Eski paradigmalar stratejik rekabeti açıklamıyor

Eski paradigmalar stratejik rekabeti açıklamıyor

Son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin arasındaki "yeni bir Soğuk Savaş" korkusu giderek artıyor. Buna karşın iki güç arasındaki yüksek tansiyonu modası geçmiş çıkar çatışması, vekâlet savaşları ya da karşılıklı güvence mekanizmalarının imhasına dayanan Soğuk Savaş yerine geniş çaplı rekabet ve karşılıklı derin bağımlılığın karakterize ettiği "Serin Savaş" kavramını kullanmak yerinde olacaktır.

2018'in yazında başlayan ve devam eden ticaret savaşı "serin savaşın" dinamiklerini açıklamak için önemli bir örnek sunuyor.

AMERİKA VE ÇİN EKONOMİSİ YOL AYRIMINA GİDEMEYECEK KADAR DERİN

Soğuk Savaş döneminin taraflarından biri olan Sovyetler Birliği kapalı bir ekonomiyken, Çin reform ve dışa açılma politikası ile 40 yılı aşkın bir süredir ABD ve Almanya ile birlikte küresel tedarik zincirinin üç büyük ülkesinden biri olarak öne çıkıyor.

ABD ve Çin ekonomilerinin (hem birbirleriyle hem de dünyanın geri kalanıyla) derin bağlılığı göz önüne alınacak olursa ticaret savaşının sona erdiğinde herkes kazanır. Bu yüzden Çin ve Amerika'nın birinci aşama ticaret anlaşmasına imza atması tüm dünya için iyi bir haber. Buna karşın bir sonraki aşamanın başarısı kesin olmaktan uzaktır.

RAKİP EKONOMİK SİSTEMLER MÜMKÜN GÖZÜKMÜYOR

Birinci aşama ticaret anlaşması zayıflarsa ve taraflar arasındaki ihtilaf devam ederse ABD ve Çin bağlarını kopartabilir. Bununla birlikte küresel tedarik zincirinin dağılmasının zorluğu göz önüne alınırsa Washington ve Beijing birbirine bağlı kalmaya devam edecektir. Dolayısıyla, ticaret sürtüşmeleri dünya ekonomisini yeniden şekillendirecek ve herkese artan maliyet getirecek olsa da rakip ekonomik sistemlerin oluşması pek olası değildir.

Ne yazık ki stratejik rekabetin görüldüğü tek alan ticaret değil. Amerika, Çin ile giderek artan şekilde kazananı olmayan Soğuk Savaş mantığına ulusal güvenliği ilgilendiren meselelerde de sarılıyor. Soğuk Savaş dönemindeki "silahlanma yarışı" türü rekabetler Amerikalı ekolojist Garett Hardin'in ifade ettiği gibi "ortaklığın trajedisine" dönüşebilir. Bu durumda hem Amerika hem de Çin kaynaklarını bu rekabete ayırır ve uluslararası ticaret sisteminin yarattığı değerler heba edilir. Örneğin, teknolojideki Çin-Amerikan rekabeti farklı standartların ve çekirdek teknolojilerin oluştuğu iki ayrı inovasyon ekosisteminin varlığına neden olabilir. Bu araştırma ve geliştirme maliyetlerini büyük ölçüde artıracak ve sistematik bozulmaların derinleşirken onlarca yıllık küreselleşmede maliyetli gerileme dönemi başlayacaktır.

ULUSLARARASI KURUMLAR TEHDİT ALTINDA

Böylesine bir bölünme küresel yönetime de yansıyacaktır. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Ticaret Örgütü başta olmak üzere uluslararası kurumlar şimdiden baskı hissetmektedir. Barış, istikrar ve ödeme sistemleri gibi başlıklardaki kırılmanın önüne geçmek için ABD ve Çin karşılıklı güveni derinleştirmeli ve iş birliğini artırmalıdır. Bu tarafların "kavga olmadan dostluk olmaz." denilen Çin atasözünde görüldüğü üzere her konuda aynı fikirde olması demek değildir. Elbette anlaşmazlıklar olacaktır ancak burada önemli olan kırmızı çizgileri geçmeden açık ve saygılı biçimde düşünceleri dile getirmektir. 

Örneğin, Amerika'nın Çin'in temel büyüme modelini, siyasi sistemini ve ideolojik tercihlerini artık sorgulamayı bırakmalıdır. Stratejik rekabet kaçınılmazsa bunu adaletli araçlar ya da konularla gündeme getirmek gerekir ki son ticaret müzakereleri Amerika'nın bu kırmızı çizgilerin farklına vardığın izlenimini veriyor.

Diğer yandan "çizgi" vurgusu Çin'in taviz vermediğini ya da hiçbir şey yapmaya istekli olmadığı anlamına gelmiyor. ABD'nin talepleri ve hedefleri doğrultusunda Çin ekonomisini ve finansal sistemini dışa açmaya kararlıdır. Beijing yönetiminin Guandong, Hong Kong, Macao Büyük Körfez Bölgesi gibi dinamik yerlerde aldığı tedbirler Çin'in çabalarını desteklemektedir.

ABD'NİN DERS ALDIĞI ŞÜPHELİ

Çin ayrıca, ABD'nin geri çekildiği 2015 Paris İklim Anlaşması örneğinde görüldüğü üzere çok taraflı anlaşmalara katılma konusunda isteğini uluslararası kamuoyuna ilan etti. Son olarak Çin, elde ettiği serveti inovasyona ve sınırları aşan kalkınma projeleri kapsamında seferber etmekte kararlı.

"Soğuk savaş" bu çabaları baltalamakla tehdit ediyor çünkü ABD'nin müzakere masasında Çin'in her şeyden önce kendi konumunu güçlendirmesini gerektiriyor. Çin ve ABD'nin serbest düşüş yaşamaması için birbirine bağımlı bir dünyadaki zorunlulukların farkına varması gerekiyor ve her iki ülke de kendi pozisyonlarını güçlendirirken küresel dinamizme ve istikrara zarar vermemeli. Ticaret savaşları içinde keskin dersler barındırsa da Amerika'nın bu deneyimden ders aldığı söylemek için ne yazık ki çok az nedenimiz var.

Kaynak: China Daily / Andrew Sheng Hong Kong Üniversitesi Asya Küresel Enstitüsü Araştırmacısı ve Xiao Geng Hong Kong Üniversitesi Uluslararası Finans Enstitüsü Başkanı