Suudi Arabistan nükleer yakıt üretecek kadar uranyum cevherine sahip olabilir

Suudi Arabistan nükleer yakıt üretecek kadar uranyum cevherine sahip olabilir

Suudi Arabistan'ın nükleer yakıt üretmek için yeterli uranyum cevherine sahip olabileceği ve bu durumun Riyad'ın olası nükleer silah programlarıyla ilgili endişeleri yoğunlaştırdığı belirtildi.

Guardian gazetesinin, Beijing Uranyum Jeolojisi Araştırma Enstitüsü (BRIUG) ve Çin Ulusal Nükleer Şirketi (CNNC) tarafından hazırlanan bir rapora dayandırdığı habere göre, Suudi Arabistan'da nükleer yakıtın yerli olarak üretilmesine imkân tanıyacak kadar çıkarılabilir uranyum cevheri rezervi bulunuyor.

90 bin tondan fazla uranyum çıkarma ihtimali bulunan yataklarda yapılan araştırma, rezervlerin Suudi Arabistan'ın inşa etmek istediği reaktörlerin yakıtı için yeterli olduğunu, hatta artakalanın ihraç edilebileceğini gösterdi.

Ancak yine de bunun doğrulanması için daha detaylı ikinci bir araştırma yapılması gerektiği de ifade edildi.

Bununla beraber miktarın, Suudi Arabistan'ın olası nükleer silah programlarıyla ilgili endişeleri yoğunlaştırdığı belirtildi.

Uzmanlar, Suudi Arabistan'ın yabancı tedarikçilere bel bağlamak yerine yurt içinde yeterli miktarda uranyum çıkarması durumunda Krallığa kendi silah programını oluşturma noktasında destek sağlayabileceğini vurguladı.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfının nükleer politika programından Mark Hibbs, konuya ilişkin, "Nükleer silah geliştirmeyi düşünüyorsanız nükleer programınız ne kadar yerli olursa o kadar iyidir. Bazı durumlarda, yabancı uranyum tedarikçileri son kullanıcılardan barışçıl kullanım taahhüdünde bulunmasını isteyebilir. Bu nedenle uranyumunuz yerli ise bu kısıtlama konusunda endişelenmenize gerek kalmaz." dedi.

Riyad'ın nükleer silah konusundaki hırslarının, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın "İran'ın nükleer silah geliştirmesi durumunda mümkün olan en kısa sürede onu takip edeceğiz." şeklinde 2018'de yaptığı açıklamanın ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kongresinde ve müttefikler arasında artan bir endişe kaynağı haline geldiği vurgulandı.