Daha az uzlaşma, daha fazla agresyon

Daha az uzlaşma, daha fazla agresyon

"Yalanın ters etki yapacağı bir nokta her zaman gelir. Bu noktaya, yalanların muhatabı olan kitle hayatta kalabilmek için hakikatle yalan arasındaki ayırt edici çizgiyi tamamen göz ardı etmeye zorlandığında ulaşılır."

Hannah Arendt

Fransız sosyolog ve düşünür Jean Baudrillard, hipergerçek kavramını açıklarken sentetik bir şekilde üretilmiş işlemsel gerçeği; gerçeğin tüm göstergelerine sahip, gerçeğin tüm aşamalarına kısa devre yaptıran, kusursuz, programlanabilen, göstergeleri kanserli hücreler gibi çoğaltarak dört bir yana savuran bir makineyi işaret eder. Üstelik hipergerçek her zaman gerçeğe saldırmaktan yanadır.

Hakikat sonrası çağda, postmodernitenin "her şey mübah" ikliminde gerçeği ara ki bulasın… Dijital medya ile hayatımıza giren yeni medya platformları arasındaki zengin içerik akışı, medya endüstrisindeki iş birlikleri, medya izleyicisinin göçmen davranışı gerçeği öylesine büyük bir hızla yeniden üretiyor ki kurgu ile hakikat, imge ile gerçek, yalan ile doğru, dürüstlük ile hilebazlık arasındaki sınırlar iyice belirsizleşti.

Gerçeğin sürekli olarak yeniden üretildiğine tanık oluyoruz. Basit bir sorunun, üzerinde uzlaşılan basit bir cevabı artık yok. Farklı medyalarda farklı şekillerde yeniden yazılıp, farklı ideolojilere göre yeniden üretilen ve tüketime sunulan gerçekler arz-ı endam ediyor. Dilerseniz, pozisyonunuza uygun bir gerçek mutlaka bulursunuz. Ama unutmayın, yeterince yalan duyarsanız, doğruyu artık hiç tanıyamazsınız.

DAHA AZ UZLAŞMA, DAHA FAZLA AGRESYON

Hakikat sonrası çağın iletişim diline yansıyan en belirgin özelliklerinden biri daha az uzlaşma, daha fazla agresyon. Kurumlar, şöhretler ve siyasi aktörler, kasıtlı hareketlerle sivil ve ekonomik normlardan ve uzlaşma politikalarından uzaklaşmakta bir yanlış görmüyor. 2018 yılında, İngilizce basılan gazetelerin 100'ünden fazlasının başlığında "kargaşa çağı" var. İletişimde ikna yoluyla uzlaşma, denge ve uyum yerini huzursuz etmek, toplumda daha geniş bir infial uyandırmak, toplumsal fay hatlarına ve sinir uçlarına dokunmaya bıraktı. Bölücü retorik, mutlak fikirler, saldırgan ve umursamaz bir iletişim dili siyasi iletişimin baş aktörleri oldu.  

Sosyal medyanın otonom ve yaygın dünyasında kurumların ve siyasetçilerin de  mesajı kontrol etme yolları eskisi kadar etkili değil. Geleneksel medyaya olan güven dünya genelinde gitgide azalıyor. Yeni medyanın yeni izleyicileri daha az politize haber, daha az reklam; daha çok hikâye ve daha çok bağ kurmak istiyor. Kişisel ve duygusal olarak bizi çeken hikâyeler beynimizi daha fazla meşgul ediyor ve basitçe ifade edilen gerçeklerden daha iyi hatırlanıyor.  Yeni izleyiciler, politikacı ve kurumların aynı mesajları tekrarlamasından, samimi olmayan davranışlarından, kaçamak cevaplarla manipüle ediliyor olmaktan hoşlanmıyorlar; daha otantik, daha kişisel bir iletişim modunu tercih ediyorlar.

Geleneksel iletişim stratejileri ile kamuoyu oluşturma çabaları yeni medya düzeninde pek de kullanışlı değil. Gündemi medya değil, baş aktörlerin attığı tweet'ler, sosyal medya paylaşımları belirliyor. Grung ve Hunt'un klasik halka ilişkiler tipolojilerinde sıraladığı basın ajansı, kamuoyu bilgilendirme, çift yönlü asimetrik ve çift yönlü simetrik enformasyon modelleri; içerik üretici ve tüketicinin birbirine karıştığı yeni medya ortamında mesaj iletimini daha karmaşık dinamiklere tabii kılıyor. Kurumlar ve siyasi aktörler, takipçilerinin daha fazla katılımcı olmalarını, daha fazla bağ kurmalarını sağlayacak iletişim stratejilerine ihtiyaç duyuyor. Bu da çoğu kez provokatif bir dil kullanmalarına sebep oluyor. Doğru hedef kitleye, doğru psikografik metodlarla yaklaşan, ne pahasına olursa olsun, kısa vadede kazanıyor. Sosyal medya, etkileşimi ödüllendiriyor ve dijtial kampanya planlayıcıları genel anlamda duyguların, özellikle de öfkenin etkileşimin ateşleyicilerinden biri olduğunu çok uzun zaman önce keşfettiler. Kutuplaştırıcı fikirler, alışılmadık ve rahatsız edici içerikler havada uçuşuyor.

BÖLÜCÜ POPÜLİST RETORİĞİN YÜKSELİŞİ

2019 yılında Guardian'ın yayınladığı bir araştırmaya göre 40 ülkeden, 140 dünya liderinin, son 20 yıl içindeki konuşmaları ve yazıları incelendiğinde bölücü popülist retoriğin yükselişte olduğu görülüyor. Bu tarz iletişim, kasıtlı, bilinçli bir şekilde, kendini destekleyen tabanını mutlu edip, karşıt görüştekiler için saldırgan bir dil kullanıyor.

