Pompeo'nun tezi ABD şehirlerini “hayalete” çevirecek

Pompeo'nun tezi ABD şehirlerini “hayalete” çevirecek

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı önlerine bolca yurt dışı seyahat gerektiren bir dış politika koydu. Buna karşın Amerikalıları "Çin tehdidine" karşı uyaran Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise zamanın çoğunu ülke sınırları içerisinde harcamayı tercih ediyor. Pompeo'nun Trump sonrası yönetim için önündeki seçenekleri değerlendirdiğine şüphe yok.

Pompeo, 8 Şubat'ta Ulusal Valiler Birliği'nde konuşma yaparak yöneticileri eyaletlerinde Çin'le çalışmamaları konusunda uyardı. Pompeo, uzun zamandır tekrarlanan "Batı kurumlarına dâhil olan Çin'in demokratikleşmediği aksine otoriterleşerek hayal kırıklığı yarattığı" tezini yeniden işledi. Çinli şirketlere verilecek paranın Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na gideceğini iddia eden Pompeo, Konfüçyüs Enstitüsü'nün de kapatılması gerektiğini ileri sürdü. Pompeo konuşmasının devamında kendini aşarak dinleyicileri her Çinlinin Çin Komünist Partisi'ne bağlı olabileceği konusunda ikna etmeye çalıştı.

YEREL YÖNETİCİLERİN DERDİ HALKIN GEÇİMİ

Pompeo'nun yaptığı konuşmanın yerel idareciler üzerinde ne derece etkili olduğu bilinmiyor. Trump'ın alt yapı konusunda verdiği sözlerde başarısız olması çok sayıda eyaletin yatırım için Beijing'in kapısını çalmasına neden oldu. Örneğin, 10 yıl öncesine kadar "hayalet şehir" olarak bilinen Detroit, tıpkı Michigan gibi Çin yatırımları sayesinde ayağa kalktı. Çin ile iş birliğinin olmadığı koşullarda çok sayıda bölgenin zorlanacağı kesin.

ABD hükümetinin 10 Şubat'ta açıkladığı bütçe ise Çin'e getirilecek kısıtlamaları telafi etmekten uzak görünüyor. Eyaletleri yöneten kişilerin ABD Dışişleri Bakanlığı ya da tümüyle ABD hükümetinin Çin karşıtı kampanyaya katılmaktansa halkın yaşam standartlarını yükselmeye odaklanması daha muhtemel.

"GÜVEN AMA TEYİT ET"

Pompeo'nun konuşması Reagan'ın "güven ama teyit et" sloganını akla getirdi. Amerika'daki yerel yöneticilerin bunu uygulayacaklarına şüphe yok. Aşırı hırslı bir diplomatın meçhul senaryoları yerine, ekonominin büyüdüğü ve istihdamın genişlediği görülünce Çinli şirketlere "güven" konusu da kendiliğinden hallolacaktır.

Bununla birlikte Çin karşıtı kampanyanın yoğunluğu rahatsız edici. Zira Çin karşıtlığını körükleyen tek kişi Pompeo değil. 6 Şubat günü, Başsavcı William Barr, Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nin ev sahipliğinde düzenlenen bir forumda Çin'e yapılan yatırımlarla ilgili kamuoyuna uyarılarda bulundu. Barr, Federal İstihbarat Teşkilatı (FBI) Başkanı Chirsthoper Wray ve ABD Adalet Bakanlığı'nda "casusları" ortaya çıkarmak için Çin "İnisiyatifi" bölümünden birkaç avukatla panelin kilit isimleri arasında yer aldı.

BAŞSAVCININ ÇÜRÜK İDDİASI

Başsavcu Barr konuşmasında Batı tarzı demokrasilerin olmadığı yerde yaratıcılığın olamayacağını ileri sürerek Çin'i teknoloji hırsızlığı ile suçladı. Barr konuşmasında devamında ise Huawei ile çalışmayacaklarını ancak kendilerinin de 5G inşasında zaman kaybedeceğini itiraf etti. Barr'ın söylediklerine göre 5G konusunda Amerika'yı geçen Çin aynı zamanda bu teknoloji yine Amerika'dan çalmış oluyor. Kaba suçlamalar kendi içinde dahi çelişmekte.

Çin karşıtı kampanyaya ABD Başkanı katılmasa bile yaşanan olaylar bunun bir hükümet politikası olduğunu kanıtlıyor. Trump'ın uzlaşmacı ses tonu ve Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile kişisel ilişkisine rağmen Çin karşıtı kampanyanın nereye varacağı belli değil. Buna karşın kesin olansa Amerika'nın çıkarlarının Çin'le iş birliğinden geçtiği olgusudur. Amerika'yı "yeniden büyük yapmak" isteyen siyasi sınıf bu gerçeğin farkına er ya da geç varacaktır.

Kaynak: CGTN