Münih'ten geriye kalan 3 başlık

Münih'ten geriye kalan 3 başlık

Bölgesel çatışmaların ve yarışların gölgesinde barışı arayan 40'ı aşkın hükümet temsilcisi Münih'teki yıllık güvenlik konferansında buluştu. "Batısızlık" temasıyla toplanan Münih Güvenlik Konferansı'nda çok sayıda konu gündeme gelse de 3 kilit başlık kolektif hareket sorumluluğu alanına girdi. Bunları şöyle özetlemek mümkün:

AVRUPA'NIN GÜVENLİĞİ VE SAVUNMA BİRLİĞİ

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerinde değişim yaşarken küresel barış için Avrupa Güvenlik ve Savunma Birliği'ne vurgu yaptı. Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier "Her geçen yıl küresel barış için iş birliği hedefinden uzaklaştığımızı görüyoruz. ABD'deki mevcut yönetim uluslararası toplum fikrinden kendini dışlıyor." ifadesini kullandı.

NATO'nun savunma kısıtlamalarını hatırlatan Fransa Cumhurbaşkanı Emaneul Macron bir süredir Avrupa'nın büyük güçlerden belli derecede bağımsız olarak küresel barışın markası haline gelmesini daha önce savunmuştu. Trump'ın ocak ayında İran'la yaşanan krizin ardından NATO'ya daha fazla rol biçmesi de çok sayıda Avrupalı müttefik tarafından eleştirilmekte.

Yakın zamanda "Büyük NATO" fikri artık Washington'ın çatışma zamanlarında hasarı kontrol altına alma talebi olarak yorumlanıyor. Örneğin, Amerika, İran'a saldırdığı zaman ya da Suriye'de taktiksel hamlelere imza atarken Birleşik Krallık da dâhil olmak üzere Almanya ve Fransa gibi müttefiklerine danışmadı. Amerika'nın kilit önemdeki uluslararası anlaşmaları yorumlama şekli Avrupa'yı liderlik boşluğunu doldurmaya itiyor.

ABD-TALİBAN BARIŞI UFUKTA

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, Washington ve Taliban arasında ateşkes müzakerelerinin devam ettiğini belirleterek Amerikan ordusunun Afganistan'dan çekilebileceği yönündeki iyimser mesajlar verdi. Esper "Şimdi şiddeti azaltmak için büyükelçimiz Taliban ile masada müzakerelere devam ediyor." dedi.

Taliban'ın ocak ayındaki 10 günlük ateşkes kararı kısa sürmüştü. İsyancı grup, daha sonra Afgan güvenlik güçlerine dönük saldırılarını artırarak barış sürecini uçurumun kıyısına getirmişti.

Muhtemel ateşkes ilerleyen zamanlarda ABD ve Taliban arasındaki barış görüşmelerinin diğer aşamaya geçmesini kolaylaştıracak. Eğer süreç başarılı olursa Amerika, tarihinin en uzun savaşını yaşadığı Afganistan'daki 12 bin civarındaki askerini 8,600'a düşürecek.

ABD'nin çekilmesi sonrası devam edecek barış süreci aynı zamanda Afganistan'ın komşusu Pakistan ve Çin tarafından da destekleniyor.

ÇİN VE ABD ARASINDAKİ TANSİYON

Washington'ın ticarette küresel iş birliğini kenara bırakması yeni bir sayfanın açılmasına neden oldu. ABD Savunma Bakanı Mark Esper "Düşük yoğunluklu savaştan uzaklaşıp tekrar yüksek dozda bir mücadeleye hazırlanmalıyız." değerlendirmesinden sonra Çin'i "dünya düzenine en büyük" tehdit olarak tanımladı.

Esper, Beijing'in Dünya Ticaret Örgütüne üye olmasını eleştirdi ve gerçeklere aykırı biçimde Çin'in hukuka dayalı uluslararası sistemi istismar ettiğini ve elini güçlendirdiğini iddia etti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron ise "ABD'nin küçük ortağı" olmayı kabul etmeyeceklerini belirterek Batı'nın muhalefetini dile getirdi ve Mike Pompeo'nın "Batı kazanıyor" tezini reddetti. Bu vurgu aynı zamanda Batı'nın Amerika'nın Çin öncelikli gündemini kabul etmediğini kanıtlıyor.

ABD'nin Avrupalı müttefiklerini Huawei'i boykot etmeye zorlaması da Münih'te reddedildi. ABD Meclis Başkanı Nancy Pelosi konuşmasında "ABD değerleri" ve "kolektif vicdan" vurgusu yaparken dünya liderleri Huawei yerine koronavirüs gibi ortak zorluklara değindi. Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva dünya ekonomisini ciddi şoklardan korumaya çağırırken tıpkı Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi gibi "küresel yönetişim" çağrısı yaptı.

Kaynak: CGTN / Hannan Hussain