıldığını söyledi.

"Bu da Çin'in yıllık gelirinin yüzde 40 kadarına tekabül ediyor." açıklamasını yapan Prof. Dr. Ünal, sözlerini şöyle tamamladı:

"Çin egemen devlet olduğuna göre uluslararası hukukta bir devlet rızası hilafına yargılanamaz, ama ne olur? Devletin yaptığı bir işten doğan zararların tazmini üzerine gidilebilir. Burada da mesela ABD iç hukukunda davayı açtılar. Diyelim ki, mahkeme davayı Çin büyükelçiliğine bildirdi. Çin büyükelçiliği bu davaya muhtemelen taraf olmayacaktır. Ondan sonra Çin'in bu işten sorumlu olduğunu ifade ederken siz neyi söyleyeceksiniz? Trump ve Pompeo'nun söylediklerini aktaracaksınız. Ancak Trump ile Pompeo'nun söylediklerini ABD'nin kendi resmi uzmanları yalanlamış durumda ve bütün bunlar mahkemenin huzuruna gittiğinde muhtemelen mahkeme davayı reddedecek. Diyelim ki, mahkeme de siyasi davrandı, Çin'i mahkum etti. Bu olağanüstü bir şey olur. Böyle bir şey ne tebellüğ eder ne de bir şey olur. Bu durumda ortaya garip bir durum çıkar. Çin'den bunu nasıl tazmin edeceksiniz? Çin'in büyükelçiliğine mi el koyacaksınız? Bunu yaparsanız o da ABD'nin Çin'deki büyükelçiliğine el koyar. Bunun da mümkünatı yok. ABD'de çoğu zaman bu işlere meraklı hukuk firmaları için iyi bir dava olarak görünebilir. Muhtemelen Trump ile Pompeo seçimler için bu iddiaları sürdürüyorlar. Seçimleri kazanır ya da kaybederlerse bu konuda önlerindeki bilgi ve belgelere baktıklarında uzak durabilirler. Eğer Çin'i dışlayıcı bir politika izlemeye karar verirlerse örneğin ABD firmalarının Çin'deki varlıklarını çekmeleri, ABD' ye getirmeleri gibi teşvik edici ve zorlayıcı politikalara giderlerse bu davaları da kullanarak Çin'e karşı genel bir iklim oluşturmaya çalışabilirler. Ancak orada da şu sorun var; bütün bu yapacaklarının Çin tarafından da karşı hamlelerle dengelenmeye çalışılacağını bilmek lazım. Eğer siz Çin'e bir şey yaparsanız mesela Çin mallarını yüksek vergilerle ABD içinde satılmasın diye zorlayacaksanız, yapabilirsiniz fakat bu durumda dünya korumacılığa gider. Korumacılığa giden dünyada da ABD ve batı tarafı en önemli enstrümanlarından biri olan finansal üstünlüğünü kaybeder Çin'e karşı. Çünkü ekonomi büyük ölçüde finansallaştırıldı. Ayrıca ABD ve Batı Çin'e yaptıkları bütün yatırımları bir hamlede çekemezler, bu kolay bir iş değil. Önümüzdeki aylarda ABD seçimlerinden sonra ne olacağı daha belirginleşecektir, diye düşünüyorum.

Haber: Tuğçe Akkaş