Avrupa krizleri fırsata çevirebilir mi?

Avrupa krizleri fırsata çevirebilir mi?

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin liderleri geçtiğimiz günlerde salgın sonrası büyük harcama planı üzerinde anlaştı. AB zor müzakerelere rağmen borç krizi içindeki kıtaya yardım eli uzatacak etkili bir mutabakata varmış oldu. Gelinen nokta hem Almanya ve Fransa'nın ortak lider göstermesi hem de Berlin başkanlığındaki Avrupa Konseyi için iyi bir başlangıç. Buna karşın Çin ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki artan stratejik rekabete AB'nin nasıl yanıt vereceği Brüksel açısından zorlukları beraberinde getiriyor.

Avrupa değişen uluslararası güç ve düzen yapısındaki değişikliklere paralel olarak stratejik konumunu yeniden gözden geçirse de böyle zorlu sorulara doğru yanıtlar hemen bulunmuyor. ABD şu anda Avrupa'nın müttefiki ve taraflar arasında siyasi, güvenlik, ideolojik ve ekonomik temeller halen mevcut. Buna karşın "Önce Amerika" doktrini Washington ve Brüksel arasındaki ittifakın temellerinde çatlaklar yarattı.

ABD, Avrupa'ya dönük dış politikasında giderek daha fazla talepte bulunan bir yaklaşım benimsiyor. Gümrük tarifeleri, NATO harcamaları, iklim değişikliği, İran ile varılan nükleer anlaşma gibi Avrupa'nın hayati gördüğü her alanda Beyaz Saray baskısından söz etmek mümkün.

WASHINGTON VE BRÜKSEL İLİŞKİSİ ESKİSİ GİBİ DEĞİL

Washington yönetimi müttefikleri üzerinde diplomatik kontrolü de giderek güçlendirmek istiyor. İngiltere'nin Huawei bazında aldığı karar bu bağlamda örnek olarak gösterilebilir. Buna ek olarak AB'den Brexit ile ayrılan Londra yönetimi Washington'a daha fazla güvenerek Atlantik cephesine daha meyyal olabilir.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa stratejik özerkliği konusunu defalarca gündeme getirdi. Benzer şekilde Alman Şansölyesi Angela Merkel de ABD'nin küresel sorumluluklarını yetine getirmemesi durumunda Atlantik ötesi ilişkileri yeniden düşüneceğini dile getirdi. Son zamanlarda gerek Merkel gerekse Macron "egemenlik" kavramına daha fazla atıfta bulunuyor. Yeni gündeme gelen stratejik düşünceler ABD ile Avrupa arasındaki iklimi de yansıtıyor.

ÇİN'E KARŞI DURUŞ DEĞİŞİM GÖSTERİYOR

Avrupa'nın Çin'e karşı stratejik konumlanışı da karmaşık değişimlerden geçiyor. Blok Çin ile olan kapsamlı stratejik ortaklığını yeniden düşünemeye başladı. Tüm bu gelişmeler Çin'in artan gücü ve uluslararası etkisinin artmasının ardından gerçekleşti. Avrupa'da pek çok kişi Çin'in umdukları siyasi ve sosyal değişimlere uğramadığını savunuyor. Bu noktada, Avrupa ve ABD yüksek derecede fikir birliğine sahiptir.

Öte yandan Avrupa Birliği, Çin'in devasa ölçekteki pazarına kavuşmak için istek duyuyor. Birlik aynı zamanda Çin ile diplomasi ve küresel yönetişim alanında çok taraflı bir ortaklıktan çıkar sağlayabileceğini biliyor. Benzer şekilde Çin'in de Brüksel ile ilişkilerinde pozisyonu açık. Beijing yönetimi defalarca kez Avrupa'yı bir düşman ve tehdit değil aksine ortak olarak gördüğünün altını çizdi. Çin ve Avrupa kurumsal rakipler değil, uzun vadeli kapsamlı stratejik ortaklardır. Çin ve Avrupa, küresel istikrar, kalkınma, refah ve yönetişim için iki büyük medeniyet olmalıdır.

HEM İKİLEM HEM DE FIRSAT

AB için Çin ile ABD arasındaki artan stratejik rekabet hem stratejik ikilem hem de fırsattır. Macron, Fransa ve Avrupa'nın Washington ve Beijing arasında seçim yapmak zorunda kalmamaları gerektiğini söyledi. Başkanlığı devralan Almanya da AB'ye büyük gündemler ve güçlü liderlik getirecek. AB'nin yeni liderliği aynı zamanda dış ilişkileri için bir strateji oluşturuyor. AB dünya düzeninde bir pivot rolü oynamak istiyorsa eski sistemleri aşmaları gerekiyor. Avrupa uluslararası modeldeki büyük değişiklikleri kavramalı, yeni düzenin inşasına odaklanmalı ve stratejik rekabet döneminde aralarında uygun bir pozisyon bulmalıdır.

Kaynak: Global Times