Gareth Thompson, Post-truth Public Relations- Communications in an era of digital disinformation kitabında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald J. Trump'ın kullandığı bölücü retorik üzerine önemli tespitlerde bulunuyor. Tümüyle işler bir toplumsal düzen için diyaloğu güçlendirmek yerine, bölücü retorik, daha çok baskı kurmak, eldeki sebeple ilgili kesinliğin iletişimini yapmak, bu sebebin lehine toplumu bölmek üzere kullanılıyor. Trump'ın, Müslümanlar'ın ülkeye girişi ya da Amerika- Meksika sınırına inşa edeceği duvarla ilgili söylediklerini hatırlayın. Trump'un retoriğinde iş birliği ve simetri değil, saldırgan, umursamaz ve nezaketsiz yaklaşım ön planda. Basın toplantılarında saldırgan bir dil kullanmak, rakiplerle, kanun koyucularla alay etmek, değersizleştirici ifadeler kullanmak…

HER PAHASINA KAZANMAK

Üstelik hem başarılı bir iş adamı hem de reality TV programlarında daha önce performans göstermiş biri olarak Trump, medyanın dikkatini üzerine çekmekte oldukça başarılı. Medyayı nasıl kullanacağı Trump için yeni bir beceri gerektirmiyor. Otobiyografi niteliğindeki The Art of The Deal (1987) kitabında basın için kullandığı "Basınla ilgili öğrendiğim şey, iyi bir hikâye için aç olduklarıdır; hele de sansasyonel ise. Bu, işlerinin doğası ve bunu anlayabilirim. Buradaki asıl konu şu ki biraz farklıysanız, biraz abartır, çirkinleşirseniz, biraz belirgin ve aykırı şeyler yaparsanız basın sizinle ilgili yazar. Sizinle ilgili yazılmasının ise faydaları zararlarından çoktur. İşin eğlenceli tarafı, sizinle ilgili eleştirel bir kişisel hikâye, sizi incitse bile işiniz için faydalı olabilir" ifadeleri, bugün sergilediği iletişim stratejisi ile tutarlı. Benzer ifadelere Time to Get Tough- Make America Great Again (2011) kitabında da rastlamak mümkün.  "Korkunç bir insan olabilirsin, reyting alıyorsan kralsındır.", diyor Trump.

2017 yılında The Economist'in bir çalışmasına göre Trump'ın dikkat çekici tweetleri toplamda 4,4 milyon saat okunmuş. Karşı saldırı, karşı suçlama, her durumda zafer iddia etmek, harekete geçirici sloganlar kullanmak Trump'ın retoriğinde sıkça öne çıkıyor. Niş bir hedef kitle ile nasıl iletişim kuracağını, muhaliflerini nasıl öfkelendireceğini, troller ile nasıl başa çıkacağını ve daha da önemlisi sosyal medya içeriklerini mermi gibi ortalığa saçmayı biliyor. Ana akım medyayı "hasta", "insanların düşmanı", "sahte" haber kaynağı olarak yaftalarken bölücü retoriği ile mutlak fikirleri zihinlere zerk ediyor. Aslında siyasi iletişimde rahatsız edici, kutuplaştırıcı dil internetle başlamadı; öncesinde de vardı fakat bu denli çok izleyiciye ulaşmıyor, bu denli uzun süre dolaşımda kalmıyordu. World Wide Web'in mucidi Tim Berners -Lee bu platformun yıkıcı gücünü uzun zamandır öngördüğünü,  özellikle Cambridge Analytica skandalından sonra bu platformun olumsuz etkilerinden, özellikle kitlesel gözetim ve yalan haberin bu denli yaygınlaşmasından büyük üzüntü duyduğunu itiraf etti.

Sosyal medyanın yankı odalarının hepimizi sağır ettiği günümüzde medyanın, mutlak fikirler, kabile buluşmaları ve toleranssız dil tarafından baskılanması; farklı fikirlerin özgürce ifade edilmesine ket vurdu. Televizyon ve radyodaki tartışma programlarında sadece mutlak fikirler ve yetersiz moderasyon var. Hep aynı kişiler, her konuda konuşabiliyorlar. 24 saat televizyon stüdyolarında yaşayan, o kanaldan bu kanala dolaşan ve kendi "mutlak" fikirlerini vaaz eden uzmanlar her yerde. Medya, haber ve reyting kaygısı ile moderasyonun toplumsal önemini unuttu; toleranssız dil ve nobranlık özgür konuşma ve toplumsal uzlaşmaya sekte vurdu.

Ormanda sadece sesi güzel olan kuşlar ötseydi; ormandan hiç kuş cıvıltısı gelmezdi, denir. Demokratik tartışma, toplumsal uzlaşmaya hizmet eden bir iletişim için tüm sesleri duymaya ihtiyacımız var. Aksi halde kendimizi içine hapsettiğimiz düşünce balonlarımızda ve kabilelerimizde; sadece kendi "gerçeğimizle" her gün biraz daha parçalanmış bir dünyaya bakmaya devam edeceğiz. 

Kaynak:

Baudrillard, J. (1994). Simulacra and simulation. University of Michigan press.

Lovink, G. (2018). Sosyal medyanın dipsiz kuyusu. Otonom Yayıncılık

Sayar, K., Yalaz, B. (2019). Ağ: Sanal dünyada gerçek kalmak. Kapı Yayınları 

Thompson, G. (2020). Post-Truth Public Relations: Communication in an Era of Digital Disinformation. Routledge.

Berna Yalaz