Hollywood, iklim değişikliğinden neden korkuyor?

Hollywood, iklim değişikliğinden neden korkuyor?

İnsanlar her şeyi mahvetti. Çok fazla çoğaldılar ve karadan, havadan ve denizden tüm dünyayı sardılar.

Bu yüzden yarı yarıya ortadan kaldırılmaları, canavarların saldırısına uğramaları veya okyanusların kirli derinliklerinden kaybolmaları gerekir. Şimdilerde insanlık, bir zamanlar yemyeşil olan ancak artık buzlanma veya kuraklık tarafından gün gün yok olan dünyada yaşadıkları gerçeğiyle yüzleşiyor.

Tam da bu nedenle başta "Avengers", "Godzilla", "Aquaman," "Snowpiercer," "Blade Runner 2049," "Interstellar" ve "Mad Max: Fury Road"un da bulunduğu birçok süper kahraman ve bilim kurgu filmi iklim krizini odağına aldı.

Eleştirmenler bu ağır tablo karşısında sinemacıları insanları en kötü iklim tehditlerini önlemeye yönlendirecek daha fazla hikâye anlatmaya çağırıyor.

George Washington Üniversitesi'nde profesör ve Yale Climate Connections adlı multimedya sitesinde yazar olan Michael Svoboda, tüm bu filmlerin genellikle en önemli noktayı kaçırdıklarını, zira "Bu filmlerin neredeyse hiçbirinin toplumun başarılı bir dönüşümünü tasvir etmediğini" söylüyor.

"Yenilmezler: Sonsuzluk Savaşı"nda Thanos, tüm canlılarla birlikte insanlığı yarı yarıya azaltarak çevresel çöküşü önlemeyi seçiyor. "Godzilla: Canavarlar Kralı"nda eko-teröristler, kitlesel yok oluşu önlemek ve insan nüfusunu kontrol altında tutmak üzere yırtıcı hayvanları serbest bırakıyor. "Aquaman"de denizaltı krallığının lideri olan Kral Orm, dünyanın yok olmasını önlemenin tek yolunun insanlara savaş açmak olduğuna karar veriyor.

Aquaman'ın senaristlerinden David Leslie Johnson-McGoldrick, "Temel motivasyon kaynağı olarak kirliliği kullanmak karakteri daha çekici ve burma bıyıklı hale getirerek ona farklı bir nüans verdi." diye konuşuyor. Ancak Svoboda, Orm'u iklim krizini duygusal olarak daha tanıdık bir bölgeden ele alma trendinin bir parçası olarak görüyor. "Filmde kötü adam yenildi ve seyirciler rahatladı." diyen Johnson-McGoldrick'e göre insanlar dünyaya sahiden zarar veriyor olabilir ancak alternatifler çok daha kötü.

Svoboda, çevreciliği eko-terörizmi ile ilişkilendirme eğiliminin sadece süper kahraman filmleriyle sınırlı kalmadığına dikkat çekiyor. Örneğin, 2017 yapımı "First Reformed" adlı bağımsız filmde dünyaca ünlü aktör Ethan Hawke'un canlandırdığı radikal bir papaz, çevreyi kirleten bir sanayicinin katıldığı ayinde kendini havaya uçurmayı planlıyordu. Svoboda bu tür filmler için, "İklim değişikliğiyle mücadele eden katil bir kitle yaratıyorlar." yorumu yapıyor.

Sinema yazarı Sonny Bunch, bir makalesinde çevrecilerin ideal kötü adamları yarattıklarının çünkü çörekleri, büyük aileleri, uçak yolculuklarını ve kırmızı eti yasaklayarak hayatımızı daha da kötüleştirmek istediklerinin farz edildiğini söylüyor.

İklim değişikliği ve onunla mücadelenin önemi konusunda büyük ölçüde belgesellerle sınırlı kalındı. Ancak eğlence çağında birçok TV kanalında bu belgesellere rastlamak da pek sık gerçekleşen bir durum değil. Beyaz perdede iklim değişikliği konusuna eğilen, dünyanın çoğunun sıfır altında soğuğa büründüğü dönemi anlatan "Yarından Sonra", bundan 15 yıl önce vizyona girmişti.

Daha yeni işler arasında ise Alexander Payne'in 2017 yılında seyirci karşısına çıkan (Film Türkiye'de vizyona girmedi) ve daha iyi bir yaşam için küçülmeyi seçen insan topluluklarının yaşadıklarını anlatan "Küçülen Hayatlar" yer alıyor.

Yakın geçmişten bir örnek de, Svoboda'dan geliyor. İnsanları küresel ısınmaya adapte eden nadir film olarak gösterdiği; başrolünde Michael Shannon'ın oynadığı; susuzluğun dünyada büyük bir krize dönüştüğü yakın gelecekte, her şeyin sıkı denetim altında tutulduğu bu düzende, ailesini ayakta tutabilmek için genç bir adamın verdiği mücadeleyi beyazperdeye taşıyan "Issız Toprak".

İkisi Leonardo DiCaprio ile birlikte olmak üzere çevre konusunda birçok belgesel çeken oyuncu ve yönetmen Fisher Stevens, insanların gözünü açmak için "Forrest Gump" filmi gibi kültleşecek bir hikâyeye ihtiyacımız olduğunu söyleyerek, "Çünkü fosil yakıt endüstrisi Amerika'da bizi fosil yakıtların iklim değişikliğine neden olduğuna inanmaktan alıkoymak için her şeyi yapıyor." diyor.

Peki, neden daha gerçekçi veya yarı gerçekçi hatta iklim değişikliği ile ilgili umut verici filmler önerilmeye cesaret edilemiyor? Birçok yönetmenin bu soruya yanıtı, böyle filmlere finansman bulmanın zor olduğu ve aynı zamanda ruh kırıcı olan kitlesel yok oluş fikrinden kaçmak için insanların eğlenceyi tercih etmeleri olduğu yönünde.

"Yarından Sonra"nın yazarı ve yönetmeni Roland Emmerich de bu soruya, "İmtiyaz sahibi stüdyoların yayınlayacağı bir hikâye bulmak kolay değil. Bunun yolunu bulmaya çalışıyorum." yanıtı veriyor. Adam McKay'e göre ise kriz o kadar büyük ki, bu büyüklüğün anlatılması hiç de kolay değil.

Atlantik'in her iki yakasında da mevcut durumu değiştirerek hikâyeleri daha umut verici hale getirmek için çabalar da var. Amerika Üreticileri Birliği ve hatta İngiliz Sinema ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA), içerik yaratıcılarına yeşil temaların filmlere ve dizilere dâhil edilmesi ile ilgili yollar gösteriyorlar.

Kâr amacı gütmeyen ve sürdürülebilirliği destekleyen Rocky Mountain Institute adlı kuruluş, Producers Guild's Green Production Guide adlı internet sitesinde yenilenebilirliğin ekranda nasıl gösterileceğine dair yolları ortaya koyuyor.

Bu çabalara destek veren bir diğer kuruluş olan BAFTA da, film ve dizilerde iklim ve çevre konusunda yerleşik davranışlar oluşturmak üzere içerik hazırlamayı teşvik eden "Planet Placement" adlı girişimi başlattı.

Kaynak: The New York Times / Cara Buckley