Batı basını diğer ülkelere neden üsten yaklaşıyor?

Batı basını diğer ülkelere neden üsten yaklaşıyor?

Batılı sıradan bir medya okuyucu Çin ile ilgili haberleri okuduktan sonra ülkesinin diplomatik bir saldırı ile karşı karşıya kaldığını düşünür. Amerika'nın Sesi isimli medya kuruluşu bu yılın başlarında yaptığı bir haberde "Çin'in Savaşçı Kurt Diplomasisi Uluslararası Tepkiye Neden Oldu" başlığını seçti. İsmini bir Çin filminden alan "Savaşçı Kurt" terimi son zamanlarda sözüm ona Çinli diplomatların agresif davranışlarını tanımlamak için kullanılıyor. Benzer şekilde The New York Times gazetesi de mayıs ayında "Koronavirüs üzerinden Çin'e küresel tepki" başlığını kullanmış ve Beijing yönetiminin salgınla ilgili olarak hatalarını kabul etmediğini savunmuştu.

Batılı kimi medya kuruluşları Çin'in faaliyetlerinin ve yereldeki açıklamalarının politik pozisyonundan kaynaklanmadığını bunun saldırgan olduğu yönündeki endişelere sahip. Örneğin Kanada'nın etkili gazetelerinden Globe and Mail, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin Kanadalı meslektaşı ile birlikte yaptığı 2016 tarihli basın toplantısında kendilerine dönük eleştirilere aynı tondan yanıt vermesini dahi saldırganca bir olarak tanımladı. Elbette sert sözler konusunda başka örnek olmasaydı Batı medyasının editörlerinin bu tutumu anlaşabilirdi lakin Çin bu konuda hâlâ geride kalıyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile karşılaştırdığınızda Çinli diplomatları "Savaşçı Kurt" olarak tanımlamak oldukça zor olacaktır.

POMPEO'NUN SALDIRILARI "YENİ NORMAL" Mİ?

ABD'li diplomat geçen hafta yaptığı konuşmasında "Biz Çin Komünist Partisi'ni (ÇKP) açık ve özgür bir topluluğa dönüştürmek için Çin vatandaşlarına kollarımızı açtık. Onlarsa basın toplantılarımıza, araştırma merkezlerimize, kolejlerimize kendi propagandacılarını gönderdiler." dedi. Pompeo, California'da yaptığı konuşmasında daha da ileri giderek Çin'in "fikri mülkiyet ve ticaret sırları konusunda hırsızlık" yaptığını savundu.

Pompeo'nun sadece sözde ekonomik faaliyetlere değil ama aynı zamanda Çin Halk Cumhuriyeti'nin yönetim ilkelerine dönük açık ve kaba saldırısını Batı medyası nasıl yorumluyor? Politico isimli etkin internet sitesi "Pompeo: ABD'nin Çin ile birleşme çabası başarısız oldu." başlığını seçti. Reuters ise "Pompeo 'Frankenstein' Çin'e karşı daha saldırgan bir yaklaşım talep etti." ifadelerini kullandı.

ABD'YE HER HAMLE HAK MI GÖRÜLÜYOR?

Batı medyasının çifte standardı halen ABD'yi uluslararası düzenin lideri olarak gören eski bir anlayışa dayanıyor. Bu nedenle Batı medyasının görüşüne göre Washington istikrarı temsil ederken Beijing'den yükselen ses tahmin edilemez ve saldırgan olarak yorumlanıyor. Bu durum özellikle Çin ve ABD ilişkilerine dair haberler de daha açık biçimde görülüyor.

Bloomberg'in sitesi haziran ayında yayımladığı bir haberde Çin'in kendi toprakları içinde yer alan Hong Kong Özel İdari Bölgesi'nde uygulamaya koyduğu yasadan dolayı ABD yaptırımına uğrayacağını duyurdu. Konuyla ilgili yazılan bir fikir yazısında ise "Çin'i cezalandırmak için iyi nedenler elde edildiği" açıkta itiraf edildi. Benzer şekilde The Wall Street Journal gazetesi de Amerika'nın Hong Kong Özel İdari Bölgesi vesilesiyle Çin Halk Cumhuriyeti'ni "cezalandıracağını" aktardı.

SEÇİLEN KELİMELER BİLİNÇLİ

"Cezalandırma" kelimesi bir öğretmenin ya da ailenin yanlış davranan bir çocuğa karşı tavrını betimlemesine karşın uluslararası ilişkilere asla uymaz. Buna karşın şurası açık ki; Batı medyası bu tür kavramaları belirli bir amaç doğrultusunda ve bilinçli olarak kullanıyor. Bu kurumlar için ABD, Avrupa Birliği ya da genel anlamıyla Batılı bir hükümet otorite ve meşruluğu temsil ederken Çin ise terbiye edilmeye muhtaç bir çocuktur.

Dünyanın en büyük iki gücü arasında tansiyon yükselirken ihtiyaç duyulan şey oryantalist bir bakış açısı değil soğukkanlılıktır. Bugün Beyaz Saray'da aklı selim insanlar bulunmuyor ancak trajedi Batılı haber merkezlerinde de benzer bir iklimin hakim olmasıdır.

Kaynak: Global Times