Çin ve Avustralya ilişkileri

Çin ve Avustralya ilişkileri

CGTN / Tom Fowdy

Çin ile Avustralya arasındaki ilişkiler bozulmaya devam ederken, Canberra'daki senato, ülke siyasetinde "Komünist Partinin etkisi" hakkında bir dizi soruşturma yürütüyor. Liberal parti senatörü Eric Abetz'in ırkçılıkla suçlamasına rağmen özür dilemeyi reddettiği Çin hükümetini, Avustralya'da yaşayan Çin halkının "kınamasını" istemesinden sonra eleştirmenler senato görüşmelerinin havasını "McCarthyci" olmakla eleştirdi. Görüşmenin tanıklarından ve daha önce Avustralya hükümetinde çalışmış olan Yun Jing, sorgulamasının "bir çeşit sadakat testine" benzediğini söylerken, Avustralya hükümetinin Avustralya-Çin İlişkileri Ulusal Vakfı yönetim kurulu üyesi Wesa Chau, soruşturmayı "ırkçı McCarthycilik" olarak sövdü.

Geçen birkaç yılda, Avustralya toplumu, kültürü ve medyası, akılları aşan bir şekilde Çin'e karşı militanca bir düşman, paranoyak ve saldırgan hale geldi. Bu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından benimsenen siyasi düzene açık bağlılığıyla uyum içinde uzun süredir "istisnai" kimliğini sürdürmeye çalışan, Asya ve Pasifik'e yakın konumuyla İngilizce konuşulan bir ülke olmanın ürünüdür. Çin ile ilgili son histeri, küresel öneminin artmasının bir yan ürünü olmasına rağmen, yine de bu faktörler, Beijing'i çok fazla askeri olarak değil ama kendi üstünlüğüne karşı bir tehdit olarak algılayan eski "sarı tehlike" siyasetinin tarihi mirasıyla bağlantılıdır.

AVUSTRALYA'NIN YENİ "SARI TEHLİKE" YÜRÜYÜŞÜ

Sydney Bülten Dergisi 1886'da, insanları saran dokunaçlarıyla Çinli bir kişinin ırkçı olarak çizildiği "Moğol Ahtapotu" olarak bilinen bir karikatür bastı. Dokunaçların her birinin üzerinde, ucuz emek, ahlaksızlık, çiçek hastalığı, afyon, rüşvet, gümrük soygunu ve tifo gibi kelimeler vardı. Karikatürün içeriği, Çin'i bugün ahlaksızlık, hastalık ve sahtekârlıkla ilişkilendiren aynı kaba ve aşağılayıcı klişelerin "anti-komünizm" adı altında kullanıldığı 2020'ye neredeyse hiç uymuyor.

Bu karikatür bize Avustralya'nın başlangıçta "Çin'i" kimliklerine asıl tehdit, büyük ve müreffeh bir komşu olarak algılayan İngilizce konuşan yerleşimcilerin sömürgeleştirdiği bir Pasifik ülkesi olduğunu anlatan bir Avustralya hikâyesini akla getiriyor. Bu, Britanya'dan türeyen kendi kültürünün ve değerlerinin gerçekten istisnai olduğu mantığı üzerine inşa edilmiştir. Sonuç olarak 20. yüzyılın başları, "sarı tehlike" korkusu altında ne pahasına olursa olsun korunmak için güreşildiğini gördü. Avrupalı ​​olmayanların kıtaya göç etmesini yasaklayan "Beyaz Avustralya" politikası da 1901'de oluşturulmuştu.

ÇİN İLE AVUSTRALYA ARASINDAKİ İLİŞKİLER

O zamandan beri Avustralya çok kültürlü bir ülke haline gelmesine rağmen, bu tür bir çok kültürlülük, kültür mirası ile kimliğinin hakim kalması ve orada yaşayan Asyalı azınlıkların daha sonra ona bağlılıklarını "kanıtlamaları" gerektiği mantığına kesinlikle bağlıdır. Çin'in yükselişi, aslında Avustralya'nın İngilizce konuşan bir ülke olarak istisnai konumunu kaybedebileceği ve böylece aşağı bir "Asyalı" kimliğine tabi olabileceği fikrini savunan "Sarı Tehlike"nin uzun süredir devam eden tavrını kamçıladı. Pek çok Avustralyalı,  Belçika, Hollanda ve Lüksemburg gibi küçük Avrupa ülkelerinin arkasından yalnızca dokuzuncu en büyük Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) kaynağı olan Çin'in ülkeyi "satın aldığına" inanıyor gibi görünüyor.

Yine de çok az insanın gerçeklere bağlı olmasına rağmen "Çin etkisi" konusundaki bu saplantı, şimdi birçok Avustralyalı Çinli yüzü politik olarak "şüpheli" tutuyor. Soruşturmanın ortaya koyduğu gibi, anti-Komünizm retoriğine sözde hizmet ederek "sadakatlerini kanıtlamaları" gerekiyor. "Avustralyalı", nihayetinde orada kimin yaşadığına değil, İngilizce konuşanların istisnai kimliğine ve Asya'yı aşağılık bir şey olarak göstermesine bağlı kalıyor.

Dolayısıyla, Avustralya yeni bir "sarı tehlikeye" doğru ilerliyor. Ama gerçekte bu hiç de yeni bir şey değil, Çin'i uzun zamandır Canberra'nın "medeni " yaşam tarzını "tehdit eden" aşağılayıcı ve tehdit edici bir tür yabancı, istenmeyen bir varlık olarak gören İngilizce konuşan ülkeler kimliği ve coğrafi olarak yerine geçme duygusuyla övünen asırlık mirasın devamıdır. Bir kez daha 1886'da yayımlanan karikatüre bakıldığında, ülkenin siyaset ve basın kuruluşlarının zihniyetinde çok az şeyin değiştiği görülüyor